Kitabın 14. ve 15. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Doğduğum semt Bahariye
İstanbul'da iki ayrı Bahariye vardır. Belki bugünün İstanbul'unda bir üçüncüsü... dördüncüsü de vardır. Benim söylediğim Bahariye'ler geçmiş yıllardan kalma.
İlki Eyüp'te. Tam Eyüp de sayılmaz; Haliç'in iyice sonunda. Orayı Melling'in bir gravüründe görmüştüm. Çok şaşırmıştım; o güne kadar Kadıköyü'ndekinden başka bir Bahariye olduğunu bilmiyordum. Ama Melling'in gravürünü yorumlayan yazı öyle diyordu, üstelik Bahariye Adaları'ndan söz açıyordu.
Epey eski bir semtmiş, ta Bizans'tan kalma. Fetihten sonra Bahariye adını almış; bol yeşerti ve çiçekler... On dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar seçkinliğini korumuş. Sonra Boğaziçi modası başlayınca usul usul göçmüş. Geçmişin kasırlarından, yalılarından geriye pek bir şey kalmamış. Bugün birtakım sanayi kuruluşlarının yapılarıyla eski güzelliğini tümden yitirmiş.
İkinci Bahariye, benim doğduğum semt. Birçok hatırayla gönlümü çeler.
Bahariye Caddesi üstündeki Gerede Apartı-manı'nda doğmuşum. 1949 yılında, 1949 Nisan'ı-nın son günü. Gerede Apartımanı yorgun cephesiyle hâlâ yerli yerinde. Giriş katında doğmuşum.
Beş yaşıma kadar oturduğumuz o kira evini hayal meyal hatırlarım. Önde, biri caddeye bakan iki oda. Klasik ev düzenlememizde olduğunca, pencerelisi oturma odası; içerlek olanı, yemek odası. Yemek odasından küçük, dar bir koridora geçiliyor. Mutfak orada. Mutfağın avuç içi kadar bir balkonu var. Yatak odalarını gözümün önüne getiremiyorum.
Ama mutfakta, yaz günleri, keskin çiroz kokusu şimdi de iştahımı kabartıyor. Patlıcan kızartmasının kokusunu unutmuyorum. Galiba mangalımız vardı ve mangalda çok sevdiğim cızbız köfte...
Gerede Apartımanı'nın giriş katı böyle puslu ve bu kadarken, Bahariye çok daha seçik. Evet, nedense, semtimizi aradan geçen bunca zamana rağmen apaydınlık görebiliyorum.
Semti, Fotoğrafı Sana Gönderiyorum'da yer alan "Perisiz Evler"de yazdım. Fakat her şeyini anlatamadım.
Bahariye benim için bir tramvay sesleri cümbüşüdür. Cümbüşe bazan Ayia Trias Rum Ortodoks Kilisesi'nin çanları eşlik eder. Tramvayların sesleri hep uçarıyken, çanınki hüzünlü, ağırbaşlı, hattâ matemlidir.
Ayia Trias'ın bahçesi çok güzeldi, handiyse küçük bir çamlıktı. 1950'lerin İstanbul'unda farklı kültürler, farklı dinler birbirine kardeşti. Henüz 6-7 Eylül felâketi yaşanmamıştı. Bağnazlık yoktu. Kiliseyi gezdiğimizi, kilisede dua ettiğimizi hatırlıyorum.
Hem yalnız Ayia Trias'ta değil. Kadıköyü'nün başka kiliselerine de arada bir uğrandırdı. Bursa'dan gelen Nezihe Halamız, Moda'da, Koço'nun altındaki ayazmada yalnızca dua etmemiş; dilekleri için iki küçük, gümüşten ev de almıştı, mumlar dikmişti...
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder