Kitabın 15.16. ve 17. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
GÖLGELERİN KRALI
1
1971 yazının sonunda şiddetli bir fırtına Akdeniz sahiline kırbaç gibi çarpıyor, yüksek dalgalar Gazze kıyılarını dövüyordu. Arap denizciler, tedbirli davranarak denize açılmadılar; böyle bir günde, kalleş dalgalara meydan okumak cesaret değil aptallık olurdu. Kıyıdakilerin şaşkın bakışları altında, kükreyen dalgaların arasından çıkan köhne bir tekne bütün ağırlığıyla ıslak kuma oturdu. Kıyafetleri ve kefiye'leri darmadağın ve sırılsıklam bir grup Filistinli tekneden atlayıp suları yara yara kıyıya çıktı. Tıraşsız yüzlerinde, uzun deniz yolculuğunun yorgunluğu açıkça okunuyordu. Ne var ki dinlenecek vakitleri yoktu, canlarını kurtarmak için kaçmak zorundaydılar. Öfkeli dalgaların arasından tam teçhizatlı savaş kıyafetleri içinde İsrail askerlerini taşıyan bir hücumbot çıktı. Hücumbot kıyıya son sürat yanaşırken askerler kaçan Filistinlilere ateş ederek sığ suya adadılar. Kumsalda oynayan birkaç Gaz-zeli çocuk Filistinlilere doğru koştu ve onları yakınlardaki güvenli bir meyve bahçesine götürdüler. İsrailli askerler izini kaybettikleri kaçakları bulmak için sahile dağıldılar.
Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde, elinde bir Kalaşnikofla gizlice meyve bahçesine giren genç bir Filistinli, kaçakları gözden uzak bir köşede birbirine sokulmuş halde buldu.
"Siz kimsiniz, kardeşlerim?" diye sordu.
"Filistin Halk Kurtuluş Cephesi üyeleriyiz," diye geldi cevap. "Lübnan'daki Tire mülteci kampından geliyoruz."
"Marhaba, hoş geldiniz," dedi delikanlı.
"Komutanımız Abu Seif'i tanıyor musun? Kendisi bizi Beth Lahia'daki (Gazze Şeridi'nin güneyinde yer alan bir terörist kampı) Halk Cephesi komutanlarıyla buluşmak üzere gönderdi. Paramız ve silahlarımız var, eşgüdümlü operasyonlar yapmak istiyoruz."
"Size yardımcı olabiliriz," dedi delikanlı.
Ertesi sabah, yeni gelenler silahlı birkaç terörist eşliğinde Ja-balya mülteci kampındaki izbe evlerden birine götürüldüler. Büyükçe bir odaya alındılar ve masaya oturmaya davet edildiler. Çok geçmeden, Halk Cephesi liderleri odaya girdi. Lübnanlı kardeşleriyle samimi bir selamlaşmadan sonra karşılarına geçip oturdular.
"Başlayabilir miyiz?" diye sordu, kırmızı kefiye'li, tıknaz ve seyrek saçlı genç bir adam. Lübnanlı grubun lideri olduğu anlaşılıyordu. "Herkes burada mı?"
"Burada."
Lübnanlı elini kaldırıp saatine baktı. Önceden kararlaştırılmış bir işaretti bu. "Lübnanlı temsilciler" birdenbire tabancalarını çekip ateş açtılar. Bir dakikadan kısa bir süre içerisinde, Beth Lahialı teröristlerin hepsi ölmüştü. "Lübnanlılar" evden kaçarak çıktılar, Jabalya kampının çarpık ara sokaklarından geçerek Gazze'nin kalabalık sokaklarına daldılar; kısa süre içinde İsrail bölgesine girmişlerdi. Aynı akşam kırmızı kefiye'li adam, Yüzbaşı Meir Dagan, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin gizli Rimon komando birliğinin komutanı General Ariel (Arik) Şaron'a raporunu verdi; Bukalemun Operasyonu başarıyla tamamlanmış, Beth Lahia'da tehlikeli bir terörist grup olan Halk Cephesi'nin bütün liderleri öldürülmüştü.
Dagan, daha 26 yaşında olmasına rağmen, efsanevi bir savaşçıya dönüşmüştü bile. Bütün operasyonu o planlamıştı: İsrail'de bir liman olan Ashdod'dan gelen eski bir teknedeki Lübnanlı teröristler gibi davranmaları, gece boyunca saklanmaları, terörist lideriyle buluşma ve hedefin vurulmasının ardından seçilen kaçış güzergâhı, İsrail hücumbotunun düzmece takibi bile Dagan tarafından tertiplenmişti. Dagan dört dörtlük bir gerillaydı; cesurdu, yaratıcıydı ve çatışma kurallarına körü körüne uymak gibi bir alışkanlığı da yoktu. İzak Rabin bir keresinde onun için, "Meir, gerilim filmi gibi anti-terörist operasyonlar çıkarmakta eşsiz bir beceriye sahiptir," demişti. Gelecek Mossad şefi Danny Yatom, Dagan'ı, İsrail'in en saygın komando birimi Sayeret Matkal 'a katılmak üzere başvuran ve bıçak fırlatma becerisiyle herkesi şaşırtan, yeleyi andıran saçlarıyla kısa boylu ve sağlam yapılı bir delikanlı olarak hatırlıyor. Dagan'ın havayı yararak uçan kocaman komando bıçağı, hedefi tam ortasından vuruyormuş. Ne var ki, keskin nişancılığına rağmen, Sayeret Matkal sınavından geçemeyen Dagan, başlangıçta paraşütçülerin gümüş kanatlarıyla yetinmek zorunda kalmış.
Dagan, yetmişlerin başında, 1967'de Altı Gün Savaşı'yla İsrail tarafından ele geçirilen ve o zamandan bu yana da arı kovanı gibi kaynayan ve tehlikeli bir terörist yatağına dönen Gazze Şeridi'ne gönderildi. Filistinli teröristler her gün İsraillileri öldürüyordu ve IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) zorlu mülteci kampları üzerindeki kontrolünü kaybetmişti.
Bütün İsrail, arabalarına fırlatılan el bombasıyla parçalanarak ölen beş yaşındaki Avigail Arroyo ve sekiz yaşındaki ağabeyi Mark için yas tutuyordu. General Ariel (Arik) Şaron süregelen bu katliama bir son vermek gerektiğine karar verdi.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap
