12 Mart 2014 Çarşamba

Sudaki İz

Sudaki İz, Ahmet Altan tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9786051416175, 247 Sayfa, Mart/2013
Kitabın 128. ve 129. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


Ağaçlıklı bir yolda el ele yürüyorlardı. Yerler kurumuş sarı yapraklarla kaplıydı. Dökülmeye hazırlanan dallardaki yapraklar da yeşilliklerini yitirmişler, kuru kızıl bir renk almışlardı. Yağmura hazırlanan kurşuni bulutlar vardı gökyüzünde. Fazıla, uzun lacivert bir pelerine sarınmıştı.
"Bize en çok sonbaharı yakıştırıyorum," dedi Fazıla.
Ömer, Fazıla'nın koluna girdi, Fazıla'ya sokulabilmek için usulca başını eğdi.
"Niye?"
"Bence sonbaharda hem insanın duygularını kıpırdatan bir canlılık hem de yalancı duyguların yaşamasına izin vermeyen bir olgunluk var, diriliğini yitirmemiş ama olgunlaşmış... Bizim gibi... Biz de biraz sonbahara benzemiyor muyuz? Henüz genciz, canlıyız ama olgunlaştık da. Kışın tohumlarını taşıyoruz içimizde, bundan hoşnutum ben, ilkbaharın çocukça kıpırdaklığını pek sevmiyorum. Sonbahar daha güzel. Sen öyle düşünmüyor musun?"
Ömer gülümsedi.
"Bilmem, hiç düşünmedim. Ben mutluyum şu anda, seninle olmak hoşuma gidiyor. Bir de bunun neye benzediğini araştırmıyorum.'
Ağır adımlarla yürüyorlardı, hiçbir yere gitmek istemeyen bir halleri vardı.
"Bana yaşadığım an yetmez, hep öncesini ve sonrasını düşünürüm. Üstelik öncesi ve sonrası, beni o andan daha çok ilgilendirir. Hep yaşadıklarımı bir şeylere benzetirim, neyi yaşadığımı ancak bunu başka bir şeye benzeterek anlayabiliyorum belki de. Seninle ikimiz başka başka insanlarız. Bazen, yaşadıklarımız gerçek değil mi, yaşadığımızı sandığımız duyguları kendimiz mi uyduruyoruz, diye merak ediyorum. İkimiz de zor şeyler yaşadık, şimdi birbirimizde çocukluğumuzu bulup ona mı sığınıyoruz?"
Ömer durdu.
"Uydurduk ya da değil, ben şu anda mutluyum, bu da yeterli benim için. Sen çok soru soruyorsun; insan kendini böyle sorguya çekerse doğru dürüst yaşayamaz ki, soru sormaktan yaşamaya vakit kalmaz. Sen hep sorular soruyorsun, her şeyin dibini görmek istiyorsun, belki hiçbir şeyin dibi yoktur, ne biliyorsun? Ne yaşadığını anlamaya çalışırken, o anda yaşadığını da elden kaçırıyorsun bence. Ne demek istediğimi tam anlatamıyorum belki ama sende bir tuhaflık var gibi geliyor bana."
Fazıla, Ömer'in beline sarıldı.
"Anlıyorum ne demek istediğini. Haklısın herhalde, bende bir tuhaflık var. Soru sormadan yapamıyorum ben, her şeyin dibini görmek istiyorum, o göreceğim şey beni pişman edecek olsa bile, dibini göreyim derken yaşadığım an'ı da kaybedecek olsam bile, elimde değil, her şeyin dibini araştırmak istiyorum."
Ömer, Fazıla'yı kendinden uzaklaştırıp yüzüne baktı, "Yaşamaktan mı korkuyorsun?" dedi,
"Bilmem, belki de."
Yeniden yürümeye başladılar. Kurşuni bulutlar ağaçların üstüne inmiş, üst dalları sarmıştı. Yürüdükçe ayaklarının altındaki kuru yapraklar hışırdıyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder