Kitabın 278. ve 279. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
İkona atölyesi yarısı taş, büyük bir evin iki odasına yerleşmişti; üç pencereli odanın bir penceresi avluya, ikisi bahçeye bakıyordu; öteki odanın iki penceresinden biri avluya, biri sokağa. Pencereler küçük, kare biçimindeydi, camları eskilikten gökkuşağının renklerini andırıyordu, kış günlerinin dağınık, zayıf ışığının atölyeye girmesine pek isteksiz izin veriyorlardı.
İki oda sıkışık yerleştirilmiş masalarla doluydu, her masada öne eğilmiş çalışan bir, bazen iki, ikona ressamı vardı. Tavandan sarkan iplerde cam küreler bağlıydı; su dolu oldukları için lambanın ışığını topluyor, ikonanın kare tahtasına beyaz, soğuk bir ışın olarak yansıtıyorlardı.
Atölye çok sıcaktı, boğucu bir havası vardı. Palehli, Holuylu, Mastyorlu yaklaşık yirmi "ikona ressamı" çalışıyordu burada. Hepsi yakaları aç,k basma gömlekle, keten pantolonla, ayaklan çıplak veya yırtık pabuçlarla çalışıyorlardı. Ustaların başı üzerinde, en ucuz cinsten tütün dumanları gri bir örtü oluşturmuştu. Kesif bir beziryağı, vernik ve çürük yumurta kokusu çökmüştü havaya.
Hüzünlü bir Vladimir şarkısı reçine gibi ağırdan akıyordu;
Ne vicdansız oldu şu halk,
Oğlan herkesin önünde ayarttı kızı...
Başka şarkılar da söylüyorlardı, onlar da hüzünlüydü ama en çok bu şarkı duyuluyordu. Onun tekdüze ezgisi düşünmeye de, ikonalarda azizlerin kemikli yüzlerine ince kıl fırçalardan acı kırışıklıkların dökülmesine de engel olmuyordu. Pencerenin önünde sarhoş, ihtiyar kakmacı, mavi kocaman burunlu Gogolev'in çekici tıkırdı-yordu; şarkının tembel ezgisine, tahtayı böcek kemiri-yormuş gibi, çekicin kuru takırtısı karışıyordu;
İkona boyama işinin kimseyi ilgilendirdiği yoktu. Kötü niyetli bir bilge güzellikten yoksun, çalışma isteği uyandırmayan bu işe uzun bir süre için ara vermiş gibidir. Kötü niyetli, sinsi marangoz şaşı Panfil, yonttuğu çeşitli boyutlarda yapıştırdığı leylak rengi servi tahtalarını getiriyor; veremli delikanlı Davidov onları bir yere yığıyor; arkadaşı Sorukin "astarlıyordu". Milyaşin kurşunkalemle orijinalden kopya çıkarıyor; ihtiyar Gogolev altın rengi astarın üzerine desenler çiziyordu; giysiciler azizlerin giysilerini boyuyorlardı, ikonalar sonra yüzleri, elleri olmadan yüzcülerin boyamalarını beklemek üzere duvarlarda asılı, beklemeye başlıyorlardı.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder