11 Şubat 2014 Salı

Piruze Ve Oğulları

Piruze Ve Oğulları, Sinan Akyüz  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Alfa Yayınları, Roman, 9786051068435, 415 Sayfa, Şubat/2014


Kitabın 204. ve 205. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Firuze gülümsedi.
"Bırak şimdi zevzekliği. Sabah sabah kumaşçıdan geliyorum. Hadi, ofisime geçelim. Çay mı, kahve mi içersin?"
"Çay olsun bari," dedi nazlanarak.
Piruze mağazada çalışan elemanlarından birine, "Günaydın," dedi içten bir sesle. "Bize iki demli çay söyler misin?"
Sıska yapılı eleman gülümseyerek başını salladı, yanlarından hızla uzaklaştı. Piruze Volkan'ın koluna girip çekiştirdi.
"Sen gel bakalım benimle doğum günü çocuğu," dedi ciddi bir tavır takınmaya çalışarak, "Seninle konuşacaklarım var."
Volkan ofise girdiğinde kıkırdadı, sonra da çantasından Cha-nel şişesini çıkarttı. Göğsüne, boynuna ve biraz da saçlarının üzerine sıktı. Piruze onun bu haline, güldü.
"Sen, ne süslü bir şeysin böyle. Allah seni kız yaratacağına erkek yaratmış."
Piruze'nin bu sözleri birdenbire onu kederlendirdi.
"Biliyor musun?" dedi ağlamaklı bir sesle. "Bin dokuz yüz kırk dört senesiymiş... Eğrikapı'da doğup büyümüş anacığım, yoksul ailesine katkı sağlamak İçin ahbapları Hamdullah Bey'in konfeksiyon atölyesinde çalışmaya başladığı sıralarda, henüz on beş yaşındaymış.
"Bîr gün koluna taktığı Nacar marka saati bozulunca, Hamdullah Bey'e, 'Ağabey, bu saati bir tanıdığa tamir ettirebilir miyiz?' diye sormuş. Hamdoş Amca da düşünüp taşındıktan sonra, 'Bize Mahmutpaşa'dan mal getiren bir delikanlı var. Ondan rica ederiz, tanıdığı bir saatçiye gösterir. Bir dahaki gelişinde de getirir,' demiş.
"Bu konuşmadan tam iki gün sonra Ekrem adlı bir genç, yani  . babam çıkagelmiş. Hem yakışıklı hem de babayiğit bir delikanlıya benziyormuş. Rahmetli anacığım ölmeden önce hep söylerdi:
'Babanız gençlik zamanlarında taşı sıksa suyunu çıkartırdı. Öyle heybetli görünürdü ki, hükümet sonradan onu alıp kolluk görevlisi yaptı.'
"Neyse... O gün Hamdoş Amca bu genç adama, 'Bir tanecik bozuk saatimiz var. Parasını verelim de bu saati sevabına götürüp bir yaptırıver oğlum,' diye rica etmiş. Genç adam, 'Lafı mı olur? Sizin bir sözünüz benim için emirdir. Saat nerede? Verin bana, giderken yanımda götüreyim,' diye cevap vermiş. Hamdoş Amca bunun üzerine, atölyede kızlı erkekli çalışanlar arasından anacığıma seslenmiş: 'Yıldız! Yıldız!.. Ekrem oğlum geldi. Tamire gidecek saatini çabuk getir.'
"Anacığım kolundan bozuk saatini çıkarmış, büyük bir sevinçle koşup yanlarına gelmiş. Başını kaldırıp da babama bakınca açık mavi gözlerine vuruluvermiş. Yalnız kalbinden vurulan bir tek anacığım mı? Babam da onun için aynı şeyleri hissetmiş, o da yüreğini çoktan kaptırmış. Gençlik işte!.. O anda ne anacığım saati ona verebilmiş, ne de babam saati onun elinden alabilmiş. O kısacık anda saat anacığımın kalem gibi ince parmaklarının arasından kayıp yere düşüvermiş, paramparça olmuş. Tıpkı o anda ikisinin de yüreklerinin paramparça olması gibi.
"Hamdoş Amca onların bu hallerine bakıp gülmüş. Eski tüfek insanlar tilki gibi kurnazlarmış. Hemen anlarlarmış sevdanın nasıl apansız çiçekler açtığını gönüllerde. Sonra, babam özür üzerine özürler dilemiş. Zavallı anacığım da, 'Zaten bozuktu,' demiş.
"Bu olaydan tam bir hafta sonra, babam elinde güzel mi güzel bir saatle çıkagelmiş. O gün anacığımı zor bela İkna ederek saati ona hediye etmiş. Zaten bir sene içinde nişanlanıp evlenmişler...
"Bense bu hikâyenin üçüncü meyvesi olarak, otuz yıl önce tam da bugün, bu saatlerde doğmuşum.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder