13 Aralık 2013 Cuma

Yine Mi Çiçek

Yine Mi Çiçek, Arif Keskiner tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Doğan Kitap, Anı, 9786050917437, 317 Sayfa, Kasım/2013


Kitabın 226. ve 227. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.



"İşime giderken, birden bir çocuk fırladı önüme. Ona çarpmamak için arabaya vurdum" diyorum.
İfademi böyle kabulleniyorlar. Nasıl olsa tazminatını ödeyeceğiz. Araba sahipleri beni bırakıp gidiyorlar.
Polis, "Şimdi alkol muayenesine gidip rapor alacaksınız. Sizi bir polisle göndereceğiz" diyor.
Polise gerek olmadığını, kendim gidip muayene olabileceğimi söylüyorum. "Peki, olur" diyorlar. Belgeyi elime veriyorlar. Bir taksiye atlayıp Cerrahpaşa Hastanesi'ne gidiyorum hemen. Dürüstüz ya. Polis bize güvenmiş ya. Üçkâğıtçılık yapmak aklıma gelmiyor. Oysa akşamüstü gitsem raporu almaya alkolsüz çıkabilirim. "Bilinci yerinde ama alkollü" raporunu alıp karakola götürüyorum. Suçüstü Mahkemesi'ne çıkıp para cezasını yiyorum. Sonra da mümkün olduğunca alkollü araba kullanmamaya çalışıyorum.
Şimdilerde ise alkollü isem hiç direksiyona oturmuyorum. Can tatlı olmaya başladı galiba.
Bu da benim alkollü kaza hikâyem. Mazlum'unkini anlatmayacağız. Belki sonra.
Bizim Uzun Cengiz sonunda araba sahibi oldu. Bizler de gece gezmelerinde taksi parasından kurtulduk. Artık bir Renault arabamız var. Yerli değil. İthal. Cengiz, Mekteb-i Sultani'den ya. Ne de olsa Fransız kültürüyle büyümüş. Başka araba kullanmaz. Galatasaray'da okuyanların Fransa hayranlığı buradan geliyor. Neyse, bizim Cengiz daha araba kullanmasını pek bilmiyor. Ehliyetinin olup olmadığını anımsamıyorum ama, o ilk günü çok iyi anımsıyorum.
Direksiyona geçtiği ilk gününün gecesinde, yine her zamanki gibi yenilmiş, içilmiş. Son durak Lale İşkembecisi. O iş de tamam. Sabahın altısı olmuş. Ortalık aydınlanmış. Evlerimize gidiyoruz. Hem de Uzun Cengiz'in arabasıyla. Ben Harbiyede oturuyorum. Kâmuran Bomonti'de, Bomonti Palasta. 30-40 kilometre hızla gidiyoruz. Harbiye'ye yaklaştığımızda Cengiz'e, "Burada dur da, ben ineyim" diyorum.
Cengiz pürdikkat önüne bakıyor. Gayet ciddi, "Durursam kalkamam. Yavaşlayayım, sen atla" diyor.
"Manyak mısın lan? Giden arabadan atlanır mı?"
"Atlanır, atlanır. Hiç mi tramvaydan atlamadın oğlum? İşte onun gibi. Ben iyice yavaşladığımda, kapıyı aç. Bir elinle kapıyı, bir elinle arabayı tut. Sonra iki elini birden bırakırken kendini de geriye doğru bırak."
Ben de Cengiz'in dediği gibi, kapıyı açtım. Bir elimle kapıyı tuttum, bir elimle arabayı. Tabii o ara bir ayağım da arabada, bir ayağım dışarıda. Ayaktayım. Bırakıverdim ellerimi. Aslanlar gibi bitirdim işi. Benim işim tamam da, Kâmuran bu işleri tövbe beceremez. Onun için Bomonti Palasa geldiklerinde arabanın muhakkak durması gerek. Nitekim durmuş durmasına da. Evden iki yüz metre ilerideki yokuşun başında. Sonra da arabayı çalıştırıp tekrar gidemediği için, o gece Kâmuranda yatmak zorunda kalmış Uzun Cengiz.
Âlem adamdır bu bizim Cengiz. Esprilidir. Akıllıdır. Candır. İşinde de gayet ciddidir. Laçka gibi görünür ama siz bakmayın ona. Biraz birlikte çalışırsanız ne mal olduğunu görürsünüz. Aslında çıkardığı gazete öyle pek ciddiye alınacak gibi bir şey değil. Adı üstünde. "OKEY Boş vermişlerin gazetesi" diye yazıyor başlığın altında. Anlayın gerisini. Ben de o gazeteye fotoroman yapıyorum. Bugünkü reklamcıların deyişiyle: hedef kitlemiz, tamirci çırakları, kahveler, berberler, işsiz güçsüz yeniyetme delikanlılar. Biraz mizah, biraz gırgır, biraz uydurma magazin ağırlıklı günlük bir gazete. Fiyatı da öbürlerine göre ucuz. Dört sayfalık bu gazetenin hemen her şeyini Cengiz tek başına yapıyor. Yazılarını kendi yazıyor. Başlıklarını kendi atıyor. Hatta öyle ki, daha önceleri Kervansarayda striptiz yapan bir sevgilim vardı. İlişkimiz bitmişti. Cengiz de bu ilişkiye tanık. Kızla birlikte çok içmişliğimiz var. Bir gün, bir baktım üçüncü sayfada göbekten verilmiş o kızın kocaman bir resmi. Resmin üstünde kocaman da bir başlık: "Beni Arif mahvetti." Anlayacağınız bu muhabbette bir gazete.
İşte bu gazetenin bir sayfaya yakın yerinde bizim çektiğimiz fotoroman yayımlanıyor. Fotoromanların içeriği ve görselliği de gazetemizin hedef kitlesine göre. Biraz çıplak. Biraz açık saçık. Biraz erotik. Ama konusu ve dramatik yapısı çok sağlam hikâyeler. Çünkü, Cengiz'in en titizlendiği konu hikâyelerin sağlamlığıydı. Bu yüzden kan kustururdu bana. Birlikte yazardık senaryoyu. Yine de her fotoroman için, müstehcenlikten muhakkak bir dava açılırdı. Fakat bu davalar bize yansıtılmazdı. Çünkü gazetenin bir dolu avukatı vardı bu işler için. Hatta, o sıralar öyle rivayet edilir ki, sözde basın savcısı talimat vermiş:
"Okey gazetesi için her gün bir dava açılsın."
"Aman efendim" demiş yardımcıları, "gazeteyi görmeden dava açılır mı?"
'Siz açın" demiş savcı. "Nasıl olsa onda dava açılacak bir sebep bulunur."

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder