14 Şubat 2014 Cuma

Yüzbaşının Oğlu

Yüzbaşının Oğlu, Nedim Gürsel  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Doğan Kitap, Roman, 9786050918236, 246 Sayfa, Ocak/2014


Kitabın 132. ve 133. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Bugün hava öylesine günlük güneşlik, o denli pırıl pırıl ki, içim yaşama sevinciyle dolu. Romatizmalarım olmasa zil takıp oynayacağım. Karşımda sere serpe İstanbul, gökyüzünde küçücük, top top bulutlar var. Ve insanı alıp götüren bir derinlik. Top top deyince aklıma geldi, yaz günleri kışlanın üzerinden de geçerdi böyle beyaz, akça pakça bulutlar. Çıplak, boz tepelere doğru uzaklaşırlardı. O tepelerin ardında dağlar, dağların ötesindeyse Akdeniz vardı. Bir kez olsun görmeye imkân bulamadığım, yıllar sonra limanlarını bir bir dolaşacağım, kıyısında uzanıp yorgunluk atacağım "Ma-re Nostrum", çocukluğumda benim olmayan "Bizim Deniz". Bulutlar hareket halindeyken leylekler de sökün ederdi. Dağları aşıp düze indiklerini, bir süre sazlıklarda oyalandıktan sonra kırmızı kiremitli çatılara yuva kurduklarını hayal ederdim. Buradan da geçiyor leylekler, çok yukardan kanat vurup uzaklaşıyorlar, göğün mavisinde siyah beyaz lekeler bırakarak. Bu lekeler bulut mu, yoksa başka kuşlar mı fark edemiyorum. İçim yaşama sevinciyle dolu ama, hava ne denli güzel dünya ne kadar yaşanası da olsa, gövdemin günbegün güçten düştüğünü hissediyorum. Bulutlar da çocukluğumun leylekleri gibi güneye, sıcak ülkelere mi göç ederler, yoksa rüzgârda savrulup kararır, yağmur olarak mı düşerler yeryüzüne? Bunu bilse bilse coğrafya hocamız Motor Kenan bilirdi ancak, ama onun sözlerinden de hiçbir şey anlaşılmazdı. Hem o da hayatta değil artık. Yaşamıyor ki bulutların akıbetini anlatsın, "Çocuklar" desin her zamanki telaşıyla, "dünya böyle günlerde mavi bir portakaldır." Şairliğim mi tuttu nedir, ama yemin ederim ki öyle, bu sabah gerçekten bir mavi portakal dünya, îstanbul'sa onun küfünün yarısı. Ne varsa bu küfte var, küf meyveyi pas demiri yer, her şey yok olur gider, anılar kalır geride. Onlar da bir gün kaybolur eğer kayda geçmemiş, yağmur olup belleğe yağmamışlarsa. Belki günlük güneşlik ortalık ama belleğim sağanak altında, bir gidip bir geliyor geçmişle şimdi arasında, çocukluğuma, ergenlik yıllarıma doğru savruluyor. Onu dizginleyip hikâyeme bir düzen vermeliyim. Usta meddahlar gibi.
Biliyorsunuz bir zamanlar İstanbul'da kahve kahve, Anadolu'da köy köy dolaşıp hikâyeler anlatan, yeri geldiğinde taklit yapmasını, hatta eşek gibi anırmasını bilen meddah nam sanatçılar vardı. Belde cevgân, omuzda kırmızı renk bir makreme, elde kamış değnek, yüksek bir iskemleye çıkıp anlatmaya koyulduklarında dillerine doyum olmazdı. Kuşkusuz bu nedenle birkaç saatte toparlayıp bitirirlerdi olayı. Benim hikâyemse uzayıp gideceğe benziyor, hem benden başka dinleyen de yok. Kendim çalıp kendim söylüyorum bir köşede. Köşe dediysem sözgelişi elbette, yoksa bu apartman katını, bu geniş salonu, bu eşsiz manzarayı bulana dek karımla birlikte az çile çekmedim, ama o da bir başka hikâye. Kiralık ev arayan körün önce manzarayı sorması gibi bir şey.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder