Kitabın 110. ve 111. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Ara sıra yapılan gezilerin yanında adaya yalnızca yazın gelmiştim. Aklıma gelen, benim yaşadıklarımdan çok Esther'ın o büyülü gecesiydi.
"Hayır, ama hakkında çok şey duydum."
Bee bana baktı. "O zaman bugün görme zamanı," dedi ellerini kalçasına dayayarak. "Seni sıcak tutacak bir monta ihtiyacın var. Örtülerimizi ve şarabımızı yanımıza alacağız, şarap olmazsa olmaz. Evelyn'le saat altıda orada buluşacağız."
Kumsalın atmosferi aynı Esther'ın tarif ettiği gibiydi. Kamp ateşleri, yanıp sönen ışıklar, sahile serilmiş örtüler, dans pisti ve gökyüzündeki yıldızlar... Anlattığı her şey, bu görüntüye uyuyordu.
Evelyn sahilden bize el salladı. Üzerine giydiği kazağı, hassas bedenini soğuk rüzgâra karşı koruyamayacak kadar ince görünüyordu, bu yüzden yanına vardığımızda Bee'nin sepetinden bir battaniye alıp omuzlarına yerleştirdim. "Teşekkürler," diye karşılık verdi, biraz şaşkın görünüyordu. "Geçmişi düşünüyordum."
Bee bana bir bakış atarak, "Eşi yıllar önce bir ada partisinde ona evlenme teklif etmişti," dedi.
Sepeti yere bıraktım. "Siz ikiniz oturun ve rahatınıza bakın, yemeklerinizi ben servis edeceğim," dedim her ikisine de.
"Bol tereyağlı midye ve mısır ekmeği istiyorum," dedi Bee.
"Tatlım, ben de kuşkonmaz ve midyelerime de biraz limon alayım," diye ekledi Evelyn.
Onları orada hatıralarıyla bıraktım ve birkaç genç kızın bir köşeye toplanıp karşı taraftaki delikanlılara utangaç bir tavırla baktıkları dans pistini geçerek yemek sırasına doğru ilerledim. Bakışmaların sonunda eşler belirlendi. Sonra sahile vuran dalgaların dinmesiyle hoparlörlerden, Nat King Cole'un "When I Fall in Love" şarkısı duyulmaya başladı.
Müziğin melodisine kaptırıp hayaller kurduğum sırada arkamdan bir sesin geldiğini duydum.
"Merhaba."
Arkamı döndüğümde karşımda Jack duruyordu. "Merhaba."
"Kumsal partisine ilk kez mi katılıyorsun?"
"Evet," diye karşılık verdim. "Ben..."
"Bakın burada kimler varmış," diye kabininden bağıran DJ konuşmamızı yarıda kesmişti. Daha sonra asistanı ışığı üzerimize doğru çevirdi. Ani ışığa karşı elimi gözlerime siper ettim. "Bu gecenin dansını başlatmak için genç bir çift!"
O an Jack'le bakıştık. Sonra herkes bizi alkışlamaya başladı.
"Sanırım tek bir şansımız var," dedi elimi tutarak.
Jack beni kendine doğru çekerken, "Galiba," diyerek gergin bir şekilde gülümsedim. "Buna inanabiliyor musun?"
Jack, adeta bir profesyonel dansçı gibi beni pistte döndürerek, "Hayır," dedi. "Fakat onlara bir gösteri sunabiliriz."
Başımı olumlu anlamda salladım. Beni tutuşunda bir doğallık vardı. Beni pistte döndürdükçe etrafımızdaki insanların yüzleri film şeridi gibi hızla geçiyordu gözlerimin önünden. Yaşlı bir çift... Çocuklar... Gençler... Ve Henry... Henry de oradaydı, kenardan bize gülümsüyordu. Jack yine beni döndürdüğü sırada yaşlı adama selam vermek için tam elimi kaldırmıştım ki onun çoktan oradan gitmiş olduğunu fark ettim.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz."Hayır, ama hakkında çok şey duydum."
Bee bana baktı. "O zaman bugün görme zamanı," dedi ellerini kalçasına dayayarak. "Seni sıcak tutacak bir monta ihtiyacın var. Örtülerimizi ve şarabımızı yanımıza alacağız, şarap olmazsa olmaz. Evelyn'le saat altıda orada buluşacağız."
Kumsalın atmosferi aynı Esther'ın tarif ettiği gibiydi. Kamp ateşleri, yanıp sönen ışıklar, sahile serilmiş örtüler, dans pisti ve gökyüzündeki yıldızlar... Anlattığı her şey, bu görüntüye uyuyordu.
Evelyn sahilden bize el salladı. Üzerine giydiği kazağı, hassas bedenini soğuk rüzgâra karşı koruyamayacak kadar ince görünüyordu, bu yüzden yanına vardığımızda Bee'nin sepetinden bir battaniye alıp omuzlarına yerleştirdim. "Teşekkürler," diye karşılık verdi, biraz şaşkın görünüyordu. "Geçmişi düşünüyordum."
Bee bana bir bakış atarak, "Eşi yıllar önce bir ada partisinde ona evlenme teklif etmişti," dedi.
Sepeti yere bıraktım. "Siz ikiniz oturun ve rahatınıza bakın, yemeklerinizi ben servis edeceğim," dedim her ikisine de.
"Bol tereyağlı midye ve mısır ekmeği istiyorum," dedi Bee.
"Tatlım, ben de kuşkonmaz ve midyelerime de biraz limon alayım," diye ekledi Evelyn.
Onları orada hatıralarıyla bıraktım ve birkaç genç kızın bir köşeye toplanıp karşı taraftaki delikanlılara utangaç bir tavırla baktıkları dans pistini geçerek yemek sırasına doğru ilerledim. Bakışmaların sonunda eşler belirlendi. Sonra sahile vuran dalgaların dinmesiyle hoparlörlerden, Nat King Cole'un "When I Fall in Love" şarkısı duyulmaya başladı.
Müziğin melodisine kaptırıp hayaller kurduğum sırada arkamdan bir sesin geldiğini duydum.
"Merhaba."
Arkamı döndüğümde karşımda Jack duruyordu. "Merhaba."
"Kumsal partisine ilk kez mi katılıyorsun?"
"Evet," diye karşılık verdim. "Ben..."
"Bakın burada kimler varmış," diye kabininden bağıran DJ konuşmamızı yarıda kesmişti. Daha sonra asistanı ışığı üzerimize doğru çevirdi. Ani ışığa karşı elimi gözlerime siper ettim. "Bu gecenin dansını başlatmak için genç bir çift!"
O an Jack'le bakıştık. Sonra herkes bizi alkışlamaya başladı.
"Sanırım tek bir şansımız var," dedi elimi tutarak.
Jack beni kendine doğru çekerken, "Galiba," diyerek gergin bir şekilde gülümsedim. "Buna inanabiliyor musun?"
Jack, adeta bir profesyonel dansçı gibi beni pistte döndürerek, "Hayır," dedi. "Fakat onlara bir gösteri sunabiliriz."
Başımı olumlu anlamda salladım. Beni tutuşunda bir doğallık vardı. Beni pistte döndürdükçe etrafımızdaki insanların yüzleri film şeridi gibi hızla geçiyordu gözlerimin önünden. Yaşlı bir çift... Çocuklar... Gençler... Ve Henry... Henry de oradaydı, kenardan bize gülümsüyordu. Jack yine beni döndürdüğü sırada yaşlı adama selam vermek için tam elimi kaldırmıştım ki onun çoktan oradan gitmiş olduğunu fark ettim.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder