13 Kasım 2013 Çarşamba

Kırmızı Pabuçlar

Kırmızı Pabuçlar, Rosemary Sullivan tarafından yazılmıştır.http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Everest Yayınları, Roman, 9786051416878, 443 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 1.2. ve 3.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır. 

'"Olağan' ya da 'olağandışı' terimleriyle düşünmüyorum.
Elbette yapmış olduğum pek çok şey, diğer insanlar açısından
olağandışıolabilir, ama benîm açımdan öyle değil."
Margaret Atwood
Margaret Atwood, kitap tanıtımı yazanlar ve röportajcılar için geçmişini şöyle özetliyor:
1939 yılı Grey Cup Futbol Maçı'ndan hemen sonra, Ottawa Genel Hastanesi'nde doğdum. Altı ay sonra, bir sırt çantası İçinde Quebec Ormanı'na getirildim. Çocukluğum bu orman, Ottawa, Saıılt Ste. Marie ve Toronto arasında mekik dokuyarak geçti. Sekizinci sınıfa gelene dek, tam bir öğretim yılı boyunca okula devam etmedim. Kuşkusuz, bu bir avantajdı.
Şunu unutmamalıyız ki, neredeyse altmış yıl önce, sırt çantasında ormana getirilmenin (bazen hikâye değişir ve Margaret bir kutu içinde taşınır) eğlencelik bir yanı yoktu; kaldı ki ana babaların altı aylık çocuklarını, ne o zaman ne de şimdi turistlerin uğrak yeri olan Kanada ormanına götürmesi söz konusu bile olamazdı. Üstelik yıllardan 1939'du, ikinci Dünya Savaşı başlamıştı ve Kanada savaşa ilk katılan Müttefik Devletlerdendi, Margaret Atwood'un kısa özeti aksini ima etse de, eksantrik bir başlangıcı anlatıyor.
Peki, zamanın normlarının dışına bu kadar kolay çıkabilen bu yetişkin insanlar kimdi? Onların dünyasına daha yakın olmak için daha gerilere gitmemiz gerekiyor, Hepimiz yaşamımızın bizden çok önce, kelimenin düz ve mecazi anlamıyla bizi var eden, atalarımız dediğimiz insanlarla başladığına inanırız. Fakat soyumuz bizi ne ölçüde izah edebilir ki? Soylarından gelip kendimiz olduğumuz bu sülaledeki yabancılar kimdir? Onları tanımlamak için "kökler" ve "soyağacı" gibi mecazi ifadeler kullanır, kendimizi bitki gibi konumlandırmaya çalışırız. Ancak genetik miras çok gizemli olduğu için, belki atalarımız da kendimizi kendimize anlatmakta kullandığımız hikâye ve mitolojiler kadar önemlidir. Margaret Atwood'un en sevdiği atası, 1692-93 yıllarındaki meşhur Salem cadı mahkemelerinden on yıl önce büyücülükten yargılanmıştı. Salem mahkemeleri boyunca, yaklaşık iki yüz kişi büyücülük yapmakla suçlanmış, içlerinden on dokuzu idam edilmişti. Margaret kendisine bir ata ayarlamak isteseydi, ondan daha iyisini bulamazdı: Bu kadın, otoriteye karşı gelen ve barbarlığa karşı olağanüstü bir direnç göstererek hayatta kalmayı başaran biriydi.
Margaret'in   anne   tarafından    büyükannesi   Ora   Louise Webster'in atalarından biri olan Mary Reeve Webstcr, Massac-husetts'teki Hadley şehrinde yaşıyordu. 1670'te elli üç yaşındaki Wiiliam Webster'le yaptığı evlilik4 başlangıçta çok gönençliydi, fakat devlet arşivleri, kesin olmamakla birlikte, çiftin sonradan muhtaçlığa varacak derecede yoksul düştüğünü ve sosyal yardıma ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bu tehlikeli bir durumdu. New England'ın Püriten yasalarına göre, yoksullar kasabadan yardım talebinde bulunabiliyor, kasaba halkının da onlara yarHım etmesi gerekiyordu. Sakinlerden her biri, sırayla yoksulun yiyecek barınma ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak durumundaydı Ancak kolonide yaşayanlar, bu tür bir yardımlaşmaya öylesine karşıydı ki kamusal sorumluluk riskini azaltmak için yabancıların yerel yöneticilerden izin almadan eğlenmesini ve toprak satın almasını yasaklayan kanunlar koyuyorlardı. Onların deyimiyle, "kasabadan biri düşerse," yoksulluk kişisel bir başarısızlık sayıldığından, yerli halk nasıl daha derli toplu bir yaşam süreceği konusunda onu yönlendirme hakkına sahipti.
Mary Webster, yoksul düştüğünde, kendisine yardım etmekle yükümlü Philip Smith adlı birinin ilgi ve tetkikiyle karşılaştı. Smith mahkemede üye, kilisede diyakoz, orduda teğmen ve Hadley'de yöneticiydi. Görünen o ki Mary, "adamın adaletli yardımlarından hoşnut kalmadığım öyle bir ifade etmişti kî adam onun elinden kötülük görmekten endişelendiğini söylemişti." Köyün bağışçısına hakaret etmek, akıllıca bir iş değildi.
Çok geçmeden Mary'nin cadı ve büyücü olduğuna dair iddialar birikmeye başladı. Zamanın mahkeme kayıtlarında geçen ona yönelik suçlamalar çok ilginç geliyor, ta ki ölümcül oldukları fark edilene dek. Mary'nin evine yaklaşan atlar yürümemekte direniyor ve bir türlü evin önünden geçmiyordu. Böyle zamanlarda, sürücüler evine girip onu dövüyorlardı ve adarı ancak o zaman ilerlemeye başlıyordu. Söylentiler dört bir yanı sarmıştı. Bir keresinde bir saman balyası, Mary'nin kapısının eşiğinde ters döndü. Balyayı taşıyan adam Mary'yi kamçılamak üzere evine girdiğinde, saman balyası görünmez bir el tarafından düzeltilmiş gibi yerli yerinde duruyordu. Mary, ayrıca bir komşu çocuğunu bakışlarıyla üç kez havaya kaldırmıştı. Bir keresinde de, bir tavuk bacadan aşağı düşüp yanmış, sonradan Mary Webster'in tam o sırada kaynar sudan haşlandığı ortaya çıkmıştı.
Mary, Philip Smith'în görev yaptığı Northampton Mahkemesi'nde yargılandı ve pek çok tanık dinlendikten sonra büyücülükle suçlandı. 


Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder