15 Mayıs 2014 Perşembe

Dido Bir İzmir Romanı

Dido Bir İzmir Romanı, Efe Moral  tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Artemis Yayınları, Roman, 9786051424576, 368 Sayfa, Mayıs/2014
 Kitabın 194. ve 195. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Lozan Antlaşmasıyla, Küçük Asya'daki bütün Yunanlar, Yunanistan'a gitmek zorundaydı. Büyük Felaket'ten sonra başlayan göç, hızlanarak devam ediyordu. Bir yıl içinde, İstanbul haricinde, Yunan kalmayacaktı bu topraklarda, Niko'nun yazıhanesinde işe başlayan Hikmet Bey'in hükümetle ilişkileri çok işlerine yarıyordu ama bu konuda, onun bile yapacağı bir şey olamazdı. Niko'nun ve Dido'nun birlikte, bir karar vermeleri gerekliydi. İzmir ve yeni Türkiye, onları kabullenmeyeceğini şiddetle ifade etmişti. Birlikte olabilmek için kurdukları hayat, yok olma tehlikesi altındaydı. Bir karar vermeleri ve bunu acilen uygulamaları gerekiyordu. Niko'ya göre, bu topraklar onları kusmuştu. Ayaklarının dibinde dolaşmayı sürdürmenin anlamı yoktu. Dido ise hem Rodos'ta, hem de İskenderiye'de etnik bir çorba içinde azınlık olarak yaşamanın genlere işlediği bir aileden geliyordu. Onun, bu genlerle beslenen içgüdüleri, kurdukları hayatı ne pahasına olursa olsun korumaları gerektiğini söylüyordu. Yaşadıkları mahallede, kökenleri tam olarak anlaşılamasa da, Büyük Felaket'i evlerinde ve sükûnet içinde geçirmiş olmaları yüzünden, Türk olarak algılanmışlardı. Philomena'yı da acıdıkları için evlat edinmiş iyi yürekli insanlar olarak görülüyorlardı. Oradan bir tehlike beklemiyordu ikisi de.
Hikmet Bey, kırklı yaşlarında ama yaşından çok göçkün, yaşam boyu sadece bir Levanten şirketinde muhasebeci olarak çalışmış biriydi. Bütün birikimi, yangında, bankalarla birlikte yok olmuştu. Elinde sadece, Kordelya'daki evi ve ailesi kalmıştı. Dükkânı tekrar açtıkları ilk günlerde, kapıyı süklüm püklüm çalmış, Avram Efendi ve Niko'yu görünce, ikisinin de Yahudi olduğunu düşünüp söyleyeceklerinden vazgeçerek geri dönmüştü.Arkasından koştular, buyur ettiler. Hikmet Bey utana sıkıla kabul etti. Yüzünde gördükleri çaresizlik, ikisinin de içine dokunmuştu. Kuzinede hemen bir kahve kaynattılar, ikram ettiler. Bir süre, felaket günlerinde ve daha önce olup bitenleri konuştular. Gördüğü yakınlık karşısında, Hikmet biraz rahatladı. Sonunda, niçin geldiğini sorma cesaretini buldular. Muhasebeci olarak iş aradığını, bu konuda bulabilecekleri herkesten fazla tecrübesi olduğunu, her ne kadar bir Türk olarak ona iş vermek istemeyeceklerini bilse de, devletle olan ilişkilerinde işlerine yarayacağını düşündüğünü söyledi, sonunda kızarıp bozararak. Avram Efendi, şirketi küllerinden yeniden kurmaya çalıştıklarını, yangında bankalardaki paralarının büyük kısmını onların da kaybettiğini ama bu zor günlerde İzmirlilerin birbirleri için gereken her şeyi yapmaları gerektiğini söyleyerek bir cümleyle Hikmet Bey'i işe aldı. Hikmet Bey, bu hızlı ve dosdoğru karar karşısında çok duygulandı. Avram'ın ellerine sarılmak istedi. Avram onu doğrulttu ve söylediklerinde içten olduğunu, işlerini zor günlerin beklediğini ve umduğu geliri ilk başlarda elde edemezse hayal kırıklığına uğrayabileceğini yineledi. Ama Hikmet Bey onu sıcak karşılamış, ona dostluk göstermiş bu insanlarla çalışmakta kararlıydı.
Nikos, Hikmet Bey'le giderek yakın dostluk kurdu. Gerçekten de, yeni hükümetten aldıkları izinler ve imtiyazlar konusunda Hikmet Bey sözlerini tutmuştu. Ayrıca Niko ve Avram'ın katliam sırasında yaptıklarından çok etkilenmişti, onlara evini, ailesini açtı. Hafta sonları ya onun ya da Avram Efendi'nin Kordelya'daki evinde toplanıyorlar, Hikmet Bey'in eşi Ruhsar Hanım'ın da ilgiyle katıldığı durum değerlendirmeleri yapıyorlardı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder