Kitabın 117. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Madam Ahtapot evine o gece saat on buçukta gelmemi söylemişti. Bir Paris gecesinde perilerin dünyasına doğru yola çıkmadan önce dinç olmak için öğleden sonra yatıp uyudum, iyice dinlendim. l'Estrapade Sokağı'ndan geriye dönerken rüzgâr çıkmış, dev anahtarı ve yemek kazanı karıştıran adam levhasını gıcırdatarak sallamıştı. Havada deniz ve yağmur kokusu vardı. Yatağıma uzandığımda, pencere önündeki ağacın dallan sallanıyordu ve çok geçmeden yağmur damlaları hızla cama vurmaya başladı. Yağmur damlalarının sesi uykuma engel olmadı, tam aksine, kısa sürede derin bir uykuya ve rüyalar âlemine daldım.
Yine daha önce birçok kez gördüğüm o kuğulu rüyayı gördüm, ama daha önceki rüyalarda yağmur yoktu. Şimdi yağmur altında bir göl kenarında durmuş, beyaz bir kuğunun su üstünde süzülüşünü seyrediyordum. Ama havada yağmurun sesinden başka, karanlığı delen şimşek, gökgürültüsü sesini andıran boğuk, garip bir ses de vardı. Şimşek çakınca, gölün karşı kıyısında, narin vücudunun hatlarını belli eden, sıkı ve beyaz bir gecelik giymiş bir kadının durduğunu gördüm. Yine bir şimşek çaktı ve bu kez onu iyice aydınlattı, yüzünü de gördüm, benim yüzümdü bu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder