Kitabın 110. ve 111. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
* Nasıl kilo alıyoruz?
Kilo alma konusunda karbonhidratların nasıl çalıştığını görelim.
Yenen bütün karbonhidratlar, büyük moleküllü karbonhidrat halinden ayrışıp en küçük karbonhidrat molekülü olan glikoz ve fruktoza kadar sindirilir. İncebağırsaktan içeri ancak bu küçük
moleküllü halleriyle alınabilirler.
Glikoz bağırsaktan içeri girerken enerji gerektiren aktif trans-portla alınır. Fruktoz enerji gerektirmeden kendi başına girer.
En önemli metabolizma kurallarından biri şudur:
Yemekten sonra bağırsaktan kana geçen glikozun kandan 2 saat içinde uzaklaştırılması gerekir.
Kandaki glikoz şu şekilde uzaklaştırılır:
1 - İlk olarak glikoz insülinin yardımıyla hücrelerin zarlarından içeri girerek oksijenle yakılıp enerji için kullanılır.
2- Glikozun kalanı karaciğerde ve kasta glikojen şeklinde depolanır. Bunlar glikozun kısa süreli enerji deposudur. Çok az bir miktarda glikoz glikojen olabilir. Çünkü hem karaciğerin, hem kasın glikojen depo yeri fazla değildir.
3- Hâlâ kanda mevcut glikoz varsa bunlar uzun zincirli yağlar şeklinde depolanır. Kalça yağlarımız böyle oluşur. Glikojenin aksine yağlar uzun süreli enerji depolarıdır ve büyük bir depolama kapasitesine sahip olduğumuzu biliyoruz. Malum, kilo almanın sonu yok!
Şimdilik bu üç şekilde kandaki glikoz uzaklaştırılmış olur ama dediğimiz gibi şimdilik.
Bu 3 işlemin neredeyse hepsinden insülin sorumludur. Insülin olmadan hücrelere glikoz giremez. İnsülin olmadan karaciğer ve kasta glikojen depolanamaz. İnsülin olmadan yağ deposunda da yağ depolanmaz.
Vücudumuzda insülin vardır, çünkü kandaki glikozun belli bir seviyenin üzerine çıkması istenmez. Yoksa diyabet oluruz. Aslında insülinin varlığı bizi diyabetten koruyan bir durum gibi görünse de kısa süreli diyabet ataklarını her yemekten sonra geçiriyoruz.
Bana sorarsanız aslında hepimiz diyabetiz. Ama bunu kabul etmeyip pankreasımıza fazla güveniyoruz.
Pankreas kan şekerini insülin aracılığıyla düşüren organımız. Karbonhidrat içeren yemekten sonra incebağırsaktan emilen glikozların miktarı sürekli pankreasın gözetimindedir. Pankreas o anda başka ne iş yaparsa yapsın bir taraftan sürekli kan glikoz düzeyini gözetir. (Kan şekeri terimi yerine kan glikozu demeyi özellikle tercih ediyorum. Bildiğimiz üzere şeker dışında, yağlar ve proteinler de enerji için kullanılabilir. Hepsinin kullanım için dönüştüğü son halin adı glikozdur.)
Pankreas bu ince kan glikozu ayarını nasıl yapar?
Laboratuvarlarda "0-2 saat açlık-tokluk şeker" testinde açlık ve yemekten sonraki 2. saat tokluk glikoz değerlerine bakılır.
Neden 2 saat?
Çünkü biz insan türü olarak buna programlıyız.
İçeri giren glikozun miktarı ne kadar çok olursa olsun, kan şekeri 2 saat içinde açlık değerine döndürülmelidir. Açlık halinde kanımızdaki glikozun olması istenen ideal bir aralık vardır. Bunu testlerde 70 ila 110 arası gibi değerlerde görüyoruz. Bu ideal açlık kan glikoz değeri vücut tarafından çok sıkı ayarlanır. İster tek bir baklava yiyelim ister bir tepsi, kan glikozu mutlaka 2 saatte yine açlıkta olduğu değere düşürülmelidir.
Kandaki glikozun 2 saatten uzun süre yüksek kalması asla istenmez. Bunu ayarlamak da pankreasın görevidir. İnsülinin değil.
Bu sistem şöyle işler: Pankreas bağırsaktan emilen glikozun hem miktarına bakar, hem de dakikada ne hızda emildiğine. Kan glikozunu açlık değerine düşürmek 2 saat içinde yapılması gereken zorunlu bir iş olduğu için, hızlı bir şekilde emilen glikoz pankreası alarma geçirir. Pankreas giriş hızından etkilenerek, 2 saat içinde gerçekte girenden daha fazla glikozun içeri gireceğini sanır.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Kilo alma konusunda karbonhidratların nasıl çalıştığını görelim.
Yenen bütün karbonhidratlar, büyük moleküllü karbonhidrat halinden ayrışıp en küçük karbonhidrat molekülü olan glikoz ve fruktoza kadar sindirilir. İncebağırsaktan içeri ancak bu küçük
moleküllü halleriyle alınabilirler.
Glikoz bağırsaktan içeri girerken enerji gerektiren aktif trans-portla alınır. Fruktoz enerji gerektirmeden kendi başına girer.
En önemli metabolizma kurallarından biri şudur:
Yemekten sonra bağırsaktan kana geçen glikozun kandan 2 saat içinde uzaklaştırılması gerekir.
Kandaki glikoz şu şekilde uzaklaştırılır:
1 - İlk olarak glikoz insülinin yardımıyla hücrelerin zarlarından içeri girerek oksijenle yakılıp enerji için kullanılır.
2- Glikozun kalanı karaciğerde ve kasta glikojen şeklinde depolanır. Bunlar glikozun kısa süreli enerji deposudur. Çok az bir miktarda glikoz glikojen olabilir. Çünkü hem karaciğerin, hem kasın glikojen depo yeri fazla değildir.
3- Hâlâ kanda mevcut glikoz varsa bunlar uzun zincirli yağlar şeklinde depolanır. Kalça yağlarımız böyle oluşur. Glikojenin aksine yağlar uzun süreli enerji depolarıdır ve büyük bir depolama kapasitesine sahip olduğumuzu biliyoruz. Malum, kilo almanın sonu yok!
Şimdilik bu üç şekilde kandaki glikoz uzaklaştırılmış olur ama dediğimiz gibi şimdilik.
Bu 3 işlemin neredeyse hepsinden insülin sorumludur. Insülin olmadan hücrelere glikoz giremez. İnsülin olmadan karaciğer ve kasta glikojen depolanamaz. İnsülin olmadan yağ deposunda da yağ depolanmaz.
Vücudumuzda insülin vardır, çünkü kandaki glikozun belli bir seviyenin üzerine çıkması istenmez. Yoksa diyabet oluruz. Aslında insülinin varlığı bizi diyabetten koruyan bir durum gibi görünse de kısa süreli diyabet ataklarını her yemekten sonra geçiriyoruz.
Bana sorarsanız aslında hepimiz diyabetiz. Ama bunu kabul etmeyip pankreasımıza fazla güveniyoruz.
Pankreas kan şekerini insülin aracılığıyla düşüren organımız. Karbonhidrat içeren yemekten sonra incebağırsaktan emilen glikozların miktarı sürekli pankreasın gözetimindedir. Pankreas o anda başka ne iş yaparsa yapsın bir taraftan sürekli kan glikoz düzeyini gözetir. (Kan şekeri terimi yerine kan glikozu demeyi özellikle tercih ediyorum. Bildiğimiz üzere şeker dışında, yağlar ve proteinler de enerji için kullanılabilir. Hepsinin kullanım için dönüştüğü son halin adı glikozdur.)
Pankreas bu ince kan glikozu ayarını nasıl yapar?
Laboratuvarlarda "0-2 saat açlık-tokluk şeker" testinde açlık ve yemekten sonraki 2. saat tokluk glikoz değerlerine bakılır.
Neden 2 saat?
Çünkü biz insan türü olarak buna programlıyız.
İçeri giren glikozun miktarı ne kadar çok olursa olsun, kan şekeri 2 saat içinde açlık değerine döndürülmelidir. Açlık halinde kanımızdaki glikozun olması istenen ideal bir aralık vardır. Bunu testlerde 70 ila 110 arası gibi değerlerde görüyoruz. Bu ideal açlık kan glikoz değeri vücut tarafından çok sıkı ayarlanır. İster tek bir baklava yiyelim ister bir tepsi, kan glikozu mutlaka 2 saatte yine açlıkta olduğu değere düşürülmelidir.
Kandaki glikozun 2 saatten uzun süre yüksek kalması asla istenmez. Bunu ayarlamak da pankreasın görevidir. İnsülinin değil.
Bu sistem şöyle işler: Pankreas bağırsaktan emilen glikozun hem miktarına bakar, hem de dakikada ne hızda emildiğine. Kan glikozunu açlık değerine düşürmek 2 saat içinde yapılması gereken zorunlu bir iş olduğu için, hızlı bir şekilde emilen glikoz pankreası alarma geçirir. Pankreas giriş hızından etkilenerek, 2 saat içinde gerçekte girenden daha fazla glikozun içeri gireceğini sanır.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder