Nihat Behram Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nihat Behram Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2014 Pazar

Yalın Yürek Bayram Gümüş

Yalın Yürek Bayram Gümüş, Nihat Behram tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Everest Yayınları, Roman, 9789752894440, 177 Sayfa, Ocak/2014

Kitabın 58. ve 59. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Bayram'ın düşlediği yolculuk akşamüstü başlamıştı. Beyşehir'den kalkan otobüsün en ön sağ koltuğunda oturuyordu. Her şey düşlerindeki gibiydi. Düşlerindeki gibiydi ne demek, yaşadığı gerçek, düşlediğinden daha çekiciydi. Çünkü düşündeki otobüs, Alaaddinlerin Otobüsü'ydü. Oysa içinde olduğu otobüs onun gibi eski püskü değildi. Su motoru gibi çalışmıyordu. Nefes alıyordu sanki çalışırken. Yarına kadar sürecek yolculukları başlamıştı. Yarına kadar bir saniye bile uyumamaya kararlıydı Bayram. Zaten babasını, "Bana, 'hadi uyu' deme!" diye uyarmıştı. Dünyaya yukarıdan bakıyordu. Yollarda ondan daha yüksekte oturan yoktu. Otobüs şoföründen bile yüksekteydi. Dünyaya hükmederek bakıyordu. Sanki kanatlanmışlar da uçarak gidiyorlardı. Hiç görmediği yerlerden geçerek, hiç görmediği bir yere gidiyordu. Yarına kadar gideceklerdi... Sabaha karşı bitmişti yol. Gün doğarken, Bostancı PTT Hastanesi önünde inmişlerdi otobüsten. İçine indiği dünyanın gerçeği, en ön sağ koltukta kurduğu düşlerin üstüne çökmüştü sanki. İndikleri yerde herkes telaşlıydı. Kimse kimseyi tanımıyordu. Otomobiller ezecekmiş gibi geliyordu insanların üstüne. Herkes bağırarak konuşuyordu. Her şey, herkes hızlıydı. Bekleyenler bile, sanki bir şeye yetişememiş, bir şeyi kaçırmış gibi sabırsız, sinirli bekliyordu. Kimse birbirine şakadan bir şey söylemiyordu. Köylerine benzemiyordu indikleri yer. Beyşehir'e de benzemiyordu. Onları yolda bırakan otobüs çekip gitmişti. Bayram indikleri yerin şaşkınlığıyla çevreye bakınırken, babasının çekiştirmesiyle kendine gelmişti. Babası, ceketinin ucunu eline vermiş, uyaran, azarlayan bir sesle, "Şurdan tut ve bir daha da bırakma! Bura köy değil, kayboldun mu bir daha bulamayız; buranın hırsızları çocuk da çalıyor; arabalar hiç acımaz ezer geçer!" demişti. Daha babasının ceketinin ucunu tutarken avuçları terlemişti Bayram'ın. Tarlada çalışanların çapa tutuşu gibi, sıkı sıkı tutmuştu. Hiç bırakmayacak gibi tutmuştu. Kafası sağa sola dönse de, ceketinin ucunu bırakmadan, babasının ardı sıra gitmişti. İlk sürüklendiği yol, babasının, "Ev orada!" dediği Kozyatağı yoluydu. Bahçeli, bahçelerinde güller olan evlerin önlerinden geçiyorlardı. Bir süre yürüdükten sonra, bir evin önünde durmuşlardı. Bahçeli bir evdi. Bahçesinde çiçekler ve ağaçlar vardı. Koca güller açmış gül fidanları vardı. Babası, anca o evin önünde, "Şimdi bırak artık!" dedi diye bırakmıştı ceketinin ucunu.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

28 Kasım 2013 Perşembe

Kında Duran Onur Paslanır

Kında Duran Onur Paslanır, Nihat Behram tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Everest Yayınları, Deneme, 9786051416458, 328 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 5. ve 6. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Böyle giderse bunlar, Sivaslıyı on misli ile İstanbul'da karşılarında görecekler!" Sivas'taki "cehennem yangını"nı izleyen günlerde (6.7.93), Milli gazetedeki yazısında S. Albayrak bu "tehdit"le sunuyordu sevincini!,. "Selam Size" başlıklı imzasız yazıyla Taraf adlı dergi ise, "Geçen ay çok bereketli geçti. 70 yıllık Cumhuriyet tarihinin en büyük direnişlerinden biri, 2 Temmuz'da Sivas'ta yaşandı... İnsanlarımız yargılama ve cezalandırma hakkını kullanmıştır. Bu hak müslümanlarındır. Lamı cimi yok!'" diye sunuyordu aynı "sevinci". Türkiye adlı gazetede A. Songar, Pir Sultan'ı "İnatçı bir Osmanlı ve Türk düşmanı ve işi gücü Anadolu halkım tahrik etmek olan" diye niteleyip "Böyle bir kişiyi mutasavvıf şair, halk ozanı gibi gösterip adına şenlikler düzenliyorsunuz, sonra da her yanı ile ne olduğu belli Aziz Nesin'i getirip orada konuşturuyorsunuz!" diyordu. "Hak ettiğinizi buldunuz!" imasıyla.
Sevincin acımasızı olur mu? Oluyor işte...
Aynı olay, yani bu "cehennem yangını" üstüne "fetva"nın en acımasızı, eski solcu şair İsmet Özel'inkiydi. Milli Gazete'deki "Sivas Semalarında Sırp Teyyareleri Uçacak mı?" başlıklı yazısında, "Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissetmeleri İçin, Sırp (veya Grek, Ermeni, Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? Giderek olayların Türkiye'de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakmaları ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya Müslüman Türkiye, veya hiç!" diyordu.
En acımasızıydı. Çünkü, zalimce yakılan insanların şairler, seçkin sanatçılar olmaları bir yana, İsmet Özel, "cehennem yangını"nda yakılan bu insanların çoğunu en azından, yakinen tanımış, bir dönem onlarla düşünce-gönül birliği içinde olmuş bir kişiydi.
İ. Özel, "Şiir Ders)erİ"nde şairi "zalime karşı mazlumun yanında olması" diye tanımlasa da, adını koymadın mı, "zalim kim mazlum kim" sorusu, hayat içinde farklı anlam yükleniyor işte! Yani "salt tanım" yetmiyor demek ki... Yazısı bunu tamamlıyordu, yani "zalim ve mazlumun kimliği" hakkındaki düşüncesini.
Koray Kaya'ydı en gencinin adı. Daha 12 yaşında. En büyük düşü saz çalmak, ozan olmak. Hasret Gültekin'e hayran. Bir de Sait Metin'e. Sait gencecik, ama saz dile geliyor kucağında. Hasret de gencecik. Fidan yaşlarında. Daha 24'ündeler. Koray'ın doğum günü 1 Mayıs. Rastlantıya bak: Hasret'inki de öyle. 2 Temmuz günü Sivas'ta aynı oteldeler. Koray'ın babası, "Oğlum, gördün işte hepsini, Hasret Abını de. Sait Abını de biz evde kalıyoruz, artık eve gel!" diye çağırsa da, Koray aynı otelde kalmak istiyor kahramanlarıyla. Menekşe de orada kalmak istiyor. Menekşe Kaya. Koray'ın ablası. Semah grubunun üyesi. O gece o da kardeşiyle kalıyor aynı otelde. 

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap