Kitabın 136. ve 137. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Cecil bazen okul çıkışı benimle eve gelirdi. Böyle günler benim için bir sevinç kaynağıydı, Cecil'den hoşlanıyordum. Hok'un tam tersi özelliklere sahipti ama kendince, onun kadar çekiciydi. Kendine güvenini ve vahşiliğini seviyordum. Konuşurken solaklığından kaynaklanan jestlerini, yürürken omuzunu kaldırışını seviyordum. Babasının, onu tanıyan herkesten daha doğru tanımladığı gibi "düşüncesizce cömertti." Cecil vermek için doğmuştu. Ben de Cecil'e bir şeyler vermekten hoşlanıyordum ama ona verecek çok az şeyim vardı. Evimizde bulunan en ilginç şey, Eğitim Bakanlığından gelen, düz ya da antetli kâğıtlardı. Babam onları tomar halinde eve getirir, kâğıt çalmanın gerçek hırsızlık sayılmayacağını söylerdi. Bu kâğıtların bir kısmını Cecil'e verirdim. Coşkusu beni şaşırtırdı. Kâğıtları ne için kullandığını hiç öğrenemedim.
Bir gün Cecil'le birlikte, babamın masasını karıştırıp ona verebileceğim bir şey ararken, küçük, yıpranmış bir albüm bulduk. İçinde, bazı yerleri bulanık ya da siyah karelerle kapatılmış çıplak kadın resimleri vardı. Tombulca küçük bedenler tuhaf duruşlarla, baştan çıkarıcı tavırlarla bize bakıyorlardı. Cecil'in babasının arabasında hamalların söylediği ayıp sözleri duyduğum zamanki kadar şaşırmış ve utanmıştım. Biraz bu utancı hafifletmek, biraz da onun aklına gelmeyecek kusurlara sahip olduğum izlenimi vermek için, Cecil'e resimlerin benim olduğunu söyledim. İsterse alabileceğini, onları "kullandığımı" da ekledim -bu sözcük nereden aklıma geldi, bilmiyorum- "Onlara artık ihtiyacım yok," dedim. Çok heyecanlanmıştı, öyle ki, babamın masasına bir Coca-Cola kapağı çakma tehdidini bile unuttu.
Ertesi gün albümü okula getirdi ve büyük bir olay yarattı. Tabii albüm öğretmenlerin de dikkatini çekti, aralarında elden ele gezip sonunda okul müdürünün masasına kadar ulaştı. Cecil onun bana ait olduğunu söyledi, sorduklarında ben de doğruladım. Dayak yemedim. Onun yerine, dehşet dolu bakışlara hedef oldum, Özellikle de "kullandığım" için artık onlara ihtiyaç duymadığım cümlesini tekrarlarken. Babama bir mektup yazıldı ve benim iletmem istendi. Babam okula geldi, okul müdürünün odasında, o hiçbir zaman uygulanamayan ders programının ve eski, parlak öğrencilerin adlarının bulunduğu panonun altında yüzleştirildik. Albüm müdürün masasında, üçümüzü de hiç ilgilendirmeyen bir şeymiş gibi duruyordu. Müdür bir babama, bir bana bakıyordu. Babamla bense, birbirimize hiç bakmıyorduk. İçimden ona, o resimlerle ilgilendiği için gözümde değerini yitirmediği mesajını gönderiyor, bunun ona ulaşmış olmasını diliyordum; ne de olsa bir "karısı" vardı ve sadece çok yaygın bir zaafa boyun eğmişti. Babam acı çekiyordu çünkü dürüst bir insandı. Okul müdürü onu zorladı ama babam beni suçlu çıkarmaya yanaşmadı. Hiç durmadan, "Onunla konuşacağım. Onunla konuşacağım," diyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Bir gün Cecil'le birlikte, babamın masasını karıştırıp ona verebileceğim bir şey ararken, küçük, yıpranmış bir albüm bulduk. İçinde, bazı yerleri bulanık ya da siyah karelerle kapatılmış çıplak kadın resimleri vardı. Tombulca küçük bedenler tuhaf duruşlarla, baştan çıkarıcı tavırlarla bize bakıyorlardı. Cecil'in babasının arabasında hamalların söylediği ayıp sözleri duyduğum zamanki kadar şaşırmış ve utanmıştım. Biraz bu utancı hafifletmek, biraz da onun aklına gelmeyecek kusurlara sahip olduğum izlenimi vermek için, Cecil'e resimlerin benim olduğunu söyledim. İsterse alabileceğini, onları "kullandığımı" da ekledim -bu sözcük nereden aklıma geldi, bilmiyorum- "Onlara artık ihtiyacım yok," dedim. Çok heyecanlanmıştı, öyle ki, babamın masasına bir Coca-Cola kapağı çakma tehdidini bile unuttu.
Ertesi gün albümü okula getirdi ve büyük bir olay yarattı. Tabii albüm öğretmenlerin de dikkatini çekti, aralarında elden ele gezip sonunda okul müdürünün masasına kadar ulaştı. Cecil onun bana ait olduğunu söyledi, sorduklarında ben de doğruladım. Dayak yemedim. Onun yerine, dehşet dolu bakışlara hedef oldum, Özellikle de "kullandığım" için artık onlara ihtiyaç duymadığım cümlesini tekrarlarken. Babama bir mektup yazıldı ve benim iletmem istendi. Babam okula geldi, okul müdürünün odasında, o hiçbir zaman uygulanamayan ders programının ve eski, parlak öğrencilerin adlarının bulunduğu panonun altında yüzleştirildik. Albüm müdürün masasında, üçümüzü de hiç ilgilendirmeyen bir şeymiş gibi duruyordu. Müdür bir babama, bir bana bakıyordu. Babamla bense, birbirimize hiç bakmıyorduk. İçimden ona, o resimlerle ilgilendiği için gözümde değerini yitirmediği mesajını gönderiyor, bunun ona ulaşmış olmasını diliyordum; ne de olsa bir "karısı" vardı ve sadece çok yaygın bir zaafa boyun eğmişti. Babam acı çekiyordu çünkü dürüst bir insandı. Okul müdürü onu zorladı ama babam beni suçlu çıkarmaya yanaşmadı. Hiç durmadan, "Onunla konuşacağım. Onunla konuşacağım," diyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder