23 Aralık 2013 Pazartesi

Yabancı

Yabancı, Albert Camus tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Can Yayınları, Roman, 9789750719042, 110 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 11.12. ve 13.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevi'nden bir telgraf aldım:
Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak,Saygılar
Bundan pek bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür.
Bakımevi, Cezayir'den seksen kilometre uzakta, Marengo'da. Saat 2'de otobüse bineceğim ve öğleden sonra orada olacağım. Böylelikle geceyi annemin tabutu başında geçireceğim, yarın akşam da dönmüş olacağım. Patrondan iki gün izin istedim, böyle bir mazeret karşısında İzin vermezlik edemezdi. Ama pek de memnun görünmüyordu. Hatta ona, "Kabahat bende değil," dedim. Cevap vermedi. O zaman, "Keşke böyle demeseydim," diye düşündüm. Nihayetine, ondan özür dilemeye mecbur değildim ki. Hatta daha ziyade onun bana başsağlığı dilemesi gerekirdi. Fakat bunu herhalde öbür gün, beni yas tutarken görünce yapacak. Şimdilik annem sanki ölmemiş gibi. Gömüldükten sonra ise, tersine, bu İş sona ermiş ve daha resmî bir hal almış olacak.
Saat 2'de otobüse bindim. Hava çok sıcaktı. Her zamanki gibi Celeste'in lokantasında yemek yedim. Herkes bana çok acıyordu. Celeste, "Annenin yerini kimse tutamaz," dedi. Giderken, beni kapıya kadar geçirdiler. Em-manuel'in odasına kadar gidip ondan bir siyah kravatla bir de siyah pazubent ödünç almak gerektiği için, biraz sersemledim. O da, birkaç ay önce amcasını kaybetmişti.
Otobüsü kaçırmamak için koştum. Herhalde bu acele koşuş yüzünden, üstelik buna otobüsün, sarsıntısı, benzinin kokusu, yolla gökyüzünün güneşten parıldayışı da eklenince, içim geçti. Hemen hemen bütün yol boyunca uyumuşum- Uyandığımda, bir askerden yana yığılmıştım. Bana gülümsedi, "Uzaktan mı geliyorsunuz?" diye sordu. Fazla konuşmamak için, "Evet," dedim.
Yurt, köyden iki kilometre uzakta. Yolu yürüdüm. Hemen annemi görmek istedim. Fakat kapıdaki görevli bana, "Önce Müdür'e çıkmamız lazım," dedi. Müdür'ün işi olduğu için biraz bekledim. Ben beklerken kapıcı sürekli konuştu, sonra Müdür'ün karşısına çıktım. Beni bürosunda kabul etti. Ufak tefek bir ihtiyardı, yakasında Legion d'honneur madalyası vardı. Berrak gözleriyle bana baktı. Sonra elimi sıktı, ama o kadar uzun zaman tuttu ki nasıl geri çekeceğimi bir türlü bilemedim. Bir dosyayı inceledikten sonra, "Madam Meursault buraya üç yıl önce geldi, onun tek dayanağı sizdiniz," dedi. Bana serzenişte bulunduğunu sandım, ona açıklama yapmaya başladım. Ama sözümü kesti, "Kendinizi haklı göstermeye çalışmanıza lüzum yok evladım," dedi. "Annenizin dosyasını okudum. Onun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar paranız yoktu. Annenizin bir bakıcıya ihtiyacı vardı. Mütevazı bir aylığınız var. Neticede, o, burada hayatından daha memnundu." Ben, "Evet, Müdür Bey," dedim. O, "Hem biliyor musunuz, arkadaşları da vardı burada, kendi yaşında kimseler. Anneniz onlarla eskilere ait şeyler hakkında konuşmak imkânını buluyordu. Siz gençsiniz, sizinle canı sıkılırdı," diye ekledi.
Gerçekten de öyleydi. Evdeyken annem, bütün zamanını hiç ses çıkarmaksızın arkamdan bakmakla geçirirdi. Yurda gelişinin ilk günlerinde sık sık ağlamıştı. Fakat alışkanlık yüzündendi bu. Birkaç ay sonra da, onu yurttan çıkarsalar bu yüzden ağlayacak duruma gelmişti. Hep alışkanlık yüzünden. Biraz da bu nedenledir ki, son yıl içinde yurda hemen hemen hiç gitmez oldum. Ayrıca, bütün pazar günüm ziyan oluyordu, üstelik otobüse binmek, bilet almak, iki saat yol tepmek de cabası.
Müdür, bana başka şeyler de söyledi, ama artık onu neredeyse hiç dinlemiyordum. Sonra, "Annenizi görmek istersiniz herhalde?" dedi. Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktım, o da kapıya doğru önüm sıra yürüdü. Merdivende, "Onu bizim küçük morga kaldırdık," diye izah etti. "Ötekiler üzülmesinler, diye yapıyoruz bunu. Bakımevindekilerden biri öldü mü, ötekiler iki-üç gün gergin oluyor. Bu da işlerimizi güçleştiriyor." Bir sürü ihtiyarın, küçük gruplar halinde toplanmış konuştukları bir avludan geçtik. Biz geçerken susuyorlardı. Arkamız sıra konuşmalar yeniden başlıyordu. Boğuk papağan ötüşlerini andıran seslerdi bunlar sanki. Küçük bir binanın kapısına geldiğimizde, Müdür yanımdan ayrıldı, "Bana müsaade Mösyö Meursault," dedi. "Bir arzunuz olursa büromdayım." Cenaze törenini yarın saat 10'da yapmayı kararlaştırdık. Böylelikle geceyi rahmetlinin başında geçirme imkânını bulursunuz, diye düşündük. Ha, az daha unutuyordum. Anneniz arkadaşlarına sık sık dinî törenle gömülmek istediğini söylemiş galiba. Ben bunun için gerekenleri yaptım ama, sizi de bilgilendireyim dedim." Müdür'e teşekkür ettim. Annem ateist bir kadın değildi ama, sağlığında dinle uzun boylu alışverişi olmamıştı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder