sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da % 20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Yapı Kredi Yayınları, Roman, 9789753638029, 160 Sayfa, Temmuz/2014
Kitabın 124. ve 125. sayfalarından  tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.

Aşağıdan, gölün üzerinden, kahkahalar geliyordu. Birbirini bellerinden tutan çiftler, bitip tükenmez bir yolculuğa çıkmışlar gibi, hiç durmadan dolaşıyorlardı. Gazinonun ikide birde açılan kapısından dışarı müzik sesi ve ayak patırtısı vuruyordu. Kaymaktan yorulanlar sırtı tırmanarak gazinoya doğru gidiyorlar, herhalde grog içerek kızışmak ve biraz dans etmek istiyorlardı.
Eğleniyorlardı. Yaşıyorlardı. Ve ben, kafamın içine ve yalnız kendi ruhuma kapanmakla onların üstünde değil, altında bulunduğumu anlıyordum. Şimdiye kadar zannettiğim gibi, kitleden ayrılmanın bir hususiyet, bir fazlalık değil, bir sakatlık demek olduğunu hissediyordum. Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu? Şu ağaçlar, onların dallarını ve eteklerini örten karlar, şu ahşap bina, şu gramofon, şu göl ve üzerindeki buz tabakası ve nihayet bu çeşit çeşit insanlar hayatın kendilerine verdiği bir işi yapmakla meşguldüler. Her hareketlerinin bir manası vardı, ilk bakışta göze görünmeyen bir manası. Ben ise, dingilden fırlayarak, boşta yuvarlanan bir araba tekerleği gibi sallanıyor ve bu halimden kendime imtiyazlar çıkarmaya çalışıyordum. Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu.
İşte bu andan itibaren bende, hayatımın istikametine hâkim olan değişme başladı. Lüzumsuzluğuma, faydasızlığıma bu andan itibaren inandım. Ara sıra hayata tekrar döner gibi olduğum, yaşadığımı zannettiğim oldu. Hatta bunları düşündükten birkaç gün sonra, yepyeni bir vaziyet, beni bir müddet için tesiri altına aldı ve oyaladı. Fakat ruhumun en derin bir köşesinde bu kanaat yeryüzünün bana ihtiyacı olmadığı kanaati, her zaman için yerleşip kaldı. Hiçbir hareketim onun tesirinden kurtulamadı; ve bugün de, aradan bu kadar uzun seneler geçtiği halde her şeyi, bilhassa cesaretimi büsbütün kırarak beni etrafımdan tamamen uzaklaştıran o ânın bütün teferruatını, hatırlıyorum; o zaman kendi hakkımda verdiğim hükümlerde hata etmiş olmadığımı görüyorum...
Koşa koşa asfalt yola geldim ve Berlin'e doğru yürümeye başladım. Dün akşamdan beri bir şey yememiştim, fakat midemde açlıktan ziyade bir nevi bulantı hissediyordum. Bacaklarımda yorgunluk değil, gövdeme doğru yayılan bir gerilme vardı. Bu sefer ağır ağır ve düşüncelere dalarak gidiyordum. Şehre yaklaştıkça ümitsizliğim artıyordu. Bundan sonraki günlerimin ondan ayrı olarak geçeceğini bir türlü kabul edemiyor, bu ihtimali ciddilikten uzak, gülünç, imkânsız buluyordum... Hiçbir zaman başımı eğip yalvarmaya gidemezdim. Böyle bir şey hem elimden gelmez, hem de bir faydası olmazdı... Çocukluğumda kurduğum hayallere benzeyen, fakat onlara nazaran daha delice, daha saçma ve daha kanlı şeyler tasavvur ediyordum: Gece, tam onun Atlantik'te numara yaptığı sıralarda, kendisini telefona çağırmak, rahatsız ettiğim için af diledikten sonra, kısaca veda ederek, mikrofon başında kafama bir kurşun sıkmak, ne güzel olurdu! Bu müthiş sesi duyunca, evvela ne olduğunu anlamayarak bir müddet duracak, sonra deli gibi "Raif! Raif!" diye bağırıp benden bir cevap almaya çalışacaktı. Yerde son nefesimi verirken ihtimal ki, bu sesleri de duyar ve gülümseyerek ölürdüm. Benim nereden telefon ettiğimi bilmediği için çaresizlik içinde çırpmacak, polise haber veremeyecek ve ertesi gün elleri titreyerek gazeteleri karıştırıp, esrarı çözülemeyen bu facia hakkındaki tafsilatı okurken kalbi nedamet ve yeis içinde çırpınacak, ömrünün sonuna kadar beni unutamayacağını, kendimi kanla hatırasına bağladığımı anlayacaktı.
Şehre yaklaşmıştım. Gene aynı köprülerin altından ve üstünden geçtim. Akşam olmaya başlamıştı. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Küçük bir parka girip oturdum. Gözlerim yanıyordu. Başımı arkaya atarak gökyüzüne baktım. Karlar ayaklarımı donduruyordu. Buna rağmen saatlerce oturdum. Vücuduma garip bir uyuşukluk yayıldı. Burada donup kalmak ve ertesi gün sessiz sedasız bir yere gömülüvermek... Maria günlerden sonra, tesadüfen bunu haber alınca ne yapardı? Yüzü nasıl bir şekil alırdı? Bütün yaptıklarına nasıl pişman olurdu?
Düşüncelerim hep onun etrafında dönüp dolaşıyordu. Kalktım ve tekrar yola düzüldüm. Şehrin ortalarına gelmek için daha saatlerce yürümem lazımdı.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

28 Haziran 2013 Cuma

59 Yazardan Yeraltına Mektuplar Var...

# 59 Yazardan Yeraltına Mektuplar Var... #

Haziran 2012’de Kitap-lık dergisinde kapak konusu olan bir proje 59 yazarın katılımıyla kitaba dönüştü.

Murat Yalçın’ın hazırladığı Yeraltına Mektuplar kitabına 59 yazar hayatta olmayan yazarlara yazdıkları mektuplarla katıldı.


Behçet Çelik'ten Sabahattin Ali'ye;


Ne kadar gençmişsiniz. Kırk bir yaş nedir, Allah aşkına. Üretkenliğiniz ve bu kısacık ömre sığdırdığınız roman, hikâye ve şiir kitaplarınız nedeniyle bu kadar genç öldüğünüze, öldürüldüğünüze inanmak zor, ama ne yazık ki öyle. Kim bilir daha ne romanlar, ne hikâyeler vardı aklınızda, daha neler yazacaktınız? Sizi düşündüğümde benim içimi yakan yazacaklarınızdan yoksun kalmış olmamız değil ama; sizin yapamadıklarınız – eşinizle ve kızınızla kim bilir nasıl hoş zamanlar geçirecektiniz, arkadaşlarınız sizin güzel sohbetinizden nasıl keyif alacak, mektup arkadaşlarınız kıvrak kaleminizden çıkan hoş şakalara nasıl güleceklerdi. Canınızın yandığı olacaktı haksızlıklara tanık olduğunuzda, bir küfür gönderecektiniz, güçlülerin güçsüzlere reva gördükleri zulüm karşısında içinizi öfke kaplayacaktı, ya da “İstek”teki gibi gene ölmek aklınızdan geçiverecekti kısa bir an için; sebepsiz bir keder, kafanızın içini öldürecek bir melankoli sizi saracak, onun etkisiyle kaleme kâğıda sarılacaktınız. Ya da bir vesile yaratıp –kamyonla peynir ticareti benzeri bir iş mesela– Anadolu’nun köylerini, kasabalarını gezecektiniz, içiniz açılacaktı şehirden uzaklaşıp yeni insanlar, yeni yerler tanıdığınızda. Daha bilenmiş olarak dönecektiniz, eşi dostu toplayıp yeni bir dergi ya da gazete yayınlamanın yollarını arayacaktınız.



İşte yazdığın kitap! Gecenin Sonuna Yolculuk, yaşamın ölümden, ölümün yaşamdan aldığı intikamların geçidi değil mi? Ama ne geçit! Avrupa, Amerika, Afrika’da insan... Savaşta, barışta, sahnede, sokakta, akıl hastanesi ve akıldışı düzen içindeki insana dair bir geçit ki bastığı yeri sarsıyor. Bu yüzden kitabın edebiyat anlayışını değiştiren bir yapıt olarak niteleniyor. Ayrıca tarihin tozlu sayfalarında kalmış filan da değilsin, hâlâ okunuyorsun, hâlâ çok güçlü bir referanssın. Buna sevinmeli mi üzülmeli mi bilemem ama, ütopya ve ideoloji yazmaktansa, insanın alacasını yazmanın yazara daha uzun bir ömür sağladığı ortada. Senin politik söylemlerin haklı olarak lanetlenirken, Gecenin Sonuna Yolculuk her daim el üstünde; çünkü insanlığın kargaşası aynen yazdığın dönemlerdeki gibi, ne aynısı, daha da beter biçimde sürüyor.



“Jerry, Molly ve Sam” öyküsünü bitirince durdum, kitabı kapatıp önümdeki sehpanın üzerine koydum. Sana mektup yazmaya da o anda karar verdim. Bugün 2 Ağustos 2012, senin ölüm yıldönümün. Tam 24 yıl olmuş. Yaşasaydın bugün 74 yaşında olacaktın ve bu 24 yıl içinde kim bilir ne öyküler, şiirler yazacaktın. Hayatta olsaydın bu mektubu sana ulaştırabilir miydim, emin değilim. Ulaştırsam da okuyamazdın, çünkü Türkçe yazıyorum. Ama şimdi beni duyumsadığını biliyorum. Bu da bilimsel açıklaması olmayan çok farklı bir şey. Bana yazarsan –yazacağına ve bir biçimde bana ulaşacağına inanıyorum– mektubun “Sevgili Okurum Cemil Kavukçu” diye başlasın. Yazışmamız sürmeyecek ama bir gün seninle karşılaşacağız. Balık avlayamasak bile konuşuruz, üstelik edebiyatı işe hiç karıştırmadan. İlk öykün yayımlandığında 22 yaşındaymışsın, ne güzel. Ama öykülerinin kitaplaşması için 16 yıl beklemen hiç de güzel değil. Thomas McGuane, Tobias Wolff, Amy Hempel de o kadar bekledi mi bilmiyorum. Aslında onların yazdıklarına da yabancıyım. Tek bildiğim, sizi “kirli gerçekçilik” akımı şemsiyesinin altında toplamaları. Böyle bir amacınız yoktu tabii. Bu tür yakıştırmaları, zaman zaman da zorlamaları yapanlar hep çıkar. İnegöl buluşmamız gerçekleşseydi, dere kenarında balıklarımızı yer şaraplarımızı yudumlarken bunu da sorardım sana. “Bu kirli gerçekçilik de ne iş Raymond Abi?” derdim.

---

Hazırlayan: Murat Yalçın - Yeraltına Mektuplar – 59 Yazardan Hayatta Olmayan Yazarlara | Yapı Kredi Yayınları, Mektup, 336 sayfa, Haziran 2013.

Bu alıntılar tanıtım amaçlı yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

27 Şubat 2013 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna, 70. Yıl Özel Baskı #

Sabahattin Ali'nin üç romanından biri olan Kürk Mantolu Madonna'nın 70. yılı dolayısıyla Yapı Kredi Yayınları bu romanı bir kereliğine mahsus olmak kaydıyla 5000 nüsha bastı ve her birini numaralandırdı. Biz de bu vesileyle kitaptan bir okuma parçası sunalım dedik...

----

20 Haziran 1933

Dün başımdan garip bir hadise geçti ve bana on sene evvelki başka birtakım hadiseleri yeniden yaşattı. Unutup gittiğimi zannettiğim bu hatıraların, bundan sonra beni hiç bırakmayacaklarını biliyorum... Hangi hain tesadüf dün onları yolumun üstüne çıkardı ve beni, senelerden beri dalmış olduğum derin uykudan, artık yavaş yavaş alıştığım hissiz uyuşukluktan ayırdı. Deli olacağım, yahut öleceğim dersem yalan söylemiş olurum. İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım... Ama nasıl yaşayacağım!.. Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!.. Ama ben dayanacağım... Şimdiye kadar olduğu gibi...

                                        

Yalnız bir şeye dayanmak artık benim için mümkün değil: Her şeyi kafamda yalnız başıma saklayamayacağım. Söylemek, bir şeyler, birçok şeyler anlatmak istiyorum... Kime?.. Şu koskocaman dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba? Kime, ne anlatabilirim? On seneden beri hiç kimseye bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Boşuna yere herkesten kaçmış, boş yere bütün insanları kendimden uzaklaştırmışım; ama bundan sonra başka türlü yapabilir miyim? Artık hiçbir şeyin değişmesine imkân yok... Lüzum da yok. Demek böyle olması icap ediyormuş. Yalnız söyleyebilsem... Bir kişiye olsun içimdekileri dökebilsem... Bunu sahiden istesem bile artık böyle bir insan bulmama imkân yok... Bende arayacak hal kalmadı... Kalsa da aramam... Zaten bu defteri neden aldım? Küçük bir ümidim olsa, dünyada en sevmediğim bu yazmak işine kalkışır mıydım? İnsanın muhakkak kendini boşaltması lazım... Dünkü hadise olmasaydı... Ah, dün her şeyi öğrenmiş olmasaydım... Şimdi eski ve belki de rahat hayatım devam edecekti...

Dün sokakta giderken iki kişiye rast geldim. Birini ilk defa görüyordum, öteki de dünyada bana belki en uzak insanlardan biriydi. Bunların hayatım üzerinde bu kadar müthiş tesirleri olabileceği aklıma gelir miydi?

Fakat mademki bir kere yazmaya karar verdim, her şeyi sükûnetle ve baştan anlatmalıyım... Bu takdirde birkaç sene, hatta on on iki sene geriye gitmek lazım... Belki de on beş... Fakat sıkılmadan yazacağım... Belki manasız tafsilat arasında asıl korkunç tarafları boğmak, onların tesirlerinden kurtulmak mümkün olur. Belki yazacaklarım yaşadığım kadar acı olmaz ve ben biraz ferahlarım. Birçok şeylerin zannettiğimden daha ehemniyetsiz, basit olduğunu görüp kendi heyecanımdan utanırım... Belki...

----

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali, Edebiyat / Roman, 70. Yıl Özel Baskı Şubat 2013, Yapı Kredi Yayınları.

Bu alıntı tanıtım amacıyla yapılmıştır.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

18 Ekim 2012 Perşembe

"Sabahattin Ali..."


“Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyordu.."

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, Yapı Kredi Yayınları.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

6 Ekim 2012 Cumartesi

Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?


"Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat daha makul değil miydi?"

Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, Yapı Kredi Yayınları.

Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

1 Eylül 2012 Cumartesi

Aşk dağıldıkça azalmaz!


‎"Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir."

 Sabahattin Ali kitapları, Kitap Galerisi'nde...

31 Ağustos 2012 Cuma

Sabahattin Ali Belgeseli - Sabah Yıldızı


Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Sabahattin Ali’nin yaşam hikayesini ve Türkiye’nin çalkantılı dönemlerini anlatan “SABAH YILDIZI” adlı belgesel film, 21 Eylülde vizyona giriyor.

 Belgesel; Almanya, Bulgaristan ve Türkiye de çekildi. Çekim ve araştırmaları iki yıl sürdü. Belgeselde Sabahattin Ali’nin aşkları, düşünceleri, edebiyatçı yönü araştırıldı ve anlatıldı.

Öldürülmesine giden süreci yakın arkadaşları filmde anlatmakta ve faili meçhul cinayetlere de yer verilmekte. Sinemanus Prodüksiyon olarak yapımcılığı yönetmenliği Metin AVDAÇ üstlendi. Sabahattin Ali kitapları, Kitap Galerisi'nde...