19 Ağustos 2014 Salı

Yazsonu,

Yazsonu, Adalet Ağaoğlu tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 30 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. |  Everest Yayınları, Roman, 9786051417608, 270 Sayfa, Ağustos/2014
Kitabın 198. ve 199. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

"Bey kim?"
"Oraların sahibi işte. Geceleyin geldi. Şimdi aşşağıda. İşçilerin başında. Havuzu kazdıracak. Deniz kadar bir havuz olacak. Ben de gireceğim. Babam, olur dedi..."
Bu sabah erkenden duyduğum makinenin sesini, ta o zaman da duyar gibi olmuştum. Ama o kocaman makinenin, burdaki günlerimizi bir toprak parçası gibi kepçeleyip kepçeleyip bir yana atamayacağını artık öyle iyi seziyordum ki! Geçmişteki ve buraya yeniden ilk geldiğim gecedeki kuşkularım, ürküntülerim tümüyle bitmişti. Çiti aşar aşmaz bu yanda salt biz vardık. Güneşli tara-çamız, yaban otları, kanatlarının rengi her ân değişen binlerce kuşun öttüğü deniz ve karşıdaki ormanın neftilikleri... Hiçbir şey şimdi uzaklarda değildi. Yakınımızda, yakınımızda; ta içimizde. Çiçekleri solmuş sevda bahçeleri ise uzakta, geçmişte, bizim dışımızda... Artık Doğanla Meriç ve Memet de bülbül sesleriyle uyanacaklardı. Artık dolunay, akşamları karşıdaki büyük yarımadanın üstünden îlkin kıpkızıl yükselirdi. Daha ilk günden, ucunda o tek yıldızıyla hilal, çizgisini bütünleyip kabını doldurarak suları gümüşsü maviliklerde yıkamak üzere bizim için hazırlanıyordu.
Eski kentte, yuvarlak tapınağın dokuz merdivenini çıkıp, podyumda durduğumuz zaman, tam da dolunaydı. On iki Korinthos sütunu üstüne oturtulmuş kült odasının on iki yüzlü piramit çatısından akan ışınlar, Tykhe'ye adanmış tapınağın oymalı mermerlerini ova ova parlatıyor, bütün taşları süt mavisi atlaslara sarıyordu. Zeytin ağaçlarının yapraklarını, mermerler arasında boy vermiş dikenli bitkileri, incir ağaçlarını sedeflemişti. Denizden kıyıya köpük köpük ışın çavlanları dökülüyor.
Başka bir zamandaydık. Işınlara boğulmuş bir liman kentinin vazgeçilmez parçalarıydık. Dolunayın sarıp sarmaladığı her şey bizsiz yarım kalırdı- Zaman, bizsiz sarkacını yitirirdi. Dünü o an'a, o anı yarına ulayanlardık. Mermer sütunları devrildikleri yerden kaldırıp ayağa dikenler, onları ayla ve denizle kucaklaştı-ranlar, sedeflenmiş narları, zeytin yapraklarını kökleriyle barıştıranlar, bizlerdik. Kentin girişindeki havuzlu çeşmenin yüzyıllardır akmayan suyunu akıtan, kuzeye doğru uzanmış kemerlerden dağların ilkyaz sularını akıtan bizlerdik. İki yanı mermer kolonlu caddeden küpidonların çektiği aşk arabalarını geçirenler de bizlerdik. Dolunayın sihirli gümüş çubukları ellerimizde; dokunduğumuz her şey kendi çağına dinliyordu.
Ay, şimdi yorgun. Akşamları çok geç doğuyor. Batı pencerelerinden ilerde, havası kaçmış, iri, soluk turuncu bir balon gibi duruyor. Gecenin sabaha ağdığı şu saatlerde, o pencerelerin çevresi ortasında fazla uzun oturuyor. Gün, daha geç doğuyor.
Ocaktaki küllerin arasından belli belirsiz çıtırtılar işitiyorum. Bu çıtırtılar, içimdeki ıssızlığa değiyor, beni geçmiş bir zamandan şimdiye çağırıyor.
Kadir, uzaklarda, bekçi düdüğünü birkaç kez öttürüyor. -Hatice, bütün gece yanan soluk ışığıma bakıp kötücül düşünceler üretmeyecektir-. Köpek, havlamalarıyla Kadir'i yanıtlıyor. Çevremde ayak sesleri benzeri dolanan gölgelerin, usul solumaların, çatırtıların, evin iki yanındaki beton düzlüklere giderek daha sık düşen kozalaklar, çam pürçekleri, her gece daha hızlı solumaya başlayan iri, etli yapraklarla güzün, iyice yakınıma gelmiş ayak sesleri olduğunu seziyorum.
Bir boyun eğişle, geçmiş güzel günleri düşlerimde taşımaya hazır buluyorum kendimi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder