Adam Fawer Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adam Fawer Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2013 Çarşamba

Empati

Empati, Adam Fawer tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | April Yayınları, Roman, 9789756006238, 639 Sayfa, Kasım/2013


Kitabın 128. ve 129. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


30 Aralık 2007
19:49 (Yargı Gecesi'ne 28 saat, 11 dakika kala)
Karanlık konser salonuna bakan Winter hüzünle gülümsedi. O gece çalmayı kabul etmemeliydi. Tüm düşünceleri annesine odaklanmıştı. On yaşından beri neredeyse her konserinde olduğu gibi o gece de yanında olmasını öyle çok istiyordu ki. Artık hiçbir konserden zevk alamayacağını düşündü.
Derin bir soluk alıp üzüntüsünü bir kenara itmeye çalıştı. O anda önemli olan tek şey müzikti. Boş bakışlarını kalabalık dinleyici kitlesinin üzerinde dolaştırdı ve en ön sıradaki bir şey dikkatini çekti. Gözünü alan projektör ışıklarının altında bir silüetten fazlasını seçmek mümkün değildi, ama gölgeyi andıran şekil yine de kanını dondurmaya yetti: Kocaman bir köpek.
Kör adamın orada olduğuna emindi. Onun, beyninin içine baktığını düşündü. Zorlukla yutkunup, soluklarını kontrol altına almaya çalıştı. Saçmalıyordu. Yalnızca sinirliydi; hayal gücü fazla çalışıyordu. Köpek de orada değildi, sahibi de.
Sadece çal. O zaman yeniden hissetmeye başlayabilirsin.
Winter giriş yapacağı zamanı gösteren işareti bekledi. Orkestra Jean Sibelius'un Re-minor keman konçertosunu çalıyordu. Finli bestecinin başyapıtı temaların birbiriyle iç içe gireceği şekilde dokunmuş zengin armonisiyle olduğu kadar, keman solosunun inanılmaz imgelemesinden ötürü de onun favorisiydi.
Sonunda zaman geldi. Winter kemanını yerleştirdi ve müziğin içinden geçip akmasına izin verdi. Kırk üç dakikalık konçerto süresince daha önce hiç çalmadığı gibi çaldı, içsel hüznü ve yeni bulduğu özgürlüğü salonda bir kuşun dokunaklı ötüşleri gibi süzülüp yankılandı. Görkemli kreşendoya doğru arşesini hızla Stradiva-rius'unun telleri üzerinde kaydırırken, gözlerinden artık yaşlar süzülüyordu.
Görüşü bulanıklaştı, ama önemli değildi. Ezberden çalarak orkestrayı ardında sürüklerken, şef de onu izliyordu. Diğer müzisyenler onun kemanının boş bıraktığı her perdeyi doldurup yalnızca müzik olmanın ötesinde, müzikten bir duvar yaratarak sel gibi arkasından geliyordu. Cisimleşmiş bir duygu yumağıydı yaşanan.
Winter'in ruhundan saf, yoğun, özürsüz duygular fışkırdı. Hayır, sadece onun değil, hepsinin ruhundan. Aslında o duygu selini yönlendiren solistti belki, ama yalnız değildi. Hüzün, umut ve arzu ondan değil, onun vasıtasıyla tüm orkestradan geliyordu. Artık sadece enstrümanlarını çalmıyor, aynı zamanda kalplerini şakıyorlardı.
Orkestra son notayı da çaldığında Winter arkasındaki herkesin tüketici ve özgürleştirici bir deneyimden geçmişçesine aynı anda iç geçirdiğini hissetti. Arşesini kaldırmasıyla dinleyicilerin tepkisi arasındaki o çok kısa anda dönüp arkasına baktı.
Önce müzisyenlerinin yüzlerinin neden o kadar parlak göründüğüne anlam veremedi, ama sonra kavradı. Çalarken ağlayan sadece kendisi değildi. Onlarca ıslak yanak ve kırmızı göze bakılırsa, orkestranın neredeyse tamamı gözyaşı dökmüştü.
Ne olduğunu sorgulamasına fırsat kalmadan dinleyiciler ayağa fırladı. Gök gürültüsünü andıran bir alkış koptu, duvarlardan yansıdı ve fiziki bir güç gibi geri tepti. Winter elinin tersiyle yanaklarını sildi, gülümseyerek alkışların kendisini sarmalamasına izin verdi. Dinleyicilerden gelen övgü ve hayranlık dalgasının keyfini çıkartarak eğildi ve uzun bir selam verdi. Salonun ışıkları yanarken çenesini kaldırıp bakışlarını balkona çevirdi.
Ve bir anda yüzü karardı.
Michael orada, otuz metre ilerisindeki bir locanın ön sırasında ayakta duruyordu.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

21 Kasım 2013 Perşembe

Olasılıksız

Olasılıksız, Adam Fawer tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | April Yayınları, Roman, 9789756006054, 470 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 278. ve 279. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Caine, Nava'ya Penn Garı'ndan nereye gideceklerini sormak üzereyken bunların bir rüya olduğunu hatırladı. Bir an için unutmuş, bu rüyayı gerçekmiş gibi yaşamaya başlamıştı. Rüyadayken nereye gittiğinin bir önemi var mıydı? Olmadığını düşünse de kafasının içindeki bir ses aksini iddia ediyordu. Ama nereye gidecekti ki? Bu soruyu sorar sormaz cevabını hemen buldu. Ne yapması gerektiği çok açıktı. Yine kardeşinin sözlerini hatırladı.
Kendine somut bir şeyler bul. Güvenli olabileceğin bir yer ya da yanlarında güvende olabileceğin insanlar...
Philadelphia'ya, Jasper'in yanına gitmeliydi. Ona yardımcı olabilecek tek kişiye yani. Belki, o bir çıkış yolu bulurdu bu hayal dünyasından. Bunun yapılacak en akıllıca şey olduğuna karar veren Caine muşamba kaplı koltuğa gömülüp şehri camdan seyretmeye daldı. Radyodaki DJ saatin 09:47 olduğunu söyledi, sonra da 'İnsanlar Gariptir' diye bir şarkı çaldı.
Şarkı bitince Nava, Caine'ye emirler vermeye başladı. "Tren garına girdiğimizde başını sakın kaldırma. Tavanda kameralar var. Hareket etmeden durduğunda da şunu okuyormuş gibi yap." Taksinin koltuğundan kaptığı ıslak bir gazete uzattı. "Anladın mı?"
Caine başını salladı.
"İlk sen gir gara. Ben hemen arkanda olacağım. Eğer olay çıkarsa kaç. Beni bekleme. Ben kendi başımın çaresine bakabilirim. Önemli olan senin ortadan kaybolman."

Nava, Caine'nin cebine bir cep telefonu sıkıştırdı. "Eğer ayrılmak zorunda kalırsak hızlı aramadaki son numaraya bir ekle ve ara. Benim dışımda herhangi biri cevap verirse, bil ki öldüm. Telefonu at ve kaç. Anladın mı?"
"Kesinlikle."
34. Sokakla 8. Cadde'nin kesiştiği yerde taksiden inip yürüyen merdivenlerle gara indiler. Yer altına indiklerinde Caine Amtrak trenlerine doğru ilerledi. Bu yolu yüz defa gidip gelmişti ve yere bakarken bile önünden geçtiği dükkânların isimlerini sayabilirdi. Nava'nın yakında olduğunu da hissedebiliyordu. Garın ortasındaki dev panonun önünde durduğunda, başını kaldırıp bakmak istedi.
Nava onun ensesinde, "Bir sonraki tren sekiz dakika sonra. Washington'a gidiyor. Ona bineceğiz," diye soludu.
Mükemmel. Philadelphia yol üstündeydi. Trene bindiklerinde Caine, Nava'yı Philadelphia'ya gitmeye ikna edebilecekti. Eğer edemezse de onu ekerdi. İnsan bir yanılsamayı ekebilir miydi acaba? Birkaç dakika sonra 183 numaralı trenin 10:07'de Washington'a doğru hareket etmek için 12. peronda hazır olduğu anons edildi.
Nava, Caine'nin dirseğine yapıştı, kalabalığın gittiği yöne doğru ilerlerlerken onu çekiştirdi. Bir şelalenin akıntısına kapılmış gibi alttaki perona gidiyorlardı.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap