Kitabın 178. ve 179. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
"Ormanın ruhu" sorununun kapandığı akşam, Emet'in evinde büyük bir muhabbet sofrası açıldı. Kadınların gizli eli büyük odanın her yerine değmiş, orayı mükellef bir sofraya dönüştürmüştü. Sazlar gelmiş, yerlerine oturmuşlardı, İsmail o akşam o sofrada hayatının bitmez tükenmez aşklarından biriyle tanıştı.
Sofranın başında her zamanki gibi İsmail oturuyordu. Sağ yanında Dedebey, sol yanında ise Cemal vardı. İsmail'in işaretiyle Dedebey sofra duasını yapmış, yiyecekleri kutsamıştı ki, Cemal bir insanı bile gizleyebilecek cübbesinin altından şu yalan dünyada değer verdiği tek dünya malını çıkarıp Dedebey'in dizinin yanına doğru uzattı. Bu gerçekten bir Türkmen için hazine sayılabilecek son derece iyi işlenmiş, kesme camdan bir sürahiydi ve içi kan kırmızı bir sıvıyla doluydu. Bu "bunak ihtiyar" Dedebey'i bir kez daha büyük bir öfke girdabına sürüklüyordu. Elbette sofradaki herkes Cemal'in kutsaması ve deme dönüştürmesi için Dedebey'in dizi yanına bıraktığı bu gerçekten güzel sürahinin şarapla dolu olduğunu biliyordu, Dedebey'i öfkelendiren, bunun bu kadar aleni yapılmasıydı. Burada Dedebey'e göre aleniliğin, haddini aşmışlığnıın ölçüsü, bu davranışın şeyhlerinin yanında yapılmış olmasıydı. Sofradaki hiç kimse bir dede tarafından kutsanıp deme dönüştürüldükten sonra bade-siz bir muhabbet sofrasını zaten düşünemezdi. Muhabbetin dil çözücüsü, gönüllerin kilidinin anahtarı, ilahi aşkın şarabının bu dünyevi köprüsü ne güzel bir muhabbet arkadaşıydı! Ama bu ilk kez bir şeyh varken oluyordu. Buna bu ihtiyardan başkası herhalde cesaret edemezdi.
İsmail de bu kız endamlı sürahideki kırmızı sıvının ne olduğunu gayet iyi biliyordu. Daha önce de defalarca muhabbet sofralarına baskın verdiği müritlerinin bu kırmızı sıvıyla dolu toprak kadehleri nasıl el çabukluğuyla örtü altlarına, cepken içlerine "sır ettiklerine" şahit olmuştu. Bu saklama davranışını bir saygı hareketi olarak yorumlamış, bu nedenle kendisinden bir şey saklandığında duyduğu kızgınlığı duymamıştı. Şüphesiz bir de müritlerinden kendi sonsuz yaşlılığını anlamalarını bekleyemezdi. Onların birçoğunun gözünde önceleri bir çocuk, şimdilerde de bir genç olduğunu pekâlâ biliyordu. Bir çocuk ya da bir genç içinse, bu kırmızı sıvıyla tanışmak pek erken bir olay olarak kabul ediliyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Sofranın başında her zamanki gibi İsmail oturuyordu. Sağ yanında Dedebey, sol yanında ise Cemal vardı. İsmail'in işaretiyle Dedebey sofra duasını yapmış, yiyecekleri kutsamıştı ki, Cemal bir insanı bile gizleyebilecek cübbesinin altından şu yalan dünyada değer verdiği tek dünya malını çıkarıp Dedebey'in dizinin yanına doğru uzattı. Bu gerçekten bir Türkmen için hazine sayılabilecek son derece iyi işlenmiş, kesme camdan bir sürahiydi ve içi kan kırmızı bir sıvıyla doluydu. Bu "bunak ihtiyar" Dedebey'i bir kez daha büyük bir öfke girdabına sürüklüyordu. Elbette sofradaki herkes Cemal'in kutsaması ve deme dönüştürmesi için Dedebey'in dizi yanına bıraktığı bu gerçekten güzel sürahinin şarapla dolu olduğunu biliyordu, Dedebey'i öfkelendiren, bunun bu kadar aleni yapılmasıydı. Burada Dedebey'e göre aleniliğin, haddini aşmışlığnıın ölçüsü, bu davranışın şeyhlerinin yanında yapılmış olmasıydı. Sofradaki hiç kimse bir dede tarafından kutsanıp deme dönüştürüldükten sonra bade-siz bir muhabbet sofrasını zaten düşünemezdi. Muhabbetin dil çözücüsü, gönüllerin kilidinin anahtarı, ilahi aşkın şarabının bu dünyevi köprüsü ne güzel bir muhabbet arkadaşıydı! Ama bu ilk kez bir şeyh varken oluyordu. Buna bu ihtiyardan başkası herhalde cesaret edemezdi.
İsmail de bu kız endamlı sürahideki kırmızı sıvının ne olduğunu gayet iyi biliyordu. Daha önce de defalarca muhabbet sofralarına baskın verdiği müritlerinin bu kırmızı sıvıyla dolu toprak kadehleri nasıl el çabukluğuyla örtü altlarına, cepken içlerine "sır ettiklerine" şahit olmuştu. Bu saklama davranışını bir saygı hareketi olarak yorumlamış, bu nedenle kendisinden bir şey saklandığında duyduğu kızgınlığı duymamıştı. Şüphesiz bir de müritlerinden kendi sonsuz yaşlılığını anlamalarını bekleyemezdi. Onların birçoğunun gözünde önceleri bir çocuk, şimdilerde de bir genç olduğunu pekâlâ biliyordu. Bir çocuk ya da bir genç içinse, bu kırmızı sıvıyla tanışmak pek erken bir olay olarak kabul ediliyordu.
kitap
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder