Arif Keskiner Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arif Keskiner Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2013 Perşembe

Çiçek Gibi

Çiçek Gibi, Arif Keskiner tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Doğan Kitap, Anı, 9786050917444, 360 Sayfa, Kasım/2013

Kitabın 148. ve 149. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Köyde bir idealist...
İki yıla yakın bir zaman ARMO'da fabrika müdürlüğü yaptım Suavi'yle birlikte. Bu dönem TİP'in de kurulup sesini duyurmaya başladığı dönem oldu. 1961 Anayasası'nın getirdiği demokratik hak ve özgürlükler, DP iktidarının Tahkikat Komisyonlu uygulamalarından sonra, ülke için, yeniden yapılanma dönemi başlıyordu sanki. Bu kazanımlardan biri de, lise mezunları veya üniversiteden takıntılı öğrenciler için yeni bir askerlik sistemi oluşturulmasıydı. Bu gençler yedek subay öğretmen olarak köylere gidip, iki kış dönemi öğretmenlik yapacaklar, bir yaz döneminde de askeri eğitim görerek terhis olacaklardı. Aslında olaya geniş baktığınızda, liseyi bitirmiş asker kaçağı ile, üniversiteden takıntılı bekleyen binlerce öğrenci düşünülürse, köy öğretmeni açığı kapatılıyordu. Şehirli gençlerin de köyü tanımaları açısından yararı olabilirdi. Sonuçta başaranlar başardı. İntihar edenler, bunalıma düşenler oldu. Her şey tamam da yine de yararlı oldu. Keşke bugün onun eksiklikleri tamamlanarak yeniden uygulamaya konulsa da köy eğitimi meselesi çözümlenmiş olsa.
İşte iki yıllık evli olan ben, parti çalışmalarının bütün heyecanını da bir yana bırakarak Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinin, Güllüce köyüne öğretmen olarak tayin oldum. Mustafakemalpaşa- Susurluk arasında, yol üstünde bir köydü burası. Büyücek de bir köydü. Üç yüz hane civarında. Yerliler, Çerkezler, muhacirler ve Kürtlerden oluşan kozmopolit bir köy. Okulda her hocaya bir sınıf düşüyordu. Köyün tam ortasında yıkık dökük bir muhtarlık binasının bir odasında, öğretmen okulundan yeni mezun olmuş Şevket Hocayla birlikte kalıyorduk. Şevket'le hemen arkadaş olduk. Bekârdı. Diğer hocalar evliydi. Okul çıkışında köy kahvesine gidip bazen tavla oynuyor, bazen de politika konuşuyorduk. Diğer öğretmenler politika konusunda daha çekingendiler. Renk belli etmemeye çalışıyorlardı. Ama benim rengim mengim üç günde ortaya çıkmıştı. TİP'liydim ve adım "komünist" diye ünlenmişti. Okul müdürü, üçüncü sınıf öğretmenliği görevini vermişti bana. Daha okula başladığımın üçüncü günü, öğrencilerin, köyün etnik yapısını yansıtır biçimde sınıfta gruplar halinde oturmaları dikkatimi çekti. Sınıfı karıştırdım. Kızla erkek aynı sırada, Çerkez ile Kürt, yerli ile muhacir iç içe girmişti. Zaten ırk ayrımına karşı bir insandım. İnsan her yerde insandır. O, din, dil, ırk, renk ve cinsiyetle birbirinden ayrılamaz. İnsan olmak asıldır. Bizim idealimiz de, tüm insanların mutlu olması için çaba sarf etmek ve onun gerçekleşmesi için uğraşmaktır. Ben de öyle yapıyordum zaten. Okul çıkışı kahveye gittiğimde köylülerin ho-murdandıklarını gördüm. Yedek subay titrim olmasa canıma okumak isteyenler çok var. Ben ise bu durumdan bir gram taviz vermek istemiyordum. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir yedek subay öğretmen olarak görevimi yapıyordum. Sürekli olarak Türkiye'deki değişimi, DP ve CHP iktidarlarının bu ülkenin insanına verdikleri zararı, gerçek iktidarın kendilerinden kurulması gerektiğini anlatmaya çalışıyordum.
Köylüler ne olursa olsun, her şeyi dinle çözmeye çalışıyorlardı. Ve hemen "Kuranı Kerim'de böyle yazıyor" diye kulaktan dolma laflarla herkes birbirini kandırıyordu. Ben onlara göre daha uyanıktım tabii. Öteden beri çok okuduğumdan ve okumayı sevdiğimden, bir de politik olarak köylünün yapısını az çok bildiğimden, yanımda getirdiğim iki ciltlik Türkçe Kuranı Kerim'i de gerektiğinde ortaya çıkarıyordum. Karl Marx'ın Das Kapital'i gibi Kuranı Kerim'i de okuyup anlamak çok zordu. Kim bilir belki bu yüzden onu tefsire çalışıyorlar. Bu yüzden tefsirler birbirini tutmuyor.
Köyün etnik yapısı içinde en ilerici ve yenileşmeye açık olanlar Çerkezlerdi. Hele ihtilalden sonra muhtar atanan Hüseyin Bey gerçekten beydi. Anlayışlı, Atatürkçü... Anlamadığına itiraz edip, anlayınca kabul eden bir güzel insandı. Onunla saatlerce konuşurduk. Bir de kardeşi Sütçü Hasan iyi dostumdu. Eski DP'li muhtarla aramız pek iyi değildi. 1961 Anayasasının, "eski milletvekilleri, muhtarlar da dahil, bir süre seçime giremezler" diyen maddesine rağmen, yine de el altından köyü idareye çalışıyordu. Sonunda Gençlik Kulübü binası yüzünden iyice aramız açıldı. Gizli gizli savaş ilan ettik birbirimize.
Şevket Hocayla birlikte kalıyorduk. Köy öğretmenliğinin son hedef olmayacağını, daha genç olduğunu, yüksekokula gidebileceğini, hem sosyal hayatını, hem de ekonomik durumunu daha iyiye götürebilmek için, Gazi Eğitim'e gitmesini, bölüm olarak da İngilizce'yi seçmesini önerdim. İnatçıydı ama aklına yatarsa "evet"e de hazırdı. Ben kitap okuyor ve kış gecelerinin sıkıntısı içinde iskambil falı açıyordum. Çıtır çıtır yanan sobanın sıcaklığında odamız keyifli olurdu. Çay demlerdik. Bir küçük fındıkfaresi vardı odamızda. Sıcak sobanın etrafında koşturur dururdu. Ben onu keyifle izlerdim, yattığım somyanın üzerinden.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap