Kitabın 336. ve 337. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Konuya tamamen alakasız kalan General D'Hubert şaşırarak, "Ne arkadaşları?" dedi. "Şuradaki evde eniştemle kalıyorum."
"Tamam işte; elde var bir," dedi burnu kesik gazi.
O ana kadar sessiz kalan ve İmparator'u asla sevmeyen adama tek gözüyle dik dik bakmakla yetinen diğer gazi, "Biz General Feraud'nun arkadaşlarıyız,' diye araya girdi. Bu bakılacak bir şeydi. Zira İmparatoru İngilizlere satan o sırmalı şeritli hainler, mareşaller ve prensler bile onu az çok sevmişlerdi. Fakat bu adam İmparator'u asla sevmemişti. General Feraud bunu açıkça belirtmişti.
General D'Hubert göğsünde bir darbe hissetti. Bir anlığına sanki uzayın ebedî durgunluğunda berbat, yavaş bir gıcırtıyla hareket eden dünyanın dönüşü algılanabilir olmuştu. Fakat kulaklarındaki bu kan sesi derhal kesildi. İstem dışı bir şekilde, "Feraud ha! Onun varlığını unutmuştum," diye mırıldandı.
Tek gözlü süvari soğuk bir sesle, "General Feraud halihazırda şu tepenin üzerindeki vahşilerin yuvasında, rezil bir handa son derece rahatsız bir halde varlığını sürdürüyor/' dedi. "Bu bölgeye bir saat önce posta atlarıyla geldik. Bizim dönmemizi sabırsızlıkla bekliyor. Anlayacağınız acelemiz var. General sizden haysiyet ilkesi gereği hakkı olan tatminkâr bir cevap alabilmek için bakanlığın emrini ihlal etti ve doğal olarak jandarma işin kokusunu almadan her şeyin hallolmasını istiyor."
Diğeri de yoldaşının söylediklerini açıklığa kavuşturdu. "Gizlice geri dönmesi lazım yani - anlıyor musunuz? Kimsenin ruhu duymadan. Bizler de kaçak durumundayız. Arkadaşınız Kral Hazretleri, eline geçen ilk fırsatta üç kuruşluk ödeneğimizi kesmekten zevk duyacaktır. Tehlikeyi göze aldık. Ama onur ve haysiyet her şeyden önce gelir."
Nutku tutulan General D'Hubert kendini toparlayıp konuşma yetisine kavuşmuştu. "Yani sizin kalkıp bu yolu teperek buraya gelme nedeniniz beni bir boğaz kesme müsabakasına davet etmek ve şu - şu..." D'Hubert
gülme nöbetine tutulmuşçasına kahkaha atmaya başladı. "Ha! ha! ha! ha!"
D'Hubert yumruklarını beline dayayıp gürleyerek kahkahaları koyuverirken, iki gazi de sanki yerdeki bir gizli kapıdan pat diye yukarı fırlamışçasına karşısında sırık gibi dimdik durdular. Daha yirmi dört ay önce Avrupa'nın hâkimi olan bu adamlar, şimdi antik birer hayalet havasına bürünmüşlerdi; rengi atmış paltolarının içinde, beyaz yolun üzerine koyu bir karaltı gibi düşen dar gölgeleri bile, kendilerinden daha gerçek ve daha elle tutulur görünüyordu: yirmi yıl boyunca süren savaş ve fetihlerin askerî ve gülünç denecek kadar anlamsız ve garip gölgeleri. İstiflerini bozmadan dikilip duran iki gazinin, kılıç tarikatının bronz heykelleri gibi tuhaf bir görünümleri vardı. Avrupa'nın eski hâkimlerinden biri olarak General D'Hubert de karşısında duran bu iki ağırbaşlı hayalete gülüyordu.
Gazilerden biri gülen General'i başıyla işaret ederek, "Pek neşeli bir arkadaşmış bu," dedi.
"Aramızdan bazıları Öteki gittiği günden beri gülmedi," diye belirtti yoldaşı da.
General D'Hubert, bu iki hayaletin üzerlerine çullanıp bir güzel pataklayarak yere yıkmak için şiddetli bir dürtüye kapılıp ürktü. Birden gülmeyi kesti. Şimdi tek istediği bu ikisinden kurtulmak, kendini kaybetmeden gözünün önünden uzaklaşmalarını sağlamaktı. İçinde yükselen ve bastırmakta zorlandığı öfke onu şaşırtmıştı. Fakat o anda bu tuhaf duruma kafa yoracak vakti yoktu. "Benimle olan işinizi mümkün olduğunca çabuk halletme arzunuzu anlıyorum. Boş merasimlerle vakit harcamayalım.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder