"Bizden umudu kestiler mi yoksa? Buradaki yolcuları gözden çıkartmaları mümkün mü?" diye endişeyle düşündü Belgin. Belirsizlik ve kuşkularla dolu anonsun ardından kapatılan pasaport gişelerinin tam olarak ne anlama gelebileceğine dair birkaç olasılık hesabı yapınca, ilk düşüncesin etrafında dolaştığını görüp içi ezildi, bunu fırsat bilen migreni coştu, başı bedeninden ayrılıp bir topaç gibi havada dönmeye başladı. Oysa dışardan bakan biri, orada o anda en sakin ve rahat görünen kişi olarak rahatlıkla Belgin'i seçebilirdi. Ayhan'ın sevdiği bir türküden Belgin'e yakıştırıp zaman zaman kulağına çığırdım, 'Söğüdün yaprağı narindir narin/ İçerim yanıyor, dışarım serin' tanımlaması gerçekten de karakterini en basit ve öz açıklayan dizelerdi.
"Henüz Türkiye'ye resmen giriş yapmadığımız için buradaki yolcularla beraber ben de memleket dışındayım şu anda," diye düşündü yeniden. Hayatı boyunca dışarıda, tam sınırın kenarında kalmanın, hiçbir gruba, topluluğa veya kulübe dahil olmayı tercih etmeyişin yapayalnızlık bilinciyle ürperdi. Üstelik sınırın ve tehlikenin çok somut olduğu bu anda, olası bombanın tam yanındaki bir çöp sepetinde bulunması onu şaşırtmayacakn.
"Böyle bir bürokratik, diplomatik, fılanmatik nedenle bizi harcamaz, burada bırakıp gitmezler değil mir Bırakıp gitmezler?" diye sordu kendi kendine. Daha bu soruyu sorduğu anda keskin bir lavanta kokusu doldu genzine, mis gibi yayıldı havaya, mutluluğun en cıvıltılı çeşidiyle doldu içine. Aynı anda yumuşak bir gülümseme yayıldı yüzüne. Hiç dayanamadığı lavanta etkisiydi bu! Sakıngan bir heyecanla etrafa bakıp, avuç avuç lavanta kolonyası sürünen birilerini aramaya başladı. Lavantanın dolgun, ağırbaşlı, doğuştan Akdenizli zarafetiyle hayatı kutsayan güçlü rayihasına bebekliğinden beri aşina olan Belgin için Lavanta kolonyası iyileştirici ve güzelleştirici bir sihre sahipti. Büyülü, olağanüstü dinlendirici, yatıştırıcı, soylu bir esans... Limon kolonyasının günlük hayatın içinde bolca kullanıldığı Türkiye kültüründe büyüyen herkes gibi o da limonun ferahlatıcı etkisine kayıtsız değildi elbette. Ayrıca babasının o zamanlar dünyanın yedi harikasından biriymiş gibi anlattığı 'Eau de Cologne'ün portakal, leylak, çanı gibi farklı çeşitlerini
denemiş ama lavanta kadar müthiş olanına rastlamamıştı. İşin romantik ve gizemli yanlarını sevmeyenlerin, 'alt tarafı, içine esans katılmış yüzde 80 oranında alkollü bir çözelti' diye tanımlayabilecekleri bu belki dünyanın en ucuz parfümünün bir de tütün esanslı olanını duymuş olsa da lavantanın pabucunu hiçbiri dama atamazdı. Lavanta, kuşkusuz lavanta olacaktı kolonyanın hası!
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder