Kitabın 58. ve 59. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır
Olgunluğunun doruğundaki ağustostan daha muhteşem bir zaman olabilir mi, en azından Smolensk bölgesinde. 1928 yazı, bilindiği gibi, zamanı şaşmaz yağmurları, bulutların gölgelemediği sıcak güneşi ve mükemmel mahsulüyle bir harikaydı... Şercmetyevlerin eski malikânesindeki elmalar olgunlaşmıştı... Ormanlar yeşeriyor, tarlalar sarı sarı kareler halinde uzanıyorlardı... İnsan açık havada daha bir güzelleşiyordu. Aleksandr Semyonoviç de, artık şehirde olduğu gibi sevimsiz görünmüyordu sanki. O korkunç ceket yoktu üzerinde. Yüzü hafif bronzlaşmış, açık basma gömleği göğsündeki gür siyah kılları ortaya çıkarmış, altına yelken bezinden pantolon giymişti. Bakışları sakinleşmiş ve yumuşamıştı.
Aleksandr Semyonoviç, bir yıldızın altına asılmış KIZIL IŞIN SOVHOZU yazılı tabelanın durduğu sütunlu girişten hızla çıkıp güvenlikle birlikte üç siyah düzeneği getiren kamyonete koştu doğruca.
Düzenekleri Şeremetyevlerin limonluk olarak kullanılan eski kış bahçelerine kurmak için tüm gün yardımcılarıyla birlikte koşuşturup durdu. Akşama doğru her şey hazırdı. Cam tavanın altında beyaz, mat bir ampul yanıyordu, tuğlaların üzerine de düzenekleri kurmuşlardı; düzeneklerle birlikte gelen teknisyen parlak vidaları sıkıp çınlatarak, siyah kutuların asbest yüzeyinde gizemli kızıl ışını yaktı.
Aleksandr Semyonoviç oradan oraya koşturuyor, kabloları kontrol ediyor, merdivene kendisi çıkıyordu.
Bir sonraki gün, istasyondan yine aynı kamyonet geldi ve dört bir taraftan siyah üzerine beyaz "Vonicht: Eiert! Dikkat: Yumurta!!" yazısıyla etiketlenmiş üç adet, heybetli, pürüzsüz kontrplak kutuyu tükürürcesinc yere bıraktı.
"Neden bu kadar az gönderdiler ki?" diye sordu Aleksandr Semyonoviç şaşkınlıkla; o an keyfi kaçtı ve yumurta kutularını açmaya koyuldu. Kutuların açılma işi aynı limonlukta gerçekleşti ve bu işi yapanlar şunlardan ibaretti: Aleksandr Semyonoviç'in kendisi, alışılmışın dışında geniş olan karısı Manya, Şeremetyevlerin, şimdilerde sovhozun yegâne bekçisi olarak görev yapan sokur gözlü eski bahçıvanı, sovhozda kendine kalacak bir yer edinmiş koruma görevlisi ve temizlikçi Dünya. Burası Moskova değildi, burada herkes daha basit, ailevi ve dostane ilişkiler içerisindeydi. Aleksandr Semyonoviç limonluğun üstündeki camdan düşen tatlı günbatımı ışığının altında sağlam ve tıkız birer hediyeymiş gibi görünen kutulara aşkla bakarak işi ele aldı. Tüfeği kapının oralarda bir yerde huzur içinde kestiren koruma görevlisi çivileri ve metal kaplamayı kerpetenle zorlayarak açtı. Bir çatırtı koptu... Etraf toza bulandı. Aleksandr Semyonoviç sandaletlerini şıplatarak kutuların etrafında koşuşturdu durdu.
"Daha yavaş lütfen," dedi koruma görevlisine. "Daha dikkatlice. Görmüyor musunuz, yumurta bunlar..."
"Bi' şeycik olmaz," dedi taşra askeri hırıldayan bir sesle, bir taraftan kutuları burgularken. "Bitiyor..."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Olgunluğunun doruğundaki ağustostan daha muhteşem bir zaman olabilir mi, en azından Smolensk bölgesinde. 1928 yazı, bilindiği gibi, zamanı şaşmaz yağmurları, bulutların gölgelemediği sıcak güneşi ve mükemmel mahsulüyle bir harikaydı... Şercmetyevlerin eski malikânesindeki elmalar olgunlaşmıştı... Ormanlar yeşeriyor, tarlalar sarı sarı kareler halinde uzanıyorlardı... İnsan açık havada daha bir güzelleşiyordu. Aleksandr Semyonoviç de, artık şehirde olduğu gibi sevimsiz görünmüyordu sanki. O korkunç ceket yoktu üzerinde. Yüzü hafif bronzlaşmış, açık basma gömleği göğsündeki gür siyah kılları ortaya çıkarmış, altına yelken bezinden pantolon giymişti. Bakışları sakinleşmiş ve yumuşamıştı.
Aleksandr Semyonoviç, bir yıldızın altına asılmış KIZIL IŞIN SOVHOZU yazılı tabelanın durduğu sütunlu girişten hızla çıkıp güvenlikle birlikte üç siyah düzeneği getiren kamyonete koştu doğruca.
Düzenekleri Şeremetyevlerin limonluk olarak kullanılan eski kış bahçelerine kurmak için tüm gün yardımcılarıyla birlikte koşuşturup durdu. Akşama doğru her şey hazırdı. Cam tavanın altında beyaz, mat bir ampul yanıyordu, tuğlaların üzerine de düzenekleri kurmuşlardı; düzeneklerle birlikte gelen teknisyen parlak vidaları sıkıp çınlatarak, siyah kutuların asbest yüzeyinde gizemli kızıl ışını yaktı.
Aleksandr Semyonoviç oradan oraya koşturuyor, kabloları kontrol ediyor, merdivene kendisi çıkıyordu.
Bir sonraki gün, istasyondan yine aynı kamyonet geldi ve dört bir taraftan siyah üzerine beyaz "Vonicht: Eiert! Dikkat: Yumurta!!" yazısıyla etiketlenmiş üç adet, heybetli, pürüzsüz kontrplak kutuyu tükürürcesinc yere bıraktı.
"Neden bu kadar az gönderdiler ki?" diye sordu Aleksandr Semyonoviç şaşkınlıkla; o an keyfi kaçtı ve yumurta kutularını açmaya koyuldu. Kutuların açılma işi aynı limonlukta gerçekleşti ve bu işi yapanlar şunlardan ibaretti: Aleksandr Semyonoviç'in kendisi, alışılmışın dışında geniş olan karısı Manya, Şeremetyevlerin, şimdilerde sovhozun yegâne bekçisi olarak görev yapan sokur gözlü eski bahçıvanı, sovhozda kendine kalacak bir yer edinmiş koruma görevlisi ve temizlikçi Dünya. Burası Moskova değildi, burada herkes daha basit, ailevi ve dostane ilişkiler içerisindeydi. Aleksandr Semyonoviç limonluğun üstündeki camdan düşen tatlı günbatımı ışığının altında sağlam ve tıkız birer hediyeymiş gibi görünen kutulara aşkla bakarak işi ele aldı. Tüfeği kapının oralarda bir yerde huzur içinde kestiren koruma görevlisi çivileri ve metal kaplamayı kerpetenle zorlayarak açtı. Bir çatırtı koptu... Etraf toza bulandı. Aleksandr Semyonoviç sandaletlerini şıplatarak kutuların etrafında koşuşturdu durdu.
"Daha yavaş lütfen," dedi koruma görevlisine. "Daha dikkatlice. Görmüyor musunuz, yumurta bunlar..."
"Bi' şeycik olmaz," dedi taşra askeri hırıldayan bir sesle, bir taraftan kutuları burgularken. "Bitiyor..."
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder