Kitabın 158. ve 159. Sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Gördüm onu. Benden, iki yüz metre kadar uzaktaydı, karlar üstünde diz çökmüştü. Sırtı çıplaktı ve -uzaktan da olsa- sırtının derisinin, soğuktan morlaşmış olduğunu
fark edebildim.
Başını eğmiş, ellerini dua eder gibi birbirine kavuşturmuştu. Dün akşam katıldığım dua töreninden mi, yoksa yoksul evinin önünde çalı çırpı toplayan kadını görmüş olmamdan mı etkileniyordum bilemiyorum ama içimde, görkemli bir ruhani güce sahip bir insana bakıyormuş duygusu vardı. Bu dünyaya ait olmayan biriymiş - Tanrı'yla ve göklerin en üst katlarında oturan aydınlık ruhlarla bağlantı halinde yaşayan biriymiş izlenimi bırakıyordu. Çevresindeki karların parlaklığı, bu izlenimi daha da güçlendiriyordu.
"Bu dağda," dedi peder, "sürekli tapınma halinde olan, kendini Tanrı'yla ve Bakire Anamızla bütünleşmeye vermiş olan daha birçok kişi var. Meleklere, azizlere, pey-gamberlerce sözlere, bilgece sözlere kulak veriyor, bütün bunları, küçük bir inananlar grubuna aktarıyorlar.
"Ama o burada kalmayacak. İnsanların arasına karışıp onları Büyük Anamızla ilgili düşünceler hakkında aydınlatacak. Kilise şu anda bu konuya kulaklarını kapatmış durumda. Ve insanların ellerinde taşlar var, bu konuyu ilk kez açacak olan kişiye fırlatılmaya hazır taşlar."
"Ve onun ardından gelenlere atılmaya hazır çiçekler."
"Evet. Ama ona çiçek atılmayacak."
Ve ona doğru ilerlemeye başladı.
"Nereye gidiyorsunuz?" diye sordum.
"Onu tefekküründen uyandırmaya. Ona sizden hoşlandığımı söylemeye. Ve birlikteliğinizi kutsadığımı söylemeye. İkinizi burada, onun için kutsal olan bu yerde kutsayacağım."
İçim bulandı sanki, korkuya kapılmış gibiydim, ama bunun nedenini sezemiyordum.
"Düşünmem gerek, peder. En uygun davranışın bu olup olmadığını bilemiyorum."
"Hayır, değil. Birçok ana baba çocukları hakkında yanılıyor, çünkü aldıkları kararların çocukları için en uygun kararlar olduğuna inanıyorlar. Ben sizin babanız değilim, yaptığım şeyin de yapılması gereken şey olmadığını biliyorum. Ne var ki kendi yazgımı yerine getirmeliyim."
Giderek daha çok bun alıyordum.
"Araya girmeyelim," dedim. "Bırakın, tefekkürünü bitirsin."
"Orada olmaması gerekirdi. Sizinle birlikte olması gerekirdi."
"Belki de Bakire Anamızla konuşuyordur."
"Olabilir. Yine de onun yanına gitmeliyiz. Beni sizinle birlikte görürse, size her şeyi anlattığımı anlayacaktır. Ayrıca, benim ne düşündüğümü de biliyor."
"Bugün, Bakire Anamızın günahsız gebeliğini kutladığımız gün," diye üsteledim. "Onun için çok özel bir gün. Dün akşam, mağaranın önünde, ne büyük bir sevinç içinde olduğuna tanık oldum."
"Bakire Anamızın günahsız gebeliği, hepimiz için önemlidir. Ama şu anda din tartışması yapmak istemeyen, bu kez benim; haydi, yanına gidelim onun."
"Neden şimdi, peder? Neden şu anda?"
"Çünkü şu anda kendi geleceği hakkında karar almakta. Ve iyi olmayan yolu seçme olasılığı var."
Ters yöne döndüm ve biraz önce tırmandığımız yoldan aşağı inmeye başladım. Beni izledi.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder