Kitabın 58. ve 59. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Bayram'ın düşlediği yolculuk akşamüstü başlamıştı. Beyşehir'den kalkan otobüsün en ön sağ koltuğunda oturuyordu. Her şey düşlerindeki gibiydi. Düşlerindeki gibiydi ne demek, yaşadığı gerçek, düşlediğinden daha çekiciydi. Çünkü düşündeki otobüs, Alaaddinlerin Otobüsü'ydü. Oysa içinde olduğu otobüs onun gibi eski püskü değildi. Su motoru gibi çalışmıyordu. Nefes alıyordu sanki çalışırken. Yarına kadar sürecek yolculukları başlamıştı. Yarına kadar bir saniye bile uyumamaya kararlıydı Bayram. Zaten babasını, "Bana, 'hadi uyu' deme!" diye uyarmıştı. Dünyaya yukarıdan bakıyordu. Yollarda ondan daha yüksekte oturan yoktu. Otobüs şoföründen bile yüksekteydi. Dünyaya hükmederek bakıyordu. Sanki kanatlanmışlar da uçarak gidiyorlardı. Hiç görmediği yerlerden geçerek, hiç görmediği bir yere gidiyordu. Yarına kadar gideceklerdi... Sabaha karşı bitmişti yol. Gün doğarken, Bostancı PTT Hastanesi önünde inmişlerdi otobüsten. İçine indiği dünyanın gerçeği, en ön sağ koltukta kurduğu düşlerin üstüne çökmüştü sanki. İndikleri yerde herkes telaşlıydı. Kimse kimseyi tanımıyordu. Otomobiller ezecekmiş gibi geliyordu insanların üstüne. Herkes bağırarak konuşuyordu. Her şey, herkes hızlıydı. Bekleyenler bile, sanki bir şeye yetişememiş, bir şeyi kaçırmış gibi sabırsız, sinirli bekliyordu. Kimse birbirine şakadan bir şey söylemiyordu. Köylerine benzemiyordu indikleri yer. Beyşehir'e de benzemiyordu. Onları yolda bırakan otobüs çekip gitmişti. Bayram indikleri yerin şaşkınlığıyla çevreye bakınırken, babasının çekiştirmesiyle kendine gelmişti. Babası, ceketinin ucunu eline vermiş, uyaran, azarlayan bir sesle, "Şurdan tut ve bir daha da bırakma! Bura köy değil, kayboldun mu bir daha bulamayız; buranın hırsızları çocuk da çalıyor; arabalar hiç acımaz ezer geçer!" demişti. Daha babasının ceketinin ucunu tutarken avuçları terlemişti Bayram'ın. Tarlada çalışanların çapa tutuşu gibi, sıkı sıkı tutmuştu. Hiç bırakmayacak gibi tutmuştu. Kafası sağa sola dönse de, ceketinin ucunu bırakmadan, babasının ardı sıra gitmişti. İlk sürüklendiği yol, babasının, "Ev orada!" dediği Kozyatağı yoluydu. Bahçeli, bahçelerinde güller olan evlerin önlerinden geçiyorlardı. Bir süre yürüdükten sonra, bir evin önünde durmuşlardı. Bahçeli bir evdi. Bahçesinde çiçekler ve ağaçlar vardı. Koca güller açmış gül fidanları vardı. Babası, anca o evin önünde, "Şimdi bırak artık!" dedi diye bırakmıştı ceketinin ucunu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder