Kitabın 54. ve 55. sayfasından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Başka Şeyler
Nasıl Müslüman Türk'ün Avrupalı olması bir hayalse, Hıristiyan Avrupalı'nın Müslüman Türk'e kendinden diye bakması olanaksızdır. Dinler insanları hiçbir zaman bir otomobil, bir cep telefonu, hatta bir Coca Cola kadar birleştirmedi. Avrupa'da, Amerika'da Türk, Arap, İranlı, Pakistanlı herhangi bir Müslüman, o ülkenin vatandaşı olsa bile, Avrupalı ya da Amerikalılar tarafından yabancı olarak algılanır. Yaşamlarında dini ikinci plana itmiş ya da tümüyle dışlamış olanların bile Hıristiyanlarla ilişkileri sorunlu olabilir. Sadece akademik ortamlarda dinsel kökenli davranışlar etkili olmaz.
Devletler toplumlar arasındaki iletişim zorluğunu ancak laik devlet olarak gerçekleştirebilirler. Bizim başbakan Araplara "Ben laik değilim ama, laik bir ülkenin başbakanı olarak her inanca eşit davranıyorum," demiş. Çünkü laik bir devlet dinsiz devlet değildir. Cumhuriyetin laik oluşu Türkleri dinsiz yapmadı. Laiklik hakkında cahilleri kandıran en büyük yalan budur. Dünyanın laik devletlerinin halkları da dinsiz değildir. Amerika'da, Avrupa'da her ülkede kiliseler, sinagoglar, camiler, Budist tapınakları var. Devlet laik ama Amerika'da laik sayısı %15 civarında. Dinler insanları ayırır. Birbirlerine düşman yapar. Tevrat Yahudi olmayanları öldürmeyi yasaklamaz. Kuran cihadı yasallaştırır. Ne var ki, devletler laik olmasalar bile, başka başka dinlere mensup olanları yan yana yaşatmak zorundadır. Bunun belki de en insani örneğini Osmanlılar vermiştir. Müslüman halkla birlikte Katolik, Ortodoks, Süryani, Ermeni, Yahudi, Yezidi her cemaat kendi dini idarelerini ve ayrıcalıklarını koruyarak devlet sistemi içinde barınmıştır.
İstanbul 16. yüzyılın en büyük Yahudi nüfusu barındıran kenti idi. Ermeniler, Rumlar, Levantenler, Balkan Ortodoksları, Macar Katolikleri Osmanlı devletinde birlikte yaşadılar. Devletin yeniçeri ordusu Müslüman'dı, ama Hıristiyan kökenliydi. Süleyma-niye Camisi'nin inşaatında çalışan usta ve işçilerin yarısı Müslüman, yarısı Hıristiyan ve Yahudi idi.
Bugün uygar toplumlar bundan bir adım ötede, Hıristiyanlığı yadsıdıkları için değil (Alman başbakanı Merkel, bizim başbakanın Müslümanlığını vurgulaması gibi, Hıristiyanlığını vurguluyor) daha uygar ve işlevsel davranışlara olanak verdiği için laiktirler. Almanya'daki Türkler yasa karşısında Almanlarla eşittirler. Amerika'daki Yahudi ile Müslüman da yasa karşısında eşittir. İstanbul'un 2010 Avrupa kültür merkezi oluşu, Türklerin elli yılda yüz bin cami yapması nedeniyle değildir. Dünya tarihinde İstanbul'un özel konumu ile ilgilidir.
Bizim toplum 1550'de şimdikinden daha fazla Avrupalı'ydı. Dünyayı hâlâ din gözlüğünden görenlerin dünyada bir şeylerin değiştiğinin farkına varmalar gerekir. Yakın geleceğin ölçütleri ne Avrupalılıktır, ne de Hıristiyanlık. Çinli piyanist Bach yarışmasında oratorio çalıp birinci olduğu zaman ne Hıristiyan oluyor, ne de Avrupalı. Geleceğin tek ölçütü çağdaş uygarlık olacaktır. Bu 20. yüzyıl başında böyle değildi. Uygarlığı teknolojisi ve üst kültürünün içeriği ile, Avrupa ve Amerika temsil ediyorlardı. Fakat Japonya çağdaş olduğu için ne Hıristiyan oldu, ne de Amerikalı. Ve o dönem artık sona erdi.
Günümüzde bilimsel araştırma, teknolojik üretim ve dünya egemenliğine yeni adaylar var. Gerçi Avrupalı ve onun uzantısı olarak Amerikalı, yüzyıllarca dünya egemeni oldukları için, dünyaya hâlâ Doğu-Batı bağlamında bakıyorlar. Bizim gibi taklit aşamasını geçememiş toplumların aydınları da öyle bakabilir. Bu artık içeriğini yitirmiş bir kavramdır. Yakında, başta kapitalizm olmak üzere, bütün batık değerler yeni bir süzgeçten geçecek.
kitap
