20 Mart 2014 Perşembe

Öykünmece

Öykünmece, Feyza Hepçilingirler tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Everest Yayınları, Öykü, 9786051417127, 159 Sayfa, Mart/2014
Kitabın 102. ve 103. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


"Kulaklarını tıka. Bana inan! İyi bir şeyler oluyor." dedi köprüye. Oysa tünel işini çoktan bitirmiş yatmaya gidiyordu. Sarı kanatlı bir ırmaktan üstüne dünler sıçradığını fark etmemişti.
Bunu anlayınca padişah babasına çıkıp kırlangıçları şikâyet etti. Kendisine çok hoş bir sürpriz hazırlanmakta olduğunu bile anlamayacak kadar cesurdu. Ona düşen tek şey, yaprakların dökülmesini beklemekti.
Öğleden sonra merdivenin dibine kadar yuvarlandığında aklına geldi. Artık bu tenden kurtulabilirdi. Yılanın elbise değiştirmesi gibi soyundu derisinden, yeni bir kuyruk edindi. Kadınlık kokusu sürülüp güneşe bırakılmış kafaların iki üç boy küçüldüğünü elbette biliyordu; çünkü bu, kurumuş kafa elde etmenin en bilinen yoluydu.
Kolbaşının kır atı şahlanmıyor, her zamanki gibi hapşırıyor-
du yine. Aygaz müziğine bu yüzden aldırmadı. Düpedüz şemsiye tutuyordu ve Teşvikiye sırtlarına bulutlar indirmeyi sürdürmekte kararlıydı. Unutulmaz "Gece ve Buğu" şiirinde Charles Rimbaud böyle diyordu. Kurtların dişlerinin yalancılıklarına ya da yaratıcılıklarına göre parladıklarını anlamıştı; ama çok parlamanın çok yaratıcılığı, az parlamanın az yaratıcılığı gösterip göstermediğinden emin değildi. Belki de çok ışık, yeterli derecede uyuduklarını gösteriyordu. Daha fazla sarkmasın diye lordun yüzüne, daha sonra çene adı verilecek bir düğüm atması gerektiğini bu sırada kavradı.
Marketin dar sokağına açılan garda toplanmış bekleşen deniz kaplumbağalarının kırmızı bir gölde kaybolan namuslarının - aslında kendilerinin değil, oğlan kardeşlerinin namusuydu; ama onlar için fark etmiyordu - peşinde olduklarını anlaması uzun sürmedi, "iyiyim." demeyip yalnızca teşekkür edeceklerini anladığı için hatırlarını sormadı. Birkaçı sorulmamış hatırları toplayıp giderken ötekiler kapıyı kırıp iskeleye girme kararı aldı. Ne de olsa günlerden ekimdi ve fabrikanın bu akşam da geç açılacağı önceden bildirilmişti.
"Şu anda sayfayı bağlıyoruz. Rica etsek eşinizin ağzından bir açıklama yapar mıydınız?" diyen sayfa sekreterine, "Eşim bu konuda şöyle der," dedi. "Geçmişin izinde ilerleyen..." Açıklamasını tamamlamadı; çünkü o sırada izin kaçmakta olduğunu fark etmişti. Arkasından yetişip ona kuyruk sokumu meselesini hatırlatmayı görev bildi.
Delikanlının biri, elinde bir kalburla geçiyordu; göz göre göre ellerini çaldılar çocuğun. Bunun üzerine yas ilan edildi. Yağmura hazırlıksız yakalandığı için yüzünün derisi çekmeye başlamıştı. Ateşe tutulmuş bir yaprak gibi buruştu, sertleşti. Alttan gelen taze yüz, göz çukurlarının birinden fışkırırken eski yüz kara bir böcek kabuğu gibi döküldü.
Kocalarının başına bir şey geldiğinde kendi kadersizlİkleri-ne ağlayan kadınlar, meydanda toplanmış ağlıyorlardı, içlerinden birinin kocasını, şehrin bulvarlarına şehriye düştüğü günden beri tanıyordu. O gün de böyle, işlek bir zulüm dökülmekteydi asfalta, bu yüzden her yer kaygandı. Zenci olmaktansa şişman, kısa boylu, kel bir beyaz olmayı isteyip istemediğini sormuştu şişman, kısa boylu, kel bir beyaz olan adama.
Eğilmeden dizlerini kaşıyacak kadar uzun kolları olan başka bir adam, ustasına öğretmek için ezberlediği sözü oracıkta söyleyiverdi: "Üstüne vazife olmayan işi öğrenme! O iş, vazifen olur
sonra."
Büyük bir gerçek kırıldığı içindeydi prenses; buna rağmen az kullanılmış bir jeton bulma umudunu hiç yitirmediğine göre sarayın bahçesine dönebilirdi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder