2 Ağustos 2013 Cuma

Derinin Altında

Derinin Altında

Derinin Altında, Michel Faber | Sel Yayıncılık, Roman, Çeviren Ayça Çınaroğlu, 279 sayfa, 9789755706276, Haziran 2013.

Derinin Altında, Yağmur Yağmalı, Cesaret Beşlisi, Yüz Doksan Dokuz Basamak gibi önemli kitapların yazarı Michel Faber'ın Türkçedeki son kitabıdır.

Derinin Altında, Britanya’nın en saygın ödüllerinden Whitbread finalisti oldu, Michel Faber’ın doğayı bir yabancının gözlerinden anlatarak ve insanı kurban sandalyesine oturtarak kurduğu gizemli ağın altında insan-doğa ilişkisine dair çarpıcı bir hiciv yatıyor. Derinin Altında, ‘insanın’ kulağına fısıldadıklarıyla hem insanlık hem de gereğinden fazla kanıksadığı doğa hakkında düşünmeye çağırıyor bizi: İnsanın derisinin altında yatan şeyler hayvanınkinden ne kadar farklı?

                 

- 1 -

Isserley, otostopçuyu gördüğünde önce durmayıp önünden geçer, adamı kafasında ölçüp biçmek için zaman kazanırdı. Onun aradığı şey kaslı bir vücuttu. Ayaklı bir cazibe. Çelimsiz tipler işine yaramazdı.

Aslında ilk bakışta aradaki farkı anlamak şaşırtıcı derecede zor olabiliyordu. Şehir dışındaki bir yolda tek başına duran bir otostopçunun anıt ya da tahıl ambarı gibi bir kilometre öteden göze çarpacağını, arabayı sürerken ona sakin kafayla değer biçebileceğinizi, kafanızda elbiselerini çıkarıp vakit varken evirip çevirebileceğinizi düşünürdünüz; ama Isserley bunun böyle olmadığını öğrenmişti.

İskoçya'nın dağlık bölgelerinde araba kullanmak başlı başına ilginç bir işti; kartpostallarda görünenden çok daha fazlası olup biterdi hep. Yolun her iki tarafındaki kırlarda pusun hâlâ uykudan uyanmadığı bir kış günü şafak vaktinin sedefsi sessizliğinde bile A9 otoyolunun daha uzun süre boş kalacağından emin olmazdınız. Ne olduğu belirsiz orman yaratıklarının tüylü leşleri asfaltı her sabah yeniden kirletir, zamanın içinde canlı bir varlığın otoyolu doğal yaşam alanıyla karıştırdığı anın donuk imgesi olarak kalırdı.

Isserley de çoğunlukla böyle tarih öncesinden kalma sakin saatlerde işe girişirdi; öyle ki dünyadaki ilk araba onunki olabilirdi. Daha yeni tamamlanmış bir dünyaya indirilmiş gibiydi; sanki dağlar daha tam yerine oturmamıştı ve ağaçlı vadiler her an denize dönüşebilirdi.

Yine de küçük arabasıyla ıssız, hafifçe buğusu tüten yola çıkınca arkasında güneye giden araba trafiğinin oluşması çoğunlukla an meselesi olurdu. Dar bir patikada birbirini takip eden koyunlar gibi sürüp giden trafik, Isserley'in hızı belirlemesinden memnun olmazdı; arabayı daha hızlı sürmeliydi, yoksa korna yiyip çift yönlü yolun dışına atılırdı.

Aynı zamanda anayolda olduğu için ona bağlanan bütün küçük yollara da dikkat etmeliydi. Sanki bu farklılık doğal seçilimle belirlenmişcesine yol tabelaları kavşakların yalnızca birkaçını açıkça gösteriyordu; diğer kavşaklar ağaçların arasına gizlenmişti. Her ne kadar yol hakkı Isserley'in de olsa, kavşakları görmezden gelmek iyi bir fikir değildi. Sabırsızca titreşen bir traktör, her an yaydan fırlamak üzere bir yerlerde bekliyor olabilirdi; eğer yoluna atılacak olursa traktör kendi hatasından pek de zarar görmez, ama Isserley ziftin dört bir yanına saçılırdı.

---

Bu alıntı tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

KitapGalerisi Facebook / KitapGalerisi Twitter

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder