Kitabın 328. ve 329. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
On Sekizinci Bölüm
"Aslında güverteye çıkmıştım. Birkaç dakika boyunca etrafa bakındım. Fakat daha sonra eğer işe yarayacak bir şeyler görürsem arabada unutmuş olduğumu hatırladığım kamerama ihtiyacım olacağını fark ettim," diye açıkladı Parker. Sabahın erken saatlerinde yola çıkmışlardı, Garrett sakin sakin aracı kullanıyordu.
Aralarındaki her şey masaya yatırılmış olduğundan değil, elbette ama Parker, o arabayı kullanırken elini Garrett'ın bacağına koymakta sakınca görmemiş, Garrett ise her kırmızı ışığa yakalandıklarında Parker'ın elini bacağından kaldırıp, üst kısmına küçük küçük öpücükler kondurmakta tereddüt etmemişti.
Dün yaşanan dehşetin ardından ikisi de hayattan istediklerini almak için hiçbir çaba göstermeden, kalplerini inkâr ederek harcadıkları, boşa geçen tüm o zamanlar için üzülüyordu. Birlikte oldukları her anın doyasıya tadını çıkarmaya başlamak ve şükretmek için ölümle burun buruna gelmeyi beklemiş olmalarına kızıyorlardı. Halbuki aşklarını birbirlerine açıkça ifade etmek o kadar kolay olmuştu ki. İkisi de aptal ve kör bir hâlde, hiç gerçekten konuşmadan zamanlarını harcamışlardı; bu yüzden şimdi yapmak istedikleri tek şey birbirlerine her şeyi anlatmaktı.
"Geçen gece lobiye döndükten sonra seni Cole ile birlikte görünce çok kıskanmıştım," dedi Garrett. Yüzünde süklüm püklüm bir ifadeyle gülümsüyor, Parker'ın tepkisini ölçmek için ürkekçe ona bakıyordu.
O sabah otelden ayrıldıklarından beri bunu yapıyordu aslında; Parker önceki gün teknede neler olup bittiğini anlatırken Garrett hislerine dair kısa kısa şeyler söyleyip duruyordu. Tüm bunları en sonunda sesli bir şekilde söylemek iyi hissettiriyordu. Aynı zamanda, Parker yaşadıklarını tekrar anlatır ve Garrett'ın bilmediği detaylar hakkında onu bilgilendirirken, Garrett da o anlarda yaşadığı korkuyu, paniği tekrar yaşadığı ve kendisini kötü hissetmeye başladığı için, Parker'a duyduğu hisleri anlatan, güzel şeylerden bahsetmek göğüs kafesindeki baskının bir nebze azalmasına yardımcı oluyordu. Dün gece neredeyse hiç uyuyamamıştı. Çünkü eğer gözlerini kapatır uykuya dalarsa, uyandığında her şeyi kaybetmiş olduğunu fark etmekten korkuyordu. Düşündüğü gibi Parker'ı sudan hiçbir zaman çekmemiş, onu sevdiğini söyleyişini hiç işitememiş bir hâlde uyanmaktan korkuyor, tüm bu olanların kendi zihninin yarattığı bir illüzyon olmasından çekiniyordu. Bu yüzden bedenini iyice onunkine yakınlaş-tırıp güneşin ilk ışınları odalarını aydınlatana dek Parker'ın yavaş, düzenli bir şekilde nefes alıp verişini dinleyerek onu seyretmişti.
Parker kafasını koltuğun başlığına yasladı ve Garrett'ın profilden görünen yüzünü incelemeye başladı. Sokakların arasında yolunu bulmaya çalışırken çenesinin aldığı şekilleri, burnundaki kemeri, arabanın önce camından gelen güneş ışığının yanaklarındaki gamzeleri daha da belirgin bir hâle getirişini seyretti.
"Kıskanacak hiçbir şey yok ki ortada. Cole, nasıl desem, benim için bir ağabey gibi," dedi Parker sakince.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder