Kitabın 130. ve 131. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Lillian yeni hayatinin ikinci gecesinde çığlık atarak uyandı ve Gumdrop onu ipek kimonosuyla çıplak göğsüne sımsıkı sardı. Gumdrop annesi gibi ona, "Geçti hepsi. Aç gözlerini ve gerçek dünyayı gör,' dedi.
Lillian yüzünü Gumdrop'un sıcak omzuna yaslayıp dinlendi.
Gumdrop ona, "Anlat hadi. Ben böyle rüyalardan anlarım," dedi.
"Ölmüştüm ve kördüm. Her taraf gözkapağımın iç kısmı gibi parlak kırmızı renkteydi. Güneşi yüzümde hissediyordum ama göremiyordum. Her şey gözden kayboluyordu, evler, insanlar, tavuklar. Benim geldiğim yer Turov'da geçiyordu hepsi ve hiçbir şey kalmamıştı, her yer bembeyaz bir çarşaf gibiydi. Gözlerimi ovuşturuyorum ve elimde bir şey ufalanıyor. Kan gözkapaklarımı birbirine yapıştırıyor. Kanı silmeye çalışıyorum ama çok yapışkan. Ellerim de öyle, ellerim ve kollarım kıpkırmızı ve ıslak. Yerler de kıpkırmızı ve zavallı Osip -onunla dört yıllık evliydik- yerde yatıyor, üzeri kanla kaplı, kıyafetleri simsiyah ve aramızda o eşyalar var. Büyükannemin çaydanlığı paramparça ve bir de kova var."
Lillian kovanın yanında ne olduğunu biliyordu. Eli görüyor, onun kime ait olduğunu biliyordu ama bunu Gumdrop'a söyleyemezdi. "Annemin kopmuş eli kovanın yanındaydı," dedi. "Annem ölmüş, yerde yatıyor. Ben odada çıplağım ve her şey kırmızı. Pijamasıyla kapının yanında uzanan ölmüş babam elinde baltasını tutuyor hâlâ. Ve Sophie'min yatağı boş, onun arkasından haykırıyorum. Benim bir kızım var, adı Sophie. Rüya böyle." Lillian rüyanın geri kalanını, Osip'in alyansına vuran ve pencereleri ışıldatan güneş ışığını, o açık san altın rengi ışığı anımsıyordu ama bu kadarını söylemeye gerek yoktu.
"Sophie güzel isim," dedi Gumdrop. Kocaman yatakta doğruldu ve kolunu Lillian'ın yaralı sırtına yasladı. Lillian karanlıkta başını kadının geniş ve dolgun görünen küçük omzuna yasladı. Karanlıkta Gumdrop iriyarı bir kadın gibi görünüyordu.
"Gerçek adım Clothilde," dedi. "Buraya yakın küçük bir kasabadan geldim. Orada yalnızca siyahi insanlar yaşar. Annem şifacıydı, babam da küçük çapta çiftçilikle uğraşırdı. Tavuklar," Lillian karanlıkta başını sallayıp Turov'u, Turovluların kahverengi tenlilerini gözünde canlandırdı, "birkaç tane de keçi. Geçinip gidiyorduk. Ne demek istediğimi anlamışsındır. Bir köpeğimiz vardı ki geçmişten dolayı birçok siyahi, köpek beslemez."
Gumdrop, Lillian'ın Amerika'da siyahilerle köpek arasında ne olduğunu bilip bilmediğinden emin değildi. Lillian bu konuda, "Yahudiler de köpek sevmez," diyemeyecek kadar bigisizdi.
"O köpeği sevmiştim, iri siyah bir labradordu. Babam ona Delta adını vermişti. Ah," dedi Gumdrop bir şey anımsayarak ve ondan sonra sustu.
Dün bütün gün Lillian'la hiç durmadan konuşmuş, Siyahi Seattle ve Gumdrop'un Dünyası'na dair her şeyi olduğu gibi anlatmıştı. Ona çevreyi gezdirmiş, nerelere gidebileceğini, nerelere gidemeyeceğini anlatmıştı (başka bir kuzenine ait olan gece kulübü Ubangi Room'a gidebilirdi ama sıradışı alışkanlıkları olan bir beyazın sahip olduğu Shake and Shimmy'ye gitmemeliydi).
Lillian yüzünü Gumdrop'un sıcak omzuna yaslayıp dinlendi.
Gumdrop ona, "Anlat hadi. Ben böyle rüyalardan anlarım," dedi.
"Ölmüştüm ve kördüm. Her taraf gözkapağımın iç kısmı gibi parlak kırmızı renkteydi. Güneşi yüzümde hissediyordum ama göremiyordum. Her şey gözden kayboluyordu, evler, insanlar, tavuklar. Benim geldiğim yer Turov'da geçiyordu hepsi ve hiçbir şey kalmamıştı, her yer bembeyaz bir çarşaf gibiydi. Gözlerimi ovuşturuyorum ve elimde bir şey ufalanıyor. Kan gözkapaklarımı birbirine yapıştırıyor. Kanı silmeye çalışıyorum ama çok yapışkan. Ellerim de öyle, ellerim ve kollarım kıpkırmızı ve ıslak. Yerler de kıpkırmızı ve zavallı Osip -onunla dört yıllık evliydik- yerde yatıyor, üzeri kanla kaplı, kıyafetleri simsiyah ve aramızda o eşyalar var. Büyükannemin çaydanlığı paramparça ve bir de kova var."
Lillian kovanın yanında ne olduğunu biliyordu. Eli görüyor, onun kime ait olduğunu biliyordu ama bunu Gumdrop'a söyleyemezdi. "Annemin kopmuş eli kovanın yanındaydı," dedi. "Annem ölmüş, yerde yatıyor. Ben odada çıplağım ve her şey kırmızı. Pijamasıyla kapının yanında uzanan ölmüş babam elinde baltasını tutuyor hâlâ. Ve Sophie'min yatağı boş, onun arkasından haykırıyorum. Benim bir kızım var, adı Sophie. Rüya böyle." Lillian rüyanın geri kalanını, Osip'in alyansına vuran ve pencereleri ışıldatan güneş ışığını, o açık san altın rengi ışığı anımsıyordu ama bu kadarını söylemeye gerek yoktu.
"Sophie güzel isim," dedi Gumdrop. Kocaman yatakta doğruldu ve kolunu Lillian'ın yaralı sırtına yasladı. Lillian karanlıkta başını kadının geniş ve dolgun görünen küçük omzuna yasladı. Karanlıkta Gumdrop iriyarı bir kadın gibi görünüyordu.
"Gerçek adım Clothilde," dedi. "Buraya yakın küçük bir kasabadan geldim. Orada yalnızca siyahi insanlar yaşar. Annem şifacıydı, babam da küçük çapta çiftçilikle uğraşırdı. Tavuklar," Lillian karanlıkta başını sallayıp Turov'u, Turovluların kahverengi tenlilerini gözünde canlandırdı, "birkaç tane de keçi. Geçinip gidiyorduk. Ne demek istediğimi anlamışsındır. Bir köpeğimiz vardı ki geçmişten dolayı birçok siyahi, köpek beslemez."
Gumdrop, Lillian'ın Amerika'da siyahilerle köpek arasında ne olduğunu bilip bilmediğinden emin değildi. Lillian bu konuda, "Yahudiler de köpek sevmez," diyemeyecek kadar bigisizdi.
"O köpeği sevmiştim, iri siyah bir labradordu. Babam ona Delta adını vermişti. Ah," dedi Gumdrop bir şey anımsayarak ve ondan sonra sustu.
Dün bütün gün Lillian'la hiç durmadan konuşmuş, Siyahi Seattle ve Gumdrop'un Dünyası'na dair her şeyi olduğu gibi anlatmıştı. Ona çevreyi gezdirmiş, nerelere gidebileceğini, nerelere gidemeyeceğini anlatmıştı (başka bir kuzenine ait olan gece kulübü Ubangi Room'a gidebilirdi ama sıradışı alışkanlıkları olan bir beyazın sahip olduğu Shake and Shimmy'ye gitmemeliydi).
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder