9 Mayıs 2014 Cuma

Altın

Altın, Chris Cleave tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Pegasus Yayınları, Roman, 9786053431411, 382 Sayfa, Aralık/2013
Kitabın 228. ve 229. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Mutfak, 203 Barrington Caddesi, Clayton, Doğu Manchester
Yemek yedikten ve Sophie yattıktan sonra Kate bulaşıklan suya koydu. Lavabonun üzerindeki pencere eşiğinde bulaşık ûrçalarının konduğu delikli metal kap, yanında da Jack'in o sabah Sophie'nin on altı hapını koyduğu kupa duruyordu. Kupa şimdi boştu.
"Sadece Olimpiyat," dedi Kate. "Bırakabilirim, biliyorsun.
Sophie'yle daha fazla zaman geçiririm."
Jack'in gözlerinde soluk ve ihtiyatlı bir korku kıvılcımı gördü.
"Böyle konuşmayı bırak," dedi. "Yer için Zoe'yla mücadele edeceksin, kazanacaksın ve Londra'da yarışmaya gideceksin.
Bugün pistte kafa kafayaydınız."
Kate pencereden dışarı baktı. "Onunla savaşmaktan kor-muyorum. Giderek daha fazla dengesizleştiğini düşünüyorum. Sanırım kaybediyor."
"Onu bırak şimdi. Eğer vazgeçersen Sophie'nin neler hissedeceğini düşün. Senin neler hissedeceğini düşün."
"Ya sen? Sen neler hissedersin?"
"Bırakırsan mı?"
"Evet."
Kate bunun geriliminin Jack'in suratını gerişini seyretti.
"Ben de bırakırım."
Kate başını sallayarak onayladı; bunu söylerkenki samimiyetine inanıyordu ama yapacağına inanmıyordu.
Soğuk su musluğunu açtı ve cam fırın kabını duruladı. Belki de en sonunda böyle bitecekti; otuz iki yaşındayken. Pistte yenilerek ya da kazanarak değil ama burada, yukarıdaki çamaşır sepetinde yine yıkanmayı bekleyen antrenman kıyafetleriyle ve fırında makarna kalıntıları lavabodaki suda ıslanmakta olan, deterjanın inatçı yağlarını parçaladığı üç sade beyaz tabakla.
"Belki düşünmek için zamana ihtiyacım var," dedi.
"Ah, Tanrım," dedi Jack, başını tuttu. "Bu ne zaman düşünülecek bir şey oldu?"
Jack haklıydı; kendisini böyle şeyler söylerken bulmak korkunçtu. Arkalarındaki mantar duvarda Sophie'nin fotoğrafları vardı; bebeklikten sekiz yaşına kadar. Gülen güneşler ve uzay gemileri. Kızının, bir ayçiçeğinin taçyapraklarını oluşturan parlak sarı boyalı ayak izleri. Kate yapraklan yapmak için nasıl Sophie'nin sıska bileğinden tutup ayaklarını duvara bastırdığını hatırladı. Diğer koluyla onu tutuyordu; bu kendi kendine ayakta durmasından önceydi. Kate, çiçeğin sağlam sapını ve geniş yapraklarını, Jack Atina uçağındayken yeşil mumboyayla çizmişti.
"Bir düşün," diyordu Jack, "bırakırsan ne yapacaksın?"
Kate küçümseyici bir şekilde elini salladı; bu hareket dövmesini gerince irkildi.
"Geçinmenin başka yollan da var, değil mi? Yani, işe gidip gelen bunca insan numara yapmıyorsa, başka işler de var."
Jack, Kate'in yanağını okşadı. "Bir kalabalığı duyduktan
sonra olmaz."
Kate onun elini nazikçe itti. İşin gerçeği, kalabalığın uluması onu çoğu zaman korkuturdu. Adrenalin pompalatırdı, evet, ama özünde belirli bir sessizlik vardı. Kalabalığın otuz dakika öğlen yemeği molası vardı. Kalabalık yağmurda ofis binasının dışında sigara içerdi ve gönderilen bir e-postanın içerdiği talimata göre, sigaralarım duvara takılı bir çöp öğütücüsünün ızgarasına sokarak söndürür, izmaritlerini içine atardı. Kalabalık Jack'ti; eğer babası onu rahatlık bölgesinden kovmasaydı. Kalabalık kendisiydi; eğer altı yaşındayken babası onu bir bisiklet yarışına götürmeseydi. Bölmelerin en incesiydi ve kalabalığın gürültüsü kolayca boşlukta taşınıyor, yakasını bırakmıyordu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder