İki Göçmen Yürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İki Göçmen Yürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2014 Pazartesi

İki Göçmen Yürek

İki Göçmen Yürek, Sabit Sümer tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Destek Yayınları, Roman, 9786054994403, 353 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 156. ve 157. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

KOZANALI MOLLA SÜLEYMAN
1840 Selanik-Kozana-Kayleboyu köyü... Kozana, Rumeli'nin Küçük Balkan olarak da bilinen bölgesinde, Üsküpler ve Kayalar'la birlikte önemli bir Türk ve Müslüman yerleşim merkeziydi. Bu bölgede daha ziyade, Konya ve civarı illerden buraya göç etmiş, akıncıların torunları ile Yörükler yaşardı. Dedik ya, Süleymanoğulları çok severdi, ata isimleri olan "Süleyman"ı. Kayleboyu köyündeki hikâyemiz de işte yine bir Süleyman, "Kozana'lı Molla Süleyman'la başladı. Ki o zaman molla diye, iyi eğitimli, bilgili, akil insanlara denirdi.
İstanbul'da eğitim görmüş, varlıklı Süleyman Bey'in, sonradan kendi gibi, Molla Hüseyin diye anılacak bir oğlu vardı. 1840 yılı bahar ayında, karısı Hasibe Hanım, bir erkek evlat daha verdi Molla Süleyman'a. Süleyman, yine bir peygamber adı verdi yeni doğan oğluna ve kulağına eğilip üç kez "İlyas, İlyas, İlyas" diye okudu adını bebeğin, ezanla birlikte. İlyas bebeğin yaşama katıldığı yılda Kozana, Selanik'e yaklaşık yüz yirmi kilometre mesafede, üç dağın arasında ku-rulmuş, çevresinde seksen altı tane Türk köyü bulunan, yemyeşil, zengin doğası, verimli topraklarıyla önemli bir yerleşim merkeziydi. Burada yaşayan Türkler de bu verimli toprakların kıymetini bilir, büyük bir maharet ve sevgiyle bu toprakları eker, biçer, bağ bahçeyle uğraşır, hayvan yetiştiriciliği yaparlardı. İki delikanlı, Hüseyin ve İlyas, bu cennet misali topraklarda büyüyüp geliştiler, toprağa bağlı diğer insanlar gibi sağlıklı, güçlü kuvvetli birer delikanlı oldular. Evlenme vakti geldiğinde Molla Hüseyin, Fatme Hanımla evlendi. Çiftin evliliklerinden, sırasıyla Hasne, Sait, Hatice, Arize, Eşref isimli beş çocukları oldu. Molla Hüseyin, daha sonra, ardıllarının köyün adını soyadı olarak alacakları, "Sarıkaya" köyüne yerleşerek, yaşamına orada devam etti.
Oğullardan küçük olan İlyas'in yolu ise, yine kendi boylarından Sümbül Hanım'la kesişti. Sağlıklı, kırmızı yanaklı, bir erkek gibi güçlü kuvvetli Sümbül Hanım, Derviş ve Süleyman adında iki erkek, Hayriye ve Gülsüm adında iki de kız evlat verdi kendisine. Kayleboyu köyünde, dedeleri Molla Süleyman'ın köşkünde erkekler, sağlıklı, çalışkan ve terbiyeli delikanlılar, kızlar da örf ve âdetlere uygun, güzel ve sağlıklı genç kızlar olarak yetiştiler.
Anadolu'dan Rumeli'ne göç etmiş, geçmişlerine, inançlarına bağlı bu çalışkan, iyi huylu ve üretken insanlar, birlikte yaşadıkları yerel halk tarafından da çok sevilirdi. Bunun nedeni, Osmanlıların fethettikleri topraklardaki yerel halkın inanış ve etnik değerlerine yeterince saygı göstermeleriydi büyük ihtimal. Karşılıklı saygı, ihtilafları yok ederdi. Yeter ki kötü niyetli birileri, bu dostluk ve huzur ortamına, siyasal, dini ve etnik nedenleri sebep gösterip, çomak sokmasın.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

6 Mayıs 2014 Salı

İki Göçmen Yürek

İki Göçmen Yürek, Sabit Sümer tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Destek Yayınları, Roman, 9786054994403, 353 Sayfa, Nisan/2014
Kitabın 220. ve 221. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Buyur bakalım efendi, senin neyin var? Pek de sağlam görünüyorsun ya!"
"Benim bir şeyim yok da doktor bey, küçük oğlum çok hasta, ishalden, kusmadan bitap düştü, iğne ipliğe döndü bir bakıversen."
"Nerede çocuk?"
"Getiremedim, çok hasta. Yerinden kaldırmaya bile kıyamadım, gelirken bir hal olacak diye."
Yüzünü ekşitti Doktor Suphi. Durum belli ki acildi. Sonra dışarıda bekleyen kalabalığa baktı.
"Allah rızası için doktor, çocuğumun durumu çok kötü."
Doktor Suphi, babanın yüzündeki o acılı ifadeye daha fazla dayanamadı:
"O zaman bir yarım saat daha müsaade et bana, burada
bekleyen acil hastalara bakayım, sonra gelip muayene edeceğim. Nerede kalıyor çocuk?"
"Alt güverte, yirmi iki numaralı kamara doktor bey." "Tamam, sen git, yarım saate gelirim ben." Karşısındakinin tereddüt ettiğini görünce üsteledi. "Söz verdim yahu, geleceğim, git ailenle ilgilen sen hay-di."
Yarım saat değilse bile, kırk elli dakika sonra elinde siyah deri çantası, doktor kamaranın kapısını çaldı. Kendisini içeri buyur ettiler. Küçük İlyas, annesinin kollarında bembeyaz bir surat ve feri kaçmış gözlerle yatıyordu. Gözlerin altı mosmordu çocuğun.
"Burası çok kalabalık, işi olmayanlar dışarı çıksın, lomboz camını da açın, biraz temiz hava girsin içeri, burası tamamen havasız kalmış. Hanım, sen de çocuğu ranzaya yatır da muayene edebileyim."
Muayene esnasında içeridekiler, doktorun yüz ifadesinden durumun vahametini çıkarmaya çalışıyorlardı. Bu yolculuklarda yüzlerce, hatta binlerce hasta muayene etmiş Suphi Bey'in gözlüklerinin arkasındaki bakışları, sanki hep aynıydı, yorgun, hüzünlü, gergin.
"Gelmeden hiç doktor gördü mü bu çocuğu?"
"Hanımların kaldığı evde, yaşlı bir Rum doktor bakmış" diye yanıtladı Süleyman. "Na, bir de şu ilaçları vermiş kullansın diye."
Rum doktorun verdiği, bir eczane tezgâhında, doktorun verdiği formüle göre hazırlanmış iki küçük kahverengi şişeyi uzattı doktora. Suphi Bey, üzerinde yazılı etiketleri dikkatle okuduktan sonra geri uzattı şişeleri.
"Hoca efendi, çocuğun hastalığı, ağır, intani bir hastalık ne yazık ki. Zavallı, hayli de zayıf kalmış. Ona bakan doktor gerekli ilaçları vermiş. Bunlar biterse haber verin, ben elimdekilerden bir şeyler hazırlamaya çalışırım, arada da gelir kontrol ederim. Deniz yolculuğu zordur, alışık olmayan normal İnsanı bile hasta eder. O yüzden çocuğun üstünü örtüp kamarayı sık sık havalandırın. Yalnız hastayla doğrudan irtibattan kaçının. Onunla sadece bir kişi ilgilensin, mesela annesi. O da temizliğine çok dikkat etsin. Allah şifa versin, geçmiş olsun."
Son anda hatırlamış gibi geri döndü:
"Ha, bu arada çocuğa bol, temiz su içirmeyi de ihmal etmeyin."
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap