Kitabın 40. ve 41.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
O yıl hafta sonlarını iple çeker olmuştum, haftada bir onu görmek ve onların evindeki havayı solumak hayatımın tek önemli olayı haline gelmişti. Zili çalmadan kapının önünde yutkunup derin nefes alıyor, o gün için giydiğim en yeni gömleğimi elimle ütülüyor, bileklerime boca ettiğim tütün kolonyasını kokluyor, cebimdeki tarakla saçımı bir kez daha tarıyor, zili çaldıktan sonra ayakkabılarımı ıslak paspasa siliyor, kapı açılınca ayakkabılarımla içeriye giriyor, Teyze'yle selamlaşıyordum. Önce oturma odasını içime sindire sindire inceliyor, değişen eşyaların yerini saptamaya çalışıyordum. Bazen masanın üzerine yeni kitaplar geliyor, bazen kanepenin üzerinde gitar duruyordu. Ben odayı ve eşyaları incelerken Öykü geliyor ve gülümseyerek beni incelemeye başlıyordu. Onu görünce ben de gülümsüyordum ve bunu hiç planlamadan, öyle aniden ve kendiliğinden yapıveriyordum. Öykü'nün kocaman gözleri, o yemyeşil perdeli büyük pencereler bana çok iyi geliyordu. Hiç konuşmuyorduk. Bana yaklaşıp, mutlaka dudaklarımı elliyor, sonra omzuma, kollarıma ve ellerime dokunuyordu. Sanki kör birinin bir başkasını keşfedişi gibi dokunarak tanıyordu beni. Bu sırada bedenim titrerken ben hiç kımıldamadan bekliyor, bu oyunun saatlerce sürmesini diliyordum. Benim titrediğimi anlayan Öykü'nün gülümsemesi Önce yaramaz bir çocuk, sonra hınzır kız bakışıyla cilveleniyor ve küçük bir hazza dönüşüyordu. Biz bu hazzı sessizce paylaşıyorduk. Bu haz bizim sırrımızdı. Hiç konuşmuyorduk.
"Bak yine mi buradasın meleğim? Sen bu kardeşi pek sevdin galiba? Ama rahat bırak çocuğu, o ders çalışmaya geldi buraya, seninle oynamaya değil ki ceylanım," diye telaşlı bir sesle odaya giren Teyze, Öykü'yü kapıp götürüyordu.
Bazen de tam dersin ortasında elinde kitaplarla gelip, bazılarını önüme atıp kaçıyordu Öykü. Gülay Öğretmen kızına kızıp, azarlasa da ona karşı hiç sert davranamadı-ğı belli oluyordu. 'Evin küçüğünü nazlı büyüttük galiba,' diye kendi kendine mırıldanıyordu. Ben sevinçle gülümsüyor, masaya attığı kitapların adlarını kafama kazıyordum. Bu kitaplar çoğunlukla Çetin Öğretmen'in bize okulda fazla okutmadığı yazarlara aitti. Nâzım Hikmet'in şiirlerini biliyordum ama Sabahattin Âli, Can Yücel, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt'u ilk kez orada duyuyordum. Bir de daima elinde dolaştırdığı iki kitap vardı: Küçük Kadınlar ve Tom Amca'nın Kulübesi. Demek Öykü bunları okuyordu ya da bana bir mesaj vermek istiyordu.
"Şiir sen büyüyünce ne olacaksın?"
"Avukat."
"Avukat mı? Neden peki?"
"Haksızlığa uğramış insanları savunmak ve adaleti yerine getirmek için!"
"Yaaa... Ben öğretmen olurum herhalde, baban gibi bir öğretmen. Ama benim babam memur olmamı istemiyor, fakir kalırsın, diyor."
"Ben zaten fakirlerin haklarını korumak için avukat olacağım."
"O zaman sen de fakir kalırsın Şiir ama..."
"Olsun, ben zengin olmak istemiyorum ki, ben avukat olmak istiyorum!"
Şiir kadar kararlı ve ne istediğini bilen hiçbir çocuk tanımamıştım, ona hayrandım, kızkardeşine de âşıktım.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder