Kitabın 238. ve 239. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Müzik anne karnında başlasın...
Müzikle duygularını harekete geçirenler, limbik sistemi konuştururlar. Müzikle düşüncelerini harekete geçirenler, öğrenirken müzik-sel unsurları kullanarak, sol beyinlerini de çalıştırırlar. Müzik kulağı olanlar öncelikle sağ beyinlerini iyi kullanır. Günümüzde müziğin hastalıkların tedavisindeki etkisi artık yadsınamaz bir gerçeklik. Artık anne karnındaki bebeklere klasik müzik dinletiliyor. Yine özellikle kanser hastalarında klasik müziğin iyileştirici etkisine dair birçok çalışma yapılmış durumda.
Aslında müzik ile bedenin frekanslarının ilişkisi çok eski bir bilgi ve bizim kültürümüzde de var. Türk müziğinde kullanılan makamların tedavi edici etkisi bugün dünyada bile tam olarak bilinmemektedir.
Dolayısıyla frekans tedavisinde müziğin çok ayrı bir yeri var. Gelin hep birlikte müzik ile tedavinin kültürümüzdeki tarihçesine kısa bir göz atalım.
Osmanlı'da ve eski Türklerde müzikle tedavi...
Evrende her şey titreşir. Ses dalgalarının ritmik oluşumları müziği ortaya çıkarır. Aslında her varlık eylem yaparken bir ses çıkarır, yani hepimizin, her varlığın bir müziği vardır...
Her varlık kendi müziğini evrene taşır.
Düşük frekanslı ses dalgaları, örneğin kuş cıvıltısı, suyun ve rüzgârın sesi gibi sesler insanın uyku esnasındaki beyin dalgalarına yakın dalgalar ürettiği için sakinleştirici etkilere sahiptir. Duyguları incelten ve gönlü yumuşatan müzik türleri, asırlardan beri tedavilerde kullanıldı. Birçok araştırma, depresyondan kansere, yüksek tansiyondan kronik ağrılara, disleksiden (öğrenme bozukluğu) akıl hastalıklarına, migrenden uyuşturucu madde bağımlılığına kadar geniş bir spektrumda müziğin tedavi edici etkisi olabildiğini gösterdi.
Geçmişte de Anadolu'da müzikle tedavi merkezleri vardı. Müzikle tedavi yöntemini en fazla uygulayanlar Selçuklular ve Osmanlı'ydı. Müzikle tedavi yöntemi Osmanlılar döneminde zirveye ulaştı. Başta Edirne olmak üzere Kayseri, Sivas, Amasya, Manisa ve Bursa'da tedavi merkezleri kuruldu. Sultan II. Bayezid'in, Edirne'de 1488 yılında yaptırdığı darüşşifada, yani o dönemin hastanesinde hastaların su sesi ve müzikle tedavi edilmesini emrettiği bilinir. Evliya Çelebi, Seyahatname 'sinde "ruh hastalarının nasıl müzikle tedavi edildiğini" yazar. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, darüşşifanın hekimbaşısı, hastalarına önce çeşitli müzik makamları dinletip, kalp atışlarının hızlanmasına ya da yavaşlamasına bakarmış. Duruma göre uygun melodiyi belirleyip, sonra tedaviye başlar-mış. Yine Çelebi, aynı eserde hafıza ve hatıraları güçlendirmede ısfahan; aşırı hareketli, heyecanlı hastaları sakinleştirmede rehavi; sıkıntılı, karamsar durgun ve neşesiz hastalara da kuçi makamının iyi geldiğini belirtmiş.
Osmanlı'da müzikle tedavi parlak dönemler yaşamıştı. Sultan II. Beyazıt Edirne'de 1488'de Mimar Hayrettin'e inşa ettirdiği külliyenin darüşşifa (akıl hastanesi) bölümünde hastaları müzikle tedavi
ettiriyordu.
İbn-i Sina, Razi, Farabi gibi Türk bilginlerinin öncülüğünü yaptığı müzikle terapi, günümüz modern tıbbına da ışık tuttu.
İbn-i Sina (980-1037), müziğin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlar: "Tedavinin en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir."
Ne kadar haklı değil mi? Aslında bugün de kesinlikle bunların yapılması gerekiyor.
Müzikle tedavi sadece Osmanlı'da değil, eski Türklerde de yaygındı.
Baksılar ve müzik...
Orta Asya'da Anadolu öncesi zamanda Baksı adı verilen Şaman müzisyenler tarafından, çeşitli hastalıklar için şifa çalışmaları yapıldı. Şam'daki Nurettin Hastanesi'nde İbn-i Sina, müzikle akıl hastalığı tedavisi uyguladı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Müzikle duygularını harekete geçirenler, limbik sistemi konuştururlar. Müzikle düşüncelerini harekete geçirenler, öğrenirken müzik-sel unsurları kullanarak, sol beyinlerini de çalıştırırlar. Müzik kulağı olanlar öncelikle sağ beyinlerini iyi kullanır. Günümüzde müziğin hastalıkların tedavisindeki etkisi artık yadsınamaz bir gerçeklik. Artık anne karnındaki bebeklere klasik müzik dinletiliyor. Yine özellikle kanser hastalarında klasik müziğin iyileştirici etkisine dair birçok çalışma yapılmış durumda.
Aslında müzik ile bedenin frekanslarının ilişkisi çok eski bir bilgi ve bizim kültürümüzde de var. Türk müziğinde kullanılan makamların tedavi edici etkisi bugün dünyada bile tam olarak bilinmemektedir.
Dolayısıyla frekans tedavisinde müziğin çok ayrı bir yeri var. Gelin hep birlikte müzik ile tedavinin kültürümüzdeki tarihçesine kısa bir göz atalım.
Osmanlı'da ve eski Türklerde müzikle tedavi...
Evrende her şey titreşir. Ses dalgalarının ritmik oluşumları müziği ortaya çıkarır. Aslında her varlık eylem yaparken bir ses çıkarır, yani hepimizin, her varlığın bir müziği vardır...
Her varlık kendi müziğini evrene taşır.
Düşük frekanslı ses dalgaları, örneğin kuş cıvıltısı, suyun ve rüzgârın sesi gibi sesler insanın uyku esnasındaki beyin dalgalarına yakın dalgalar ürettiği için sakinleştirici etkilere sahiptir. Duyguları incelten ve gönlü yumuşatan müzik türleri, asırlardan beri tedavilerde kullanıldı. Birçok araştırma, depresyondan kansere, yüksek tansiyondan kronik ağrılara, disleksiden (öğrenme bozukluğu) akıl hastalıklarına, migrenden uyuşturucu madde bağımlılığına kadar geniş bir spektrumda müziğin tedavi edici etkisi olabildiğini gösterdi.
Geçmişte de Anadolu'da müzikle tedavi merkezleri vardı. Müzikle tedavi yöntemini en fazla uygulayanlar Selçuklular ve Osmanlı'ydı. Müzikle tedavi yöntemi Osmanlılar döneminde zirveye ulaştı. Başta Edirne olmak üzere Kayseri, Sivas, Amasya, Manisa ve Bursa'da tedavi merkezleri kuruldu. Sultan II. Bayezid'in, Edirne'de 1488 yılında yaptırdığı darüşşifada, yani o dönemin hastanesinde hastaların su sesi ve müzikle tedavi edilmesini emrettiği bilinir. Evliya Çelebi, Seyahatname 'sinde "ruh hastalarının nasıl müzikle tedavi edildiğini" yazar. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, darüşşifanın hekimbaşısı, hastalarına önce çeşitli müzik makamları dinletip, kalp atışlarının hızlanmasına ya da yavaşlamasına bakarmış. Duruma göre uygun melodiyi belirleyip, sonra tedaviye başlar-mış. Yine Çelebi, aynı eserde hafıza ve hatıraları güçlendirmede ısfahan; aşırı hareketli, heyecanlı hastaları sakinleştirmede rehavi; sıkıntılı, karamsar durgun ve neşesiz hastalara da kuçi makamının iyi geldiğini belirtmiş.
Osmanlı'da müzikle tedavi parlak dönemler yaşamıştı. Sultan II. Beyazıt Edirne'de 1488'de Mimar Hayrettin'e inşa ettirdiği külliyenin darüşşifa (akıl hastanesi) bölümünde hastaları müzikle tedavi
ettiriyordu.
İbn-i Sina, Razi, Farabi gibi Türk bilginlerinin öncülüğünü yaptığı müzikle terapi, günümüz modern tıbbına da ışık tuttu.
İbn-i Sina (980-1037), müziğin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlar: "Tedavinin en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir."
Ne kadar haklı değil mi? Aslında bugün de kesinlikle bunların yapılması gerekiyor.
Müzikle tedavi sadece Osmanlı'da değil, eski Türklerde de yaygındı.
Baksılar ve müzik...
Orta Asya'da Anadolu öncesi zamanda Baksı adı verilen Şaman müzisyenler tarafından, çeşitli hastalıklar için şifa çalışmaları yapıldı. Şam'daki Nurettin Hastanesi'nde İbn-i Sina, müzikle akıl hastalığı tedavisi uyguladı.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder