17 Mart 2014 Pazartesi

Batsın Böyle Gazetecilik

Batsın Böyle Gazetecilik, Derya Sazak tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Boyut Yayınları, Siyaset İnceleme Araştırma, 9789752310889,392 Sayfa, Mart/2014

Kitabın 196. ve 197. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

GEZİ'NİN KURBANI GENÇLER
Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ahmet  Atakan,   Hasan   Ferit   Gedik...   Onlar,   Taksim   Yayalaştırma   Projesi kapsamında Gezi Parkı'ndan ağaçların sökülmesiyle başlayan ve yurt geneline yayılan protestolarda, farklı şehirlerde, farklı biçimlerde hayatlarını kaybettiler. Kimi vücuduna isabet eden polis kurşunuyla, kimi dövülerek, kimi başına gelen bir gaz kapsülüyle, kimi üzerine sürülen bir aracın çarpmasıyla ayrıldı aramızdan... Her biri yirmili yaşlarda olan bu gençlerin ölüm biçimleri farklı ancak davaları aynıydı. Onlar artık Haziran Direnişi'nin ölümsüz simgeleri. Bugüne kadar görülen davalarda, henüz tatmin edici kararlar çıkmadı, Ethem'i vuran polis memuru "olayın meşru müdafaa sınırları içerisinde kaldığı"" gerekçesiyle serbest bırakıldı, Mehmet'in mahkemesi ikinci kez ertelendi, Abdullah'ın ölümüyle ilgili iddianame hala hazır değil, Ahmet'in nasıl öldüğü hala tartışılıyor. Ali'nin davası ise öldürüldüğü yer olan Eskişehir'de görülmesi beklenirken, "güvenlik" gerekçesiyle  Kayseri'ye alındı. Kayseri'de görülen davanın ilk duruşmasında Ali İsmail'in annesi Emel Korkmaz'ın oğlunun fotoğrafını sanıklara göstererek yaptığı konuşma hafızalara kazındı: "Oraya değil, buraya bak. Çocuğum var derken gözlerimin içine bak! Nasıl kıydınız Ali'me, nasıl bakabiliyorsunuz çocuklarınızın yüzüne. O pis ellerinizle dokunmayın çocuğuma, ben Ali'yi temiz ellerimle büyüttüm"
7 kişinin öldüğü protestolarda onlarca kişi de yaralanmıştı. 31 Mayıs günü başına isabet eden bir gaz kapsülüyle komaya giren Filistin asıllı Türk vatandaşı Lobna Allami 25 gün komada kaldı, üç kez beyin ameliyatı geçirdi. Hastaneden çıktı ancak artık yazamıyor, okuyamıyor, bilgisayar kullanamıyor ve kendisini eskisi kadar iyi ifade edemiyor. Tüm bu yeteneklerini geri kazanması ise yıllar alabilir... Ağır yaralanan bir başka kişi de 15 yaşındaki Berkin Elvan idi. 16 Haziran sabahı Okmeydanı'ndaki evinden ekmek almak için çıktığı sırada, polisin protestoculara attığı gaz fişeğiyle başından vuruldu. O günden beri iki kez kalbi duran, üç ameliyat ve bir küçük operasyon geçiren Berkin hala yoğun bakımda, hayat mücadelesi veriyor...

CAN DÜNDAR Olayı
Gezi Parkı olayları başladığında Can Dündar Bodrum'da tatildeydi. Tahir'le (Özyurtseven) konuşarak Can'ın bir an önce İstanbul'a dönerek meydandan izlenimler yazmasını istedik. Can, gazetenin en popüler yazarıydı. Genç okurlar üzerinde etkiliydi. Milliyet'e Ufuk Güldemir döneminde "romantik isyancı" sunumuyla başlamıştı. Ahmet Altan'ın Öcalan'ı konu alan "Atakürt" başlıklı yazısının yol açtığı krizden sonra "istifa" ederek gazeteden ayrılmış ve sonra yeniden dönmüştü.
Can'la arkadaşlığımız 30 yıla uzanıyor. 1986'da Özal'ın isteğiyle açılan Basın-Yayın Bursu kapsamında Can'la eş zamanlı Londra'ya gitmiş, dil ve gazete-cilik programlarına katılmıştık. Ekim 2012'de gazete yönetimine geldiğimde Can hayli tedirgindi. "Bıçak sırtı"nda duruyordu. Çırağan'da bir davette karşılaştık. Bana ilk sorusu "Demirören beni gönderir mi sence?" oldu.
Yanıt verdim: "Ben varken nasıl gönderecek? Hep birlikte güzel şeyler yapacağız".
Nitekim gazeteden uzaklaştırılana kadar da en büyük desteği Can'a verdim. Can da her zamanki heyecanı ve üretkenliği ile koşuşturdu, güzel işler çıkardı. MİT ve PKK heyetlerinin buluştuğu Oslo'daki oteli buldu, Newroz'a gitti, Anadolu toplantılarının çoğuna katıldı. Gezi'de ise birlikte üç gece sabahladık. Ardından Mısır darbesi üzerine Can'ı Kahire'ye gönderdim. Tahrir ve Adeviye meydanlarında foto muhabirimiz Bünyamin Aygün'le birlikte kanlı gösterilere tanık oldu. Milliyet, Mısır'dan en güzel röportajları Can'ın kaleminden yayınladı.

DEMİRÖREN: "MISIR HALKI KURTULDU!"
O günlerde trajikomik bir olay yaşadık, Can'ı henüz Mısır'a göndermemiştik. Darbenin ayak sesleri işitiliyordu. Erdoğan Demirören gazeteye geldi, yazı işlerine de uğradı. Saatler 19.00'a yaklaşıyordu, manşet telaşı içindeydik. Sayfanın başında Tahir ve yazı işlerinden arkadaşlarım vardı. En uygun başlığı tartışıyorduk. Erdoğan Bey sayfaya baktı,"Ne diyeceksiniz?" diye sordu. "Bu gece Mısır'da darbe olacak, onu karşılayan bir başlık arıyoruz" diyerek yanıtladık. Demirören de, "O halde Mısır Halkı Kurtuldu! dersiniz" diyerek ayrıldı. Kazara o başlığı atmış olsak, adımız "darbeci"ye çıkardı. Zaten patronun sözlerine gülüp geçmiştik. Darbeye açık ve net tavır aldık; buna rağmen Başbakan Erdoğan'ın hiddetinden kendimizi kurtaramadık. AKP lideri kendi medyası başta.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder