Kitabın 246. ve 247. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Rodoplu'yu ikinci görüşüm, Mem u Zin'i alıp yazıhaneden ayrıldığı günden dört beş hafta sonradır. Bu arada, ben kendime ev bulmak, (Şehzadebaşı'nda bir oda) asgari yaşam gereçlerini (bir yatak, bir masa, bir tüp, bir gaz sobası) toparlamak gibi işlerle uğraştığımdan, Merhe Ajans'a ancak beşten sonra gelebiliyordum. (DDKC'cilerin, o saatten sonra, üst kattaki odaya ayaklarının uçlarına basa basa, sessizce çıktıklarını hatırlarım. Yazıhanenin kapısını açsam kim olduklarını görebilirdim ama açmaz, işimi bitirmiş olsam dahi aşağı inmek için onların yerleşmelerini beklerdim. İstemeyerek karşılaştığımız da olurdu. Böyle durumlarda başlarımızı önümüze eğer, yüzlerimizi saklardık. Üst kattaki odanın camlarının ışık geçirmeyecek şekilde kartonla kaplı olduğunu biliyordum.) Şiran da o saatlerde çıkıyordu.
Bir pazar günüydü. Samatya'daki eve uğradım ve sokak kapısının önündeki yığının arasında ayakkabılarını gördüm. Rodoplu'ya ait olduklarını nereden bildiğimi sormayın, ama bildim. Nitekim, oradaydı. Çocuklardan birisinin terliklerini giymişti.
Örenlerin arasında onu Aksaray'da ilk gördüğüm günkü gibiydi; karmaşık bir desenin içinden fırlayan katışıksız bir renk, bir leke.
Mutfağın yanındaki holde tıraş olan Şiran'ı seyrediyordu.
"Uluslararası bir proje: Şiran'ın tıraş olması. Sepet desenli pembe plastik yayvan bir kap. İçinde, aile erkeklerinin ortaklaşa kullandıkları bir tıraş tası, fırçası, Arko tıraş kremi, birkaç kullanılmış permatik. Tıraş, artık kaçınılmaz biçimde dayattığı zaman banyodan gazlı termosifonun üzerindeki yerinden indirilir; bir ucu kırık, sırları dökülmüş aynanın refakatinde yemek masasının üstüne taşınır. Sonra, eski gazete aranır. Masanın üzerine serilir. Aynanın dayanabileceği ağırlıkta bir cisim bulmak her zaman zordur. Sonunda, Çiçek, balkondan bir saksı taşlaşmış toprak, can çekişen bitki getirir. Şiran, yüzü cama dönük oturur, aynayı saksıya dayar, açısını ayarlar.
"Çiçek! Sıcak su yok mu?'
"Kaynamadı, abi.'
"'Nasıl kaynamadı?'
"'Yengem senin koyduğun suyla çay demlemiş. Ben yeniden ısıtıyorum.'
"Şiran, homurdanarak kalkar, mutfağa gider.
"Bu kadar çok su koyarsan kaynamaz, tabii. Yok mu bir cez-ve Cezvede kaynat.'
"'Peki abi.'
'Şiran, masaya geri döner. Yüz tetkiki faslı o zaman başlar. Bunu seyretmek çok hoştur. Çünkü aniden fevkalade ciddileşir.
Bir pazar günüydü. Samatya'daki eve uğradım ve sokak kapısının önündeki yığının arasında ayakkabılarını gördüm. Rodoplu'ya ait olduklarını nereden bildiğimi sormayın, ama bildim. Nitekim, oradaydı. Çocuklardan birisinin terliklerini giymişti.
Örenlerin arasında onu Aksaray'da ilk gördüğüm günkü gibiydi; karmaşık bir desenin içinden fırlayan katışıksız bir renk, bir leke.
Mutfağın yanındaki holde tıraş olan Şiran'ı seyrediyordu.
"Uluslararası bir proje: Şiran'ın tıraş olması. Sepet desenli pembe plastik yayvan bir kap. İçinde, aile erkeklerinin ortaklaşa kullandıkları bir tıraş tası, fırçası, Arko tıraş kremi, birkaç kullanılmış permatik. Tıraş, artık kaçınılmaz biçimde dayattığı zaman banyodan gazlı termosifonun üzerindeki yerinden indirilir; bir ucu kırık, sırları dökülmüş aynanın refakatinde yemek masasının üstüne taşınır. Sonra, eski gazete aranır. Masanın üzerine serilir. Aynanın dayanabileceği ağırlıkta bir cisim bulmak her zaman zordur. Sonunda, Çiçek, balkondan bir saksı taşlaşmış toprak, can çekişen bitki getirir. Şiran, yüzü cama dönük oturur, aynayı saksıya dayar, açısını ayarlar.
"Çiçek! Sıcak su yok mu?'
"Kaynamadı, abi.'
"'Nasıl kaynamadı?'
"'Yengem senin koyduğun suyla çay demlemiş. Ben yeniden ısıtıyorum.'
"Şiran, homurdanarak kalkar, mutfağa gider.
"Bu kadar çok su koyarsan kaynamaz, tabii. Yok mu bir cez-ve Cezvede kaynat.'
"'Peki abi.'
'Şiran, masaya geri döner. Yüz tetkiki faslı o zaman başlar. Bunu seyretmek çok hoştur. Çünkü aniden fevkalade ciddileşir.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder