3 Ocak 2014 Cuma

Ve Kırar Göğsüne Bastırırken

Ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Deneme, 9786051416250, 144 Sayfa, Mart/2013


Kitabın 110. ve 111. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


BU GENERALLERİ YARGILAYIN, BU YAZARLARI AÇIKLAYIN
Benim büyük dedem paşaydı, öyle darbe paşası değil, savaşlara girip çıkmış, vuruşmalara katılmış, saçları usturayla kazılı, bıyıkları dikilmiş, babamın deyimiyle "ağzı barut kokan" paşalardandı.
İsmet Paşa'nın hocasıydı.
Rivayete göre, "menzili müstahkem komutanı" olduğu Erzurum'da Şapka Devrimine karşı ayaklandılar diye kırk kişiyi mahkemesiz asmıştı.
Hepimizin üstünde bir günah gölgesi bırakmış olan Deli Hasan Paşa, deli ve gaddardı.
Ama seviyesiz değildi.
Babaannemden epeyce mübalağalı olduğunu tahmin ettiğim askerlik ve kahramanlık anılarını dinleyerek büyüdüm ama bir tek gün "Benim babam çok iyi yalan söylerdi, iftira atardı, komplo kurardı" diye bir övünme duymadım.
Çocukluk belleğimden bana kalan "paşa" görüntüsünde bir komploculuk lekesi bulunmuyordu, tam aksine askerliği bir dürüstlük mesleği gibi anlatmıştı bana.
On yedi yaşımdayken, Heybeliada'da bir yaz günü panjurları indirilmiş bir köşkte İsmet Paşa'yla konuşma fırsatı bulduğumda, Paşa, o koyu sıcakta lacivert, takım elbisesi, kolalı gömleği ve kra-vatıyla oturduğu koltukta bana dedemden söz etmişti.
Onun hocasıyla ilgili anlattıkları arasında da "yalancılık" ya da "iftiracılık" gibi nitelemeler yoktu.
O zamanlar, bunlar bir övünme vesilesi sayılmıyordu.
Geçen gün, Genelkurmay Başkanlığı, bazı politikacılara, işadamlarına, yazarlara "iftira atmak" için bir plan hazırlanmış olduğunu kabul eden bir açıklama yaptığında, basında sevinçli bir şaşkınlığı belirten yazılar okudum.
"Bakın Genelkurmay doğruyu söyledi," diyorlardı.
Bu ülkenin ordusunun bu ülkenin insanlarına "doğru" söylemesine seviniyorlardı.
Sanki bir ordunun kendi halkına "yalan" söylemesi doğal bir şeymiş gibi.
Ordu bize "doğruyu" söyledi diye sevinmenin tuhaflığını hissetmekle beraber kendimi bu sevinci paylaşmaktan alıkoymadım, madem artık ordunun doğru söylemesi sevindirici bir gelişme haline gelmiş, ben de sevineyim dedim ve sevindim.
Ama, açıklamanın bir de devamı vardı.
Genelkurmay, böyle bir plan hazırlamayı, böyle şeylerin olabileceğini savunuyordu.
Üstelik, bu planlara uygun bir biçimde harekete geçildiğini, bazı insanlara iftiralar atıldığını, o insanların hayatlarının mahve-dilmesine neden olunduğunu bildiğimiz halde.
O insanlara iftira atılırken çeşitli suçlar işlenmişti.
Öncelikle bir sanığın resmi ifadesinde tahrifat yapılmıştı, bu yalan ifade zorbalıkla gazetelerde bastırılmıştı, insanlara kara çalınmıştı.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder