Kitabın 108. ve 109. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Sayın Amberin Zaman da şunları yazdı:
"Aleyhte sunulan delillerdeki tutarsızlıklar, hatta abukluk-ların yanı sıra, masumiyetleri kuvvetle muhtemel insanların da içeriye tıkılması davayı gölgelemekte.
Bunlar, Başbuğ aleyhindeki iddialara baktığımız zaman da karşımıza çıkıyor. Internet Andıcı isimli belgede Başbuğ'un imzası yok. Ayrıca bu andıç doğrultusunda herhangi bir site de kurulmadı. Hazırlık aşamasındayken fişleri çekildi. 0 halde hükümet aleyhinde yayın yapacakları nasıl ispatlanabilir? Kaldı ki daha önce yayına geçen kırk küsur siteyi kapattıran da Başbuğ ve ekibi. Başbuğ'un devlet yöneticilerine baskı yaptığı iddiası; bu suçlamaya ilişkin hiçbir delil sunulmuş değil. AKP'nin birçok tepe ismi Genelkurmay Başkanlığı döneminde ne kadar uyumlu olduğuna dair övgüler düzüyorlardı. Kendi kulaklarımla duydum."3
"Darbecilik" iddialarına karşı söylenen bu sözlere ilave edilecek bir hususun olmadığını düşünüyorum. Benim ve çalışma arkadaşlarımın "darbeci" olmadığına ve "devlet yöneticilerini baskı altına almaya" çalışmadığına en yakından tanıklık yapabilecek kimler olabilir? İlk olarak aklıma, beraber çalıştığımız devlet adamları ve daha sonra da emrinde çalıştığımız komutanlarımız ve benim emrinde çalışmış olan komutanlar geliyor. Demokrasiye olan bağlılığı ile tanınan bir Genelkurmay Başkanının 2. Başkanlığını yapmış olan bir kimse daha sonra nasıl "darbeci" olabilir? Bizlere "darbeci" diyenlere sadece şaşarım ve acırım.
6 Haziran 2012'de Sayın Başbakan, artık büyüyen ve Türkiye'yi ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakan bu duruma değinmek zorunda kaldı:
"Terörle mücadele ederken bütün enstrümanlarımı da kullanmak durumundayım. Bu insanlar birçok yerlere hayatlarını ortaya koyarak gidiyorlar. Ondan sonra siz çalışacak insan bulamazsınız.
Tabii bu ister istemez bizi demek ki bu madde haddinden fazla yetki doğuruyor, adeta biz devlet içinde devletiz havasına bu işi sokuyor...
Tutuksuz yargılanabileceği halde maalesef tutuklu yargılananlar var, bu askerdir, bu gazetecidir, bu ne bileyim diyelim ki siyasidir. Kim olursa olsun, yani bu insanların tutuksuz yargılanmaları mümkünken niçin illa da bir tutuklu yargılanmaları süreci yapılıyor..."*
Sayın Başbakan'ın sözlerinin birinci bölümü MİT olayıyla ilgili söylenmiş olabilir, ancak aynı sorunların tüm güvenlik kuvvetleri için de geçerli olduğu unutulmamalıdır. Haziran ayı sonunda, 3. Yargı Paketi Meclis'te kabul edildi. Bu paket ile sorun olan tutukluluk durumuna belirli ölçüde çözüm getirilmesi hedeflendi. Yasama, yargıya şöyle diyordu:
"Kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenleriniz varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, kararlarında somut olgularla açıkça yaz."
Tutuklular, yakınları ve kamuoyunda ümitler yaratıldı. Peki, ne oldu? 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kanuni düzenleme nedeniyle 5 Temmuz 2012 tarihinde yazılı talepleri aldı. Karar ise 27 Temmuz 2012 tarihinde açıklandı. Geçen 22 gün, adeta insanlara manevi işkence yapıldı. Mahkeme 27 Temmuz 2012 tarihinde aldığı kararla yasamaya adeta şu cevabı verdi:
"Tutuklama gerekçelerini çok ayrıntılı, somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle yazarsam, ihsas-ı rey itirazlarına neden olabilirim."
Ancak henüz, 13. Ağır Ceza Mahkemesi tanıkları dinliyor. Daha sonra delilleri değerlendirecek ve son savunmaları alacak.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder