Yazın tam ortasıydı. Sıcaklardan Zehra'nın geceleri gözüne bir türlü uyku girmiyordu. O sabah yine erkenden ayağa dikilmişti. Dışarı balkona çıktı. Hava nem yüklüydü. Nefes alıp vermekte zorlandığını hissetti. Bir sigara yaktı. Sabah ezanı okunmaya başladı. Ezanın okunmasıyla birlikte içeriden bir tıkırtı duydu. Sigarasından bir nefes çekerken, "Tamam," dedi içinden. "Bizimkisi namaza kalktı." Daha sonra hiç istifini bozmadan sigarasını içmeye devam etti.
Salona geri döndü. Krem rengi üçlü koltuğun üstüne kıvrıldı. Uykusuzluk gözlerine bir perde gibi inmeye başlamıştı. Yan odada namaz kılan Zafer'in sesini duydu. "Allahuekber, Allahuekber...
Daha fazla uykusuzluğa dayanamadı. Yattığı koltuğun üstünde sızıp kaldı. Gözlerini açtığında telefon çalıyordu. Günlerden Cumartesiydi. Yattığı yerde homurdanmaya başladı: "Sabah sabah bu saatte hangi densiz arar?"
Kıvrıldığı yerden kalktı. Telefonun ahizesini kaldırdı. "Alo," dedi uyku sersemiyle.
"Bir saattir çaldırıyorum, neden bakmıyorsunuz telefona, öldünüz mü?" dedi telefonun diğer ucundaki ses.
"Kimsiniz?"
"Elinin körüyüm. Kim olacağım? Kocanım kocan."
"Allah Allah," dedi şaşkınlıkla Zehra. "Sen evde değil misin?"
"Dünyadan haberin yok senin," dedi Zafer. 'Özel bir hastanede bir vaka vardı. İsim simdi bitti."
Ben nereden bileyim nerede olduğunu. Bugün hafta sonu değil mi? Dün akşam bana bir Şey de söylemedin. Kahvaltı yapan mı? Yapmadıysan çabuk gel."
Bu saate kahvaltı mı kalır. Saatten haberin yok senin galiba. Neredeyse öğle oldu."
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder