Kitabın 218. ve 219. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Yezd'den yürüyen kervan aradaki yolu kırk günde almış, Set-tarhan Eylül'ün son haftası Tebriz'e inmişti. Doğruca Kapalıçarşı'ya gitti, Yakut'u sordu.
Çırak "Biraz önce çıktı ağam" dedi. "Hesaplan bağladı." Lâf arasına Yakut'un kendisini olur olmaz azarladığına dair epeyce şikâyet sokuşturdu. Hızını alamadı, "Onu bulacağın yer" dedi, "Biliyorsun, Rus'un Meyhanesi."
Settarhan güldü. Yakut'u, gece feneri söndüreceği yerde bulacağı vakte kadar handaki odasına geçti. Uyandığında akşam inmişti, Rus'un Meyhanesi'ne doğru yola çıktı. Yazın cehennemi sıcakları kırılmış olsa da hâlâ hatırı sayılır bir sıcak vardı ama Hüdâhafız, Yezd'deki cehenneme göre burası ancak çarşıdaki hamamın soğukluğu kadardı. Tebriz ise bıraktığı Tebriz; İngiliz ve Rus askerleri hâlâ köşe başlarını kesmiş, adım başı geleni geçeni durduruyorlardı.
Rus sokağına giderken Dağıstan Tekkesi'nin önünden geçti Settarhan. Kapı aralıktı, kulağına bir ilâhinin ezgisi ilişti. Dervişler hep bir ağızdan yanık yanık söylüyorlardı:
Yan semaver dön semaver Sende bir hal var semaver
Settarhan dizeleri içinden tekrarlayarak kırık dökük toprak basamaklardan kestirme, Rus sokağına indi. Buraya Rus sokağı denmesi Rus ve İngiliz askerlerinin daha çok bu sokaktaki meyhanelere gelmesinden dolayıydı ama ihtiyar Aleksandr'ın kapıları İran'ın ve Azerbaycan'ın halkına da ardına kadar açıktı. Köhne meyhanenin kapısını itmesiyle koku ve dumanla karışık uğultulu bir gürültü hücum etti Settarhan'ın üzerine, ihtiyar adamın yerinden fırlaması da bir oldu. Ellerini kirli önlüğüne silerken, "Ah beyzadem" diyordu. "Özlettin kendini."
Yakut gelmemişti henüz, görünürde tanıdık kimsecikler de yoktu. Settarhan bir köşeye çekildi, ilk kadehi sessizce kafasına dikmesiyle anında onu ikincisi takip etti. Hayret! Aleksandr "Özlettin kendini" dese de Settarhan onun özlemini ancak Yakut'un peşine düştüğü vakitlerde giderirdi ve böyle arka arkaya içmek âdeti değildi.
"Oy!" dedi gülümseyerek.
Üç. "Oy ki oyy!" Azam'ın genizden gelen buğulu, esmer sesi kulaklarında çınladı.
Dört. Etrafındaki bunca insana baktı.
İngiliz ve Rus subayları uzak masalara kurulmuş, Ermeni ve Gürcüler bir araya toplanmışlardı. Az sayıda olmakla birlikte Türk ve Acemler de vardı ve Rus gençler de göze çarpmaktaydı. Kirli tahta masalardaki, kiminin gözleri kaymış kiminin ağzı çarpılmış, kimi ağlamaklı kimi kahkahalı bunca insanın hepsi de bir şeyleri unutmak için buraya sığınmışlardı ya da unuttukları bir şeyi hatırlamak için. "Yan semaver dön semaver." Gelirken işittiği mısraları mırıldanmaya başlayınca Settarhan'ın bütün perdeleri kalktı, içindeki Azam, onaylanmamış aşk suretinde azgın bir sel gibi üzerine boşandı. Demek beş'te tamamdı. Meyhanede Çay îlâhisi'nin münasebetsizliğini kestirecek kendisinden başka kimse yoktu Allah'tan ama "Sende bir hal var semaver" derken, kendi haline katıla katıla gülmeye başladı. Üzeyir Hacıbeyli'nin "Leylî ve Mecnun" operasından bir cümle geldi aklına, tam olarak öyle, hicran siteme dayanmıştı. Hani bir parça kalan iradesiyle kendisini tutmasa bu katıla katıla gülmeyi hıçkıra hıçkıra ağlamak tamamlayacaktı.
Tuttu kendisini. Ya da öyle zannetti. Çünkü az ötede alçak tahta bir masada yarısına kadar yanmış içyağından bir mumun etrafında toplanmış bir grup genç arasındaki kızlardan birinin diğerini dirse-ğiyle dürterek kendisini gösterdiğini fark edebildi. Sırtı dönük olan kız kısa saçlıydı. Geri döndü, Settarhan'a baktı, sonra önüne döndü.
Settarhan onların Rusça konuştuklarını işitebildi. Böyle kızlı erkekli meyhanelerde oturduklarına bakılırsa kafalarının içini binbir türlü ihtilâlci fikirle doldurarak muhterem Çar'ı korkutan üniversiteli gençlerden olmalıydılar. İçlerinde okuldan yeni çıkmış bir "Preporçik"i üniformasından tanıyabildi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder