Kitabın 7. 8. ve 9. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Baba öldükten sonra Anne bir yıl yaşadı. Beş yaşındayken Büyükanne ve Büyükbaba'mla yaşamaya başlamam böyle oldu.
Büyükbaba'ya göre kabile mensupları, Anne'nin cenazesinden sonra biraz kargaşa yarattılar.
Tepedeki derme çatma kulübemizin çukurlu avlusunda toplaştılar ve gönderileceğim yeri tartışarak çözmeye çalıştılar, bu arada boyalı yatakla, masa ve iskemleleri de kırdılar.
Büyükbaba hiçbir şey söylemedi. Avlunun kıyısında, kalabalığın dışında durdu. Büyükanne onun ardındaydı. Büyükbaba yarı Çeroki olmasına karşın, Büyükanne safkandı.
Büyükbaba adamların tepesinden bakıyordu. Uzun boyluydu. Büyük siyah şapkası, yalnızca kilise ve cenazelere giderken giyilen parlak siyah takım elbisesiyle bir seksenlikti. Büyükanne gözlerini yere dikmişti ama Büyükbaba bana bakıyordu. Bu nedenle avlunun kıyısından adım adım yaklaşarak onun yanına gittim ve bacağına turundum. Beni çekmeye çalıştıkları zaman bile ellerimi gevşetmeyecektim.
Büyükanne benim hiç ağlayıp sızlanmadığımı söyledi; yalnızca tutunmuşum. Tutunmakta direndiğimi gören Büyükbaba, uzun bir süreden sonra uzandı ve kocaman elini başıma koydu.
"Bırakın onu!" dedi. Onlar da beni bıraktılar. Büyükbaba kalabalıkta ender konuşurdu ama Büyükanne'nin söylediğine göre konuştuğu zaman insanlar onu dinlermiş.
Karanlık bir kış gününün öğleden sonrasıydı. Tepeden aşağı inerek kasabaya giden yola doğru yürüdük. Büyükbaba önümüzden giderek bize yol gösteriyordu. Giysilerim kıtıktan yapılmış bir çıkınla omzuma atılmıştı. Büyük-baba'nm ardından yürürken tırıs gidilmesi gerektiğini hemen öğrendim; benim arkamdaki Büyükanne de bize yetişmek için ara sıra eteğini topluyordu.
Otobüs durağına gelene dek aynı şekilde yürüdük. Büyükbaba öndeydi. Otobüs durağında uzun süre durduk. Büyükanne gelip geçen otobüslerin önündeki harfleri okuyordu. Büyükbaba, Büyükanne'nin herkes kadar okuyabildiğini söyledi. Büyükanne, alacakaranlık inerken burnumuzun dibine gelen otobüsümüzü seçti.
Herkes otobüse binene dek bekledik. İyi de yaptık çünkü ayağımızı kapıdan attığımız anda sorun çıktı. Büyükbaba önde, ben ortadaydım. Büyükanne de alt basamakta, kapının hemen yanındaydı. Büyükbaba pantolonunun ön cebinden çıtçıtlı cüzdanını çıkardı ve para ödemeye hazır bekledi.
Otobüs sürücüsü, "Biletleriniz?" diye sordu yüksek sesle ve otobüsteki herkes dikkatle bize bakmaya başladı. Bu durum Büyükbaba'yı zerre kadar etkilemedi. Otobüs sürücüsüne para ödemeye hazır olduğumuzu söyledi ve Büyükanne benim arkamdan ona gideceğimiz yeri söyle-mesini fısıldadı. Büyükbaba gideceğimiz yeri söyledi.
Otobüs sürücüsü, Büyükbaba'ya, biletlerin ne kadar tuttuğunu söyledi ve Büyükbaba parayı büyük bir dikkatle -çünkü ışık para saymak için yeterli değildi- sayarken, otobüs sürücüsü kalabalığa dönerek sağ elini kaldırıp, "Nasıl!" deyince herkes güldü. İnsanların dost olduklarını ve biletimiz olmadığı için bize tavır almadıklarını görünce kendimi daha iyi hissettim.
Sonra otobüsün arkasına doğru yürüdük ve ben hasta bir kadını farkettim. Gözlerinin etrafında doğal olmayan bir morluk vardı ve ağzı kan içindeydi. Yanından geçerken elini ağzına götürerek kustu ve büyük bir gürültüyle, "Wa... Hooo!" diye bağırdı. Ama ağrısının hemen geçmiş olması gerektiğim tahmin ettim çünkü kadın gülüyordu. Kadının yanında oturan erkek de gülüyor ve bacağına vuruyordu. Kravatında büyük ve parlak bir iğne vardı, bu nedenle zengin olduğunu ve gereksinim duyulduğunda doktor çağırabileceğim anladım.
Büyükanne ile Büyükbaba'nın arasına oturdum. Büyükanne uzanıp Büyükbaba'nın eline vurdu; o da Büyükanne'nin elini benim göğsümün hizasında tuttu. Kendimi iyi hissettim ve uykuya daldım.
Çakıllı bir yolun kıyısında otobüsten indiğimizde gece yarısını çoktan geçmişti. Büyükbaba yürümeye başladı; biz de ardından yürüdük... İnsanın içine işleyen bir soğuk vardı. Tombul bir karpuzun yarısı şeklinde ay çıkmıştı; kıvrılıp görünmez olan yere kadar önümüzdeki yolu aydınlatıyordu.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder