Kitabın 330. ve 331. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
"Aferin"i günlerce unutamadı.
O sabah gene geldi. Beklemiyordu oysa. Yanıyordu. Cayır cayır yanıyordu sıtma nöbetinden. Alaçığın kapısında durmuştu ilkin, başının bir hareketiyle alnındaki bir tutam saçı arkaya atmıştı, sonra da yanına gelip gülmüştü altın dişiyle sarı sarı.
"Nasılsın?"
Birden şaşırdı. Baktı, yüreği çarpa çarpa baka. Nasıldı? Karşılık vermesi gerekiyordu ama nasıl bir karşılık? Niyetlendi, olmadı. Yanan gözlerinin önünde kara kara bir şeyler uçuşuyordu. Oysa şöyle derim böyle derim diye gecelerce ölçmüş biçmişti. Bütün o ölçüp biçtiklerini unutuvermişti.
Yatağına yaklaştı, çömeldi. Az önce arkaya attığı bir tutam saç sarkıyordu. Elini uzattı, alnını yokladı: "Uuu... ateşin var!"
Konuşurken altın dişi parlamıştı gene sarı sarı. Bayılıyordu. Saçını geriye atışı, sarı sarı gülüşü... Hiç kimse ondan daha güzel olamazdı. Halasına göre de-ğildi. Kabaydı halası, pisti. Ne diye az sonra buradan çıkacak, pamuk toplayan halasının yanına gidecekti? İstemiyor. Halasının yanına gitmesin, yan yana pamuk toplamasınlar, gülümsemesinler birbirlerine bakarak...
Pantolon cebinden gene o ufacık, pırıl pırıl kutuyu, kapağında kendinden kabartma harflerle Krem pertev yazılı kutuyu çıkarmıştı. Biliyordu, Atebrin ya da kinin içirecekti. İçemiyordu. Gırtlağından geçmiyordu. Geçse bile acı acı bulaşıyordu ağzının içine... Ama çaresiz, yatağı yanına çömelmişti bile. Başını kaldırdı yastıktan ilkin, dizine koydu.
"Aç ağzını!"
"Su? Susuz mu?"
Altı dişiyle sarı sarı gülerek başını yeniden yastığa koydu, gitti, alaçığın kapısı yanındaki bakır güğümden bakır tasa su doldurup geldi. Ilık su, kan gibi. Tekrardan az önceki gibi çömeldi, şakakları atan sıcak başı yastıktan dizine kaldırdı.
"Hadi bakalım, davran!"
İstemiyor, istemiyor Atebrini de kinini de.
"Aç, aç ağzını, aç ağzını diyorum!"
Dişlerini mahsustan sıkıyor. İstiyor ki başı dizinde uzun uzun dursun.
"İçirecem sana, ne yapsan içirecem!"
Yatağa iki diziyle çöktü, kucağına çekti. Oooh, böyle daha iyiydi:
"İçemiyorum, vallahi içemiyorum!"
Ufacık, çocuk elleriyle bacaklarını tutmuş sıkıyordu.
"İçeceksin!"
"iki gözüm kör olsun ki içemiyorum, midem bulanıyor!"
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.O sabah gene geldi. Beklemiyordu oysa. Yanıyordu. Cayır cayır yanıyordu sıtma nöbetinden. Alaçığın kapısında durmuştu ilkin, başının bir hareketiyle alnındaki bir tutam saçı arkaya atmıştı, sonra da yanına gelip gülmüştü altın dişiyle sarı sarı.
"Nasılsın?"
Birden şaşırdı. Baktı, yüreği çarpa çarpa baka. Nasıldı? Karşılık vermesi gerekiyordu ama nasıl bir karşılık? Niyetlendi, olmadı. Yanan gözlerinin önünde kara kara bir şeyler uçuşuyordu. Oysa şöyle derim böyle derim diye gecelerce ölçmüş biçmişti. Bütün o ölçüp biçtiklerini unutuvermişti.
Yatağına yaklaştı, çömeldi. Az önce arkaya attığı bir tutam saç sarkıyordu. Elini uzattı, alnını yokladı: "Uuu... ateşin var!"
Konuşurken altın dişi parlamıştı gene sarı sarı. Bayılıyordu. Saçını geriye atışı, sarı sarı gülüşü... Hiç kimse ondan daha güzel olamazdı. Halasına göre de-ğildi. Kabaydı halası, pisti. Ne diye az sonra buradan çıkacak, pamuk toplayan halasının yanına gidecekti? İstemiyor. Halasının yanına gitmesin, yan yana pamuk toplamasınlar, gülümsemesinler birbirlerine bakarak...
Pantolon cebinden gene o ufacık, pırıl pırıl kutuyu, kapağında kendinden kabartma harflerle Krem pertev yazılı kutuyu çıkarmıştı. Biliyordu, Atebrin ya da kinin içirecekti. İçemiyordu. Gırtlağından geçmiyordu. Geçse bile acı acı bulaşıyordu ağzının içine... Ama çaresiz, yatağı yanına çömelmişti bile. Başını kaldırdı yastıktan ilkin, dizine koydu.
"Aç ağzını!"
"Su? Susuz mu?"
Altı dişiyle sarı sarı gülerek başını yeniden yastığa koydu, gitti, alaçığın kapısı yanındaki bakır güğümden bakır tasa su doldurup geldi. Ilık su, kan gibi. Tekrardan az önceki gibi çömeldi, şakakları atan sıcak başı yastıktan dizine kaldırdı.
"Hadi bakalım, davran!"
İstemiyor, istemiyor Atebrini de kinini de.
"Aç, aç ağzını, aç ağzını diyorum!"
Dişlerini mahsustan sıkıyor. İstiyor ki başı dizinde uzun uzun dursun.
"İçirecem sana, ne yapsan içirecem!"
Yatağa iki diziyle çöktü, kucağına çekti. Oooh, böyle daha iyiydi:
"İçemiyorum, vallahi içemiyorum!"
Ufacık, çocuk elleriyle bacaklarını tutmuş sıkıyordu.
"İçeceksin!"
"iki gözüm kör olsun ki içemiyorum, midem bulanıyor!"
kitap
