Kitabın 224. ve 225. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Olumlu bir yanıt alamamıştım. Fakat Adem Yavuz Caddesi'ni de geçtikten sonra konfeksiyonlara başvurma kararı aldım, bu kararla ilk girdiğim 1396 Sokak'ta önüme gelen ilk konfeksiyon beni işe almayı kabul etti. Ertesi gün başlama sözü vererek oradan ayrıldım ve kendi mahalleme doğru yola koyuldum. Bu iş beni gerçekten belalardan uzaklaştırabilirdi. Ne var ki başımda büyük bir sorun vardı ve bu sorunu çözmeden benim rahat yaşamam imkânsızdı.
B Caddesi üzerinden sokağımızın başına geldiğimde kalabalık var mı diye baktım, gayet sakin görünüyordu ortalık, bütün gücümle soluksuz koşmaya başladım ve hızımı hiç kesmeden binadan içeri attım kendimi. Kimseye görünmediğimden emindim, hemen kömürlüğe indim. Ham-za koşarak birinin binaya girmesinden huylanmış olacak ki, saklanmış. Kimseyi göremeyince büyük bir panik yaşadım, sessizce, "Hamza" diye seslendim. Sesimi duyunca hemen ortaya çıkarak, "Sen miydin öyle koşarak giren?" diye sordu.
"Bendim, ben. Kimseye görünmemek için koştum. Herkes iş aradığımı sanıyor, buralarda görünmemem gerek."
"Yusuf, böyle olmayacak bu iş. Amcama haber götürür müsün? Beni buradan çıkarıp kurtarsın. Kaçmama yardım eder o. Sen yeter ki haber uçur."
Nasıl diyebilirdim ki? Amcan seni gördüğü yerde kızının ölümüne sebep olduğun için öldürür diye. Karısının, çocuğunun cenazesi defnedilmişti ve Hamza hâlâ onların yaşadığını sanıyordu. "Amcanı karıştırma bence, o seni teslim olmaya zorlar. Çünkü nefsi müdafaadır, git yat aslanlar gibi diyebilir."
"Manyak mısın oğlum, sen bizi ne sanıyorsun? Helal mi kazanıyoruz sanıyorsun? Yaptığımız işleri bilmiyor musun? Onun bunun üzerine çöküp haraç alıyoruz, çek senet işleriyle, örgüt, yönetmekle uğraşıyoruz. Amcam, bırak sahte kimliği, pasaport bile hazırlatıp beni yurtdışına çıkarabilir. Burada kapana sıkıştım. Çok sürmez, seni tekrar sorguya alırlar. Çünkü birebir tanıksın olaya ve peşimden koştuğunu gördüler. Yani hep zan altında kalacaksın."
Donup kalmıştım, yanıt vermeyince, "Hey! Beni duymuyor musun, git amcama haber ver dedim sana" dedi.
"Tamam, akşam takıldığı kahvehaneye giderim, her şeyi anlatırım" yanıtını verdim. "Şimdi eve gidip iş bulduğumu söyleyeyim ki rahat girip çıkabileyim buraya."
"Yusuf! Sana bir can borcum var, bunu unutma, bir gün senin için canımı ortaya koyacağımdan hiç kuşkun olmasın. Sen tanıdığım en adam gibi adamsın. Dostsun."
Gülümseyerek yüzüne baktım ve bir şey söylemeden yukarı, eve çıktım. Anneme, "Gazi Mahallesi'nde iş buldum" deyince hemen yüzünü asıp, "Anarşiklerin arasında uslunu yitireceksin, buraların suyu mu çıkmıştı da oraya gittin iş buldun?" diyerek sitem etti.
"Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranabiliyorum, iş buldum işte, nerede olduğunun ne önemi var, ben eşkıya mıyım milletin arasında uslumu yitireyim?" diyerek öfkeyle evden çıkıp, Göktürk'ü görmek için E Caddesi'ndeki kahvehanenin yolunu tuttum. O lise mezunu, hiç değilse benden biraz daha iyi düşünebilirdi. Kahvehanede oyun oynayan ağabeyinin yanında oturmuş oyunlarını izliyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.B Caddesi üzerinden sokağımızın başına geldiğimde kalabalık var mı diye baktım, gayet sakin görünüyordu ortalık, bütün gücümle soluksuz koşmaya başladım ve hızımı hiç kesmeden binadan içeri attım kendimi. Kimseye görünmediğimden emindim, hemen kömürlüğe indim. Ham-za koşarak birinin binaya girmesinden huylanmış olacak ki, saklanmış. Kimseyi göremeyince büyük bir panik yaşadım, sessizce, "Hamza" diye seslendim. Sesimi duyunca hemen ortaya çıkarak, "Sen miydin öyle koşarak giren?" diye sordu.
"Bendim, ben. Kimseye görünmemek için koştum. Herkes iş aradığımı sanıyor, buralarda görünmemem gerek."
"Yusuf, böyle olmayacak bu iş. Amcama haber götürür müsün? Beni buradan çıkarıp kurtarsın. Kaçmama yardım eder o. Sen yeter ki haber uçur."
Nasıl diyebilirdim ki? Amcan seni gördüğü yerde kızının ölümüne sebep olduğun için öldürür diye. Karısının, çocuğunun cenazesi defnedilmişti ve Hamza hâlâ onların yaşadığını sanıyordu. "Amcanı karıştırma bence, o seni teslim olmaya zorlar. Çünkü nefsi müdafaadır, git yat aslanlar gibi diyebilir."
"Manyak mısın oğlum, sen bizi ne sanıyorsun? Helal mi kazanıyoruz sanıyorsun? Yaptığımız işleri bilmiyor musun? Onun bunun üzerine çöküp haraç alıyoruz, çek senet işleriyle, örgüt, yönetmekle uğraşıyoruz. Amcam, bırak sahte kimliği, pasaport bile hazırlatıp beni yurtdışına çıkarabilir. Burada kapana sıkıştım. Çok sürmez, seni tekrar sorguya alırlar. Çünkü birebir tanıksın olaya ve peşimden koştuğunu gördüler. Yani hep zan altında kalacaksın."
Donup kalmıştım, yanıt vermeyince, "Hey! Beni duymuyor musun, git amcama haber ver dedim sana" dedi.
"Tamam, akşam takıldığı kahvehaneye giderim, her şeyi anlatırım" yanıtını verdim. "Şimdi eve gidip iş bulduğumu söyleyeyim ki rahat girip çıkabileyim buraya."
"Yusuf! Sana bir can borcum var, bunu unutma, bir gün senin için canımı ortaya koyacağımdan hiç kuşkun olmasın. Sen tanıdığım en adam gibi adamsın. Dostsun."
Gülümseyerek yüzüne baktım ve bir şey söylemeden yukarı, eve çıktım. Anneme, "Gazi Mahallesi'nde iş buldum" deyince hemen yüzünü asıp, "Anarşiklerin arasında uslunu yitireceksin, buraların suyu mu çıkmıştı da oraya gittin iş buldun?" diyerek sitem etti.
"Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranabiliyorum, iş buldum işte, nerede olduğunun ne önemi var, ben eşkıya mıyım milletin arasında uslumu yitireyim?" diyerek öfkeyle evden çıkıp, Göktürk'ü görmek için E Caddesi'ndeki kahvehanenin yolunu tuttum. O lise mezunu, hiç değilse benden biraz daha iyi düşünebilirdi. Kahvehanede oyun oynayan ağabeyinin yanında oturmuş oyunlarını izliyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder