Kitabın 322. ve 323. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
O tığ gibi insanlara bakınca kendini son yılların modası olan zayıflığın ötesinde hissederek kanepenin yastıklarına biraz daha gömülmek istedi ama epey sert olduklarından yapamadı. Ayı'nın işi için gelmiş olsa, üzerine çullanan aşağılık duygusuyla daha kolay başa çıkabilirdi. Bu sefer kendisi için iş aramaya geldiğinden zayıflık hissediyor, suçluluk duyuyor, oraya ait olmadığı duygusuna kapılıyordu. Eski günler geri dönmüştü sanki. Belki büyük orkestralar da dönerdi.
Karşı masada oturan resepsiyonist röfleli saçlarını toplayıp ağırbaşlı bir topuz yapmıştı ama yine de harika görünüyordu. Bir an başını kaldırıp bakınca Jones gülümsedi, canının sıkılmadığı, biraz beklemekte sakınca olmadığı konusunda güvence vermeye çalıştı. Kız başını tekrar indirince de o bakışın rastlantısal olduğunu ve kendisine odaklamadığını anladı. Kıza odaklanacak bir kişilik su-namamıştı çünkü.
Yirmi yaşlarındayken ne zaman düzgün bir işin peşine düşse, yani gazetelerdeki ilanlara bakıp kendini değirmene koşulmuş kör katırlar gibi hissetmeye başlasa, son mülakata varamadan elenirdi. Başvurduğu şirketi zekâ testinin sonuçlarıyla etkiler ama sıra karşılıklı görüşmeye geldiğinde, sahte özgeçmişiyle, bilgiç konuşmasıyla, kimsenin ihtiyaç duyamadığı pırıltılı nesneler üretme peşine düşmüş şirketlerin doğayı yiyip bitirdiğinden falan dem vurmasıyla şiddetli bir karşıt kültür tavrı yaratırdı; sonunda soluğu Onuncu Cadde'deki Ninth Circle'da alır, hamburgerle Bermuda soğanı yiyip bira içerken müzik otomatında 'Filthy McNasty' ya da 'Senor Blues' dinlerdi.
İnsan tabiatı kendini Önce bin bir eziyetle biçime soktuktan sonra o biçimi överek göklere çıkarmaya, en azından savunmaya yönelikti ve bundan kurtuluş yoktu.
Ninth Circle önce eşcinsel barına dönüşmüş, sonra da büsbütün ortadan kalkmıştı, şirketler de artık başvuranlara zekâ testi uygulamıyordu. Herkes üniversite mezunuydu, herkes akıllıydı-Karşıt kültür de değişmiş, bir bakıma üstkültür olmuştu. Aslında
Jones bile Aynım plak kontratı konusunda sorumluluk üstlenmişti. Sybil'in ısrarı olmasa oraya hiç gitmez, o kanepede klimaya rağmen terleyip durmazdı. Ertesinde tatlı niyetine sıkı seks yapılacağı imalarla belirtilen mükellef bir ev yemeğinin sonunda bu konuda söz almıştı ondan Sybil
Jones'in önünden beyaz gömlek giymiş geniş omuzlu iki Amerikalı delikanlı ve şık bir Japon kızdan oluşan bir grup geçti. Neden o kadar uzun boyluydu oğlanlar? Japon kız bile uzundu! Jones ise orta boyluydu. Yoksa değil miydi? New York'ta 1.75 orta boy sayılmaz mıydı? Kendisi başka şeylerle meşgulken bu da mı değişmişti?
Ufacık bir apartman dairesine ayda iki bin dolar kira ve bir o kadar da aidat veren tipler bunlar mıydı? (Sybil'in aidat makbuzunu görmüştü.) Klas bir arabaya verilen otuz ya da kırk bin dolar, vergiler, öbür giderler falan derken, Megaton küçülmeye karar verdiği anda onun gibi insanlar ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar kendilerini kapının dışında bulurdu. Jones'a gereken yalnızca bir gömlek, başının üzerinde bir dam, birkaç Charlie Parker plağı, birkaç at ve şatoyu çevreleyen su dolu bir hendekti. Geri kalan tüm gereksiz Amerikan palavraları cehennemin dibine gidebilirdi!
İşin asıl korkunç yanı, koşumlar bir kez vuruldu mu büyük ihtimalle oldukça iyi bir şirket çalışanı olacağıydı.
Resepsiyoncu seslenince dönüp baktı ve kızın telefonu havada tuttuğunu gördü. "Beklettiği için özür diliyor ama birkaç dakikaya kadar biri gelip sizi alacak"
Jones sırıtarak nezaket jesti olarak kabul edileceğini umduğu bir el hareketi yaptı.
Kendini en az kendi olduğu zamanlara, bir dizi davranışsal kaydının henüz gerektiği şekilde güncellenmediği, konuşan bir ayıyla neşe içinde geçirdiği, renkli ama sığ geç gençlik günlerine indirgenmiş gibi hissediyordu. O anda etrafındaki insanların hepsi -görü-nüşlerine bakılırsa- tutturdukları yaşam konusunda ustalaşmıştı ve o, hâlâ dört ayağının üstünde bocalıyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Karşı masada oturan resepsiyonist röfleli saçlarını toplayıp ağırbaşlı bir topuz yapmıştı ama yine de harika görünüyordu. Bir an başını kaldırıp bakınca Jones gülümsedi, canının sıkılmadığı, biraz beklemekte sakınca olmadığı konusunda güvence vermeye çalıştı. Kız başını tekrar indirince de o bakışın rastlantısal olduğunu ve kendisine odaklamadığını anladı. Kıza odaklanacak bir kişilik su-namamıştı çünkü.
Yirmi yaşlarındayken ne zaman düzgün bir işin peşine düşse, yani gazetelerdeki ilanlara bakıp kendini değirmene koşulmuş kör katırlar gibi hissetmeye başlasa, son mülakata varamadan elenirdi. Başvurduğu şirketi zekâ testinin sonuçlarıyla etkiler ama sıra karşılıklı görüşmeye geldiğinde, sahte özgeçmişiyle, bilgiç konuşmasıyla, kimsenin ihtiyaç duyamadığı pırıltılı nesneler üretme peşine düşmüş şirketlerin doğayı yiyip bitirdiğinden falan dem vurmasıyla şiddetli bir karşıt kültür tavrı yaratırdı; sonunda soluğu Onuncu Cadde'deki Ninth Circle'da alır, hamburgerle Bermuda soğanı yiyip bira içerken müzik otomatında 'Filthy McNasty' ya da 'Senor Blues' dinlerdi.
İnsan tabiatı kendini Önce bin bir eziyetle biçime soktuktan sonra o biçimi överek göklere çıkarmaya, en azından savunmaya yönelikti ve bundan kurtuluş yoktu.
Ninth Circle önce eşcinsel barına dönüşmüş, sonra da büsbütün ortadan kalkmıştı, şirketler de artık başvuranlara zekâ testi uygulamıyordu. Herkes üniversite mezunuydu, herkes akıllıydı-Karşıt kültür de değişmiş, bir bakıma üstkültür olmuştu. Aslında
Jones bile Aynım plak kontratı konusunda sorumluluk üstlenmişti. Sybil'in ısrarı olmasa oraya hiç gitmez, o kanepede klimaya rağmen terleyip durmazdı. Ertesinde tatlı niyetine sıkı seks yapılacağı imalarla belirtilen mükellef bir ev yemeğinin sonunda bu konuda söz almıştı ondan Sybil
Jones'in önünden beyaz gömlek giymiş geniş omuzlu iki Amerikalı delikanlı ve şık bir Japon kızdan oluşan bir grup geçti. Neden o kadar uzun boyluydu oğlanlar? Japon kız bile uzundu! Jones ise orta boyluydu. Yoksa değil miydi? New York'ta 1.75 orta boy sayılmaz mıydı? Kendisi başka şeylerle meşgulken bu da mı değişmişti?
Ufacık bir apartman dairesine ayda iki bin dolar kira ve bir o kadar da aidat veren tipler bunlar mıydı? (Sybil'in aidat makbuzunu görmüştü.) Klas bir arabaya verilen otuz ya da kırk bin dolar, vergiler, öbür giderler falan derken, Megaton küçülmeye karar verdiği anda onun gibi insanlar ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar kendilerini kapının dışında bulurdu. Jones'a gereken yalnızca bir gömlek, başının üzerinde bir dam, birkaç Charlie Parker plağı, birkaç at ve şatoyu çevreleyen su dolu bir hendekti. Geri kalan tüm gereksiz Amerikan palavraları cehennemin dibine gidebilirdi!
İşin asıl korkunç yanı, koşumlar bir kez vuruldu mu büyük ihtimalle oldukça iyi bir şirket çalışanı olacağıydı.
Resepsiyoncu seslenince dönüp baktı ve kızın telefonu havada tuttuğunu gördü. "Beklettiği için özür diliyor ama birkaç dakikaya kadar biri gelip sizi alacak"
Jones sırıtarak nezaket jesti olarak kabul edileceğini umduğu bir el hareketi yaptı.
Kendini en az kendi olduğu zamanlara, bir dizi davranışsal kaydının henüz gerektiği şekilde güncellenmediği, konuşan bir ayıyla neşe içinde geçirdiği, renkli ama sığ geç gençlik günlerine indirgenmiş gibi hissediyordu. O anda etrafındaki insanların hepsi -görü-nüşlerine bakılırsa- tutturdukları yaşam konusunda ustalaşmıştı ve o, hâlâ dört ayağının üstünde bocalıyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder