Kitabın 10. ve 11. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
New Yokluların emlak konusuna çok ilgi gösterdikleri -bu aslında yarı doğru, yarı hikâyedir- iyi bilinir. Leslie Kramer'in de, daha Alex Twisden'le yaşamadan, onu daha tanımadan, hatta onun adını bile duymadan önce evden haberdardı. Leslie, kendisi bekâr ve çocuksuz olmasına karşın çocuk kitapları editörlüğü yaptığı Garden Yayınlarına yürüyerek gitmeyi tercih ettiğinde bu evin önünden geçerdi.
Ev tam bir eski New York örneğiydi; vergilerden, sendikalardan önce, varlıklı sınıfların en iyi taş ve marangoz işçiliğine ulaşabildiği Arnavut kaldırımından geçen satıcıların at arabalarının tekerlekleri takırdamasın diye yola saman yaymak için bile, çok sayıda hizmetkâra sahip olacak paralan olduğu zamanlarda inşa edilmişti. Doğu Altmış Dokuzuncu Cadde'de, 1785 -1815 dönemine mahsus, Federal denen tarzda, somon rengi tuğladan yapılmış, ışığı renk prizmalarına çeviren, soluk yeşil kepenklerle çerçevelenmiş pencereleriyle sık sık fotoğrafı çekilen dört katlı bir evdi.
Bu bloktaki dairelere bölünmemiş çok az konuttan biri olup inşasından beri aynı ailenin mülkiyetinde kalmış tek evdi. O, değişime bağışıkmış gibi görünen, hep sevimli, hep ayrıcalıklı ve bu ayrıcalığını haklı çıkaran bir kökeni olduğunu hatırlatan yerlerdendi. Evin ön cephesinde, 1840 yılında yapıldığını belirten parlak pirinçten bir plaka vardı. Pencere önü çiçeklikleri baharda kardelenler, ardından laleler, camgüzelleri, sardunyalar ve çeşitli dekoratif lahanalarla her zaman çiçekliydi; bunların bazıları o kadar alışılmadık olurdu ki geçenler durup bakar, ne olduklarını merak ederlerdi. Sekiz basamakla çıkılan verandanın yanındaki lambanın mavi ışıkları yılın on iki ayı etrafı sarmalardı. Çöp, bir zamanlar Château Beychevelle veya Taittingerlerin konduğu kasaların içine kaldırıma yerleştirilmişti.
Twisdenlar bu odalarda doğmuş ve ölmüşlerdi. Başkan Roosevelt çeşitli vesilelerle burada yemek yemişti. Hatta bir akşam yemeğinde, belediye başkanının, St.James mahkemesi temsilcisi ve daha sonra ev sahibi Abraham Twisden'le ilişkisi olduğu anlaşılan Rus balerinin karşısında ukulele çalıp, Küba halk şarkıları söylediği dilden dile dolaşırdı. Hukukla ve tıpla uğraşan Twisdenlar, politikayla ilgilenen Twisdenlar, bohem Twisdenlar, ayyaş ve avare Twisdenlar -ki aralarında biri Batı On Dördüncü Cadde'de bir kumar masasında evi kaybetmiş ancak sonradan o kadar da şanslı olmadığı ortaya çıkan şanslı kişinin ani ölümüyle borç geçersizleşmişti- bu evde yaşamıştı.
Alex, kızkardeşleri Katherin ve Cecile ile bu evde büyümüştü. Her merdivenin başında ufak birer kavun büyüklüğünde maun başlıklı kenarlıklar, tavanlarında düğün pastasına benzeyen kartonpiyerler, salonuyla kütüphane odası lambri kaplamalı ve ahşap döşemeleri, çoktan toprağa karışmış minik ellerin dokuduğu kırmızı, mor, mavi ve altın renkli Acem halılarla döşeli olan bu ev
onların tüm dünyasıydı.
Katherine artık bir Budist rahibe olarak Tayland'da yaşıyor ve ailesini reddetti. Kolayca sinirlenmesine sebep olan bir beyin tümörü var ama belli ki bu tümör yaşam süresini kısaltmak gibi bir etkiye sahip değil. Cecile on üç yaşındayken apandisit ameliyatı sonrası kaptığı bir stafilokok enfeksiyonu sonucunda hayata veda etmişti ve ebeveynleri de 1970'de Korfu'da öldüğünde, Altmış Dokuzuncu Cadde'deki ev bir tartışmaya yer kalmadan doğrudan Alex'e kaldı.
Aslına bakarsanız, ilk başta Alex ve Leslie'yi bir araya getiren de bu ev oldu. Çisentili bir bahar sabahında, Alex kadının evinin önünde durduğunu görüp "Daha önce görmemiş miydiniz?" diye sordu.
"Şey, burada durmayı seviyorum. Evimin yolu üzerinde. Ve çok güzel bir ev."
"Korkarım bu evin mahkumuyum," dedi Alex. "Dünyanın hiçbir yerini buraya değişmem."
"Neden olduğunu anlayabiliyorum," dedi Leslie. Küt kesimli kestane rengi saçları, yağmurda ıslanmış bordo mantosuna değiyordu. İlk Amerikan yerleşimcilerinin sade ve sevimli yüzüne sahipti; üzerin örtülü bir yük arabasının arkasında oturmuş, ailesi batıya yönelmişken doğuya özlemle baktığını gözlerinizde canlandırabiliyordunuz. Gözleri parlak yeşildi, gülümsüyor olsa bile sinirli, kolayca örselenebilirmiş gibi görünüyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder