Kitabın 70. ve 71. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
SAYIN BAŞSAVCIYA...
Yargıtay Başsavcısı Sayın Kâzım Akdoğan'ın, olağan genel kurul toplantısını zamanında yapmayan CHP için Anayasa Mahkemesine dava açacağı ileri sürülüyor. Bu konudaki haber kaynaklan ne ölçüde sağlıklıdır, bilemiyoruz. Fakat anlaşıldığına göre Sayın Akdoğan, kılı kırk yaran bir hukuk anlayışına sahiptir, Haber doğruysa, Sayın Akdoğan bütün siyasal partilerin eylem ve işlemlerini çok yakından izliyor ve yasaya aykırı en küçük bir aksaklık gördü mü, hemen Anayasa Mahkemesine başvurmak için gerekli çalışmalar yapıyor, CHP, üye yazım işlemlerini bilgisayarlar aracılığıyla yapmak istediğinden, kurultay tarihini ertelemiş; bu arada "Küçük Kurultay" adı altında bir olağanüstü toplantı da yapmıştır.
Sayın Akdoğan'ın siyasal partiler konusundaki bu duyarlılığına gerçekten saygı duyuyoruz.
Cumhuriyet Başsavcısının kılı kırk yaran hukukçu titizliği ve 27 Mayıs Devrimiyle topluma kazandırılan Anayasamıza olan sarsılmaz bağlılığı bizlere, Siyası Partiler Yasasındaki bazı maddeleri de anımsatmaktadır, örneğin, Siyasi Partiler Yasasının 103 ve 104'üncü maddelerinde siyasal partilerin, 27 Mayıs Devrimiyle alaşağı edilen Demokrat Partinin devamı olduklarını söyleyemeyecekleri ve bu nitelikte partilerin kurulamayacağı yazılmaktadır,
Siyasi Partiler Yasasında yer alan bu hüküm gereğince, "Biz Demokrat Partinin devamıyız" ya da "devamı değil ta kendisiyiz" diyen Süleyman Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi hakkında, Siyasi Partiler Yasasının 103 ve 104'üncü maddelerine dayanarak dava açmak elbette ki Sayın Cumhuriyet Başsavcısının doğal görevlerindendir,
Sayın Akdoğan'ın Adalet Partisi hakkında dava açması için bütün yasal gerekçeler oluşmuştur, Belki, işlerinin çokluğu nedeniyle Demirel'in, "Biz Demokrat Partinin ta kendisiyiz" yolundaki demeçlerini görmemiş olabilirler. Biz burada, bu konudaki demeçleri anımsatıyoruz.
Sayın Akdoğan, hiç şüphesiz, aynı yasanın 92, 94 ve 96'ncı maddelerinde yer alan laik cumhuriyet aleyhindeki hükümleri ve buna karşı oluşumları hukukçu duyarlılığı ile çok yakından incelemektedir. Bu maddelere dayanarak dava açması, başta AP olmak üzere, MSP ve MHP'nin Anayasa Mahkemesine sanık olarak çıkarılmalarını gerektirecektir.
Sayın Akdoğan'ın Atatürk ilkelerine bağlılığından hiç kimsenin kuşku duymaması gerekir, Cumhuriyet Başsavcısı, laik cumhuriyet ilkelerini zedeleyen din sömürüsüne herkesten Önce karşı çıkacak ve din duygularını siyasal amaçlarla kullanan partiler hakkında, Anayasa Mahkemesine davalar açacaktır.
Geriye ne kalıyor? Geriye kala kala, Siyasi Partiler Yasasının 107'nci maddesinde yer alan "siyasi partiler, askerliğe, savunma ve sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı eğitim ve öğretim faaliyetlerine girişemezler" yolundaki yasaklar olmaktadır.
MHP'nin, askeri nitelikte kamplar kurduğu ve buralarda silahlı eğitimler yaptığı, Emniyet Genel Müdürlüğünün raporlarıyla saptanmışsa da bu raporun, Demirel'e göre "mevhum" Türkeş'e göre "düzmece" olduğu ileri sürülmektedir.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.Yargıtay Başsavcısı Sayın Kâzım Akdoğan'ın, olağan genel kurul toplantısını zamanında yapmayan CHP için Anayasa Mahkemesine dava açacağı ileri sürülüyor. Bu konudaki haber kaynaklan ne ölçüde sağlıklıdır, bilemiyoruz. Fakat anlaşıldığına göre Sayın Akdoğan, kılı kırk yaran bir hukuk anlayışına sahiptir, Haber doğruysa, Sayın Akdoğan bütün siyasal partilerin eylem ve işlemlerini çok yakından izliyor ve yasaya aykırı en küçük bir aksaklık gördü mü, hemen Anayasa Mahkemesine başvurmak için gerekli çalışmalar yapıyor, CHP, üye yazım işlemlerini bilgisayarlar aracılığıyla yapmak istediğinden, kurultay tarihini ertelemiş; bu arada "Küçük Kurultay" adı altında bir olağanüstü toplantı da yapmıştır.
Sayın Akdoğan'ın siyasal partiler konusundaki bu duyarlılığına gerçekten saygı duyuyoruz.
Cumhuriyet Başsavcısının kılı kırk yaran hukukçu titizliği ve 27 Mayıs Devrimiyle topluma kazandırılan Anayasamıza olan sarsılmaz bağlılığı bizlere, Siyası Partiler Yasasındaki bazı maddeleri de anımsatmaktadır, örneğin, Siyasi Partiler Yasasının 103 ve 104'üncü maddelerinde siyasal partilerin, 27 Mayıs Devrimiyle alaşağı edilen Demokrat Partinin devamı olduklarını söyleyemeyecekleri ve bu nitelikte partilerin kurulamayacağı yazılmaktadır,
Siyasi Partiler Yasasında yer alan bu hüküm gereğince, "Biz Demokrat Partinin devamıyız" ya da "devamı değil ta kendisiyiz" diyen Süleyman Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi hakkında, Siyasi Partiler Yasasının 103 ve 104'üncü maddelerine dayanarak dava açmak elbette ki Sayın Cumhuriyet Başsavcısının doğal görevlerindendir,
Sayın Akdoğan'ın Adalet Partisi hakkında dava açması için bütün yasal gerekçeler oluşmuştur, Belki, işlerinin çokluğu nedeniyle Demirel'in, "Biz Demokrat Partinin ta kendisiyiz" yolundaki demeçlerini görmemiş olabilirler. Biz burada, bu konudaki demeçleri anımsatıyoruz.
Sayın Akdoğan, hiç şüphesiz, aynı yasanın 92, 94 ve 96'ncı maddelerinde yer alan laik cumhuriyet aleyhindeki hükümleri ve buna karşı oluşumları hukukçu duyarlılığı ile çok yakından incelemektedir. Bu maddelere dayanarak dava açması, başta AP olmak üzere, MSP ve MHP'nin Anayasa Mahkemesine sanık olarak çıkarılmalarını gerektirecektir.
Sayın Akdoğan'ın Atatürk ilkelerine bağlılığından hiç kimsenin kuşku duymaması gerekir, Cumhuriyet Başsavcısı, laik cumhuriyet ilkelerini zedeleyen din sömürüsüne herkesten Önce karşı çıkacak ve din duygularını siyasal amaçlarla kullanan partiler hakkında, Anayasa Mahkemesine davalar açacaktır.
Geriye ne kalıyor? Geriye kala kala, Siyasi Partiler Yasasının 107'nci maddesinde yer alan "siyasi partiler, askerliğe, savunma ve sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı eğitim ve öğretim faaliyetlerine girişemezler" yolundaki yasaklar olmaktadır.
MHP'nin, askeri nitelikte kamplar kurduğu ve buralarda silahlı eğitimler yaptığı, Emniyet Genel Müdürlüğünün raporlarıyla saptanmışsa da bu raporun, Demirel'e göre "mevhum" Türkeş'e göre "düzmece" olduğu ileri sürülmektedir.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder