siren yayınları henry miller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siren yayınları henry miller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2013 Pazartesi

Clichy'de Sessiz Günler

Clichy'de Sessiz Günler, Henry Miller tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Siren Yayınları, Günlük, 9786055903466, 109 Sayfa, Haziran/2013

Kitabın 9.10. ve 11.sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır. 

Ben bu satırları yazarken karanlık çöküyor ve insanlar akşam yemeğine gidiyor. Paris'te sıklıkla görülen gri günlerden biriydi bu. Düşüncelerimi havalandırmak için mahallede bir tur atarken iki kent (New York ve Paris) arasındaki muazzam çelişkiyi düşünmeden edemedim. Aynı saat, aynı türden bir gün, fakat bu çağrışıma neden olan gri sözcüğünün kendisinin bile, Fransızlarda bir düşünce ve duygu dünyası uyandırma yetisine sahip gris sözcüğüyle ortak bir yanı yok sanki. Uzun zaman önce, Paris sokaklarında gezinip dükkân vitrinlerinde sergilenmekte olan suluboya tabloları incelerken, Payne grisi olarak bilinen rengin eksikliğinin farkına vardım. Buna değiniyorum çünkü Paris, herkesin bildiği gibi, grinin hâkim olduğu bir kenttir. Buna değiniyorum çünkü Amerikalı ressamlar suluboyada bu ısmarlama griyi aşırı ve saplantılı bir biçimde kullanır. Fransa'da grinin tonları sonsuzdur sanki ve burada grinin asıl etkisi hissedilmez.
Paris'te tanıdığım bu muazzam grilerin dünyasını düşünüyorum çünkü normal olarak bulvara doğru yürümem gereken bu saatte eve dönüp yazma arzusu duyuyorum; olağan alışkanlığımın aksine. New York'ta bu saatte günüm sonlanırdı ve içgüdüsel bir biçimde kalabalığın içine karışmış olurdum. Burada bütün renklerden, nüanslardan ve farklılıklardan yoksun olan kalabalık beni kendi içime yönlendirip odama dönmeye; imgelemimde şu anda eksik olan ve harmanlanıp sindirildikten sonra istikrarlı ve uyumlu bir varoluşun yaradılışı için gereken yumuşak, doğal grileri bir kez daha üretebilecek unsurları aramaya itiyor. Böyle bir günde, bu saatte, Rue Laffitte'in herhangi bir noktasından SacreCoeur Kilisesi'ne bakmak, beni mest etmeye yeter. Aç. ve yatacak yerden yoksun olduğum zamanlarda bile bendeki etkisi böyleydi. Burada, cebimde binlerce dolar olsa bile beni bu şekilde mest edecek başka bir manzara bilmiyorum.
Paris'te, gri bir günde kendimi genellikle Montmartre'daki Clichy Meydanı'na doğru yürürken bulurum. Clichy'den Aubervilliers'e kadar kafelerden, tiyatrolardan, sinemalardan, tuhafiyecilerden, otellerden ve randevuevlerinden oluşan uzun bir zincir uzanır. Burası, Paris'in Broadway'idir; Broadway'in 42. Cadde ile 53. Cadde arasındaki kısa bölümüne denk düşen bölgesi. Broadway hızlı, göz kamaştırıcı, baş döndürücüdür ve insanın oturacağı bir yer değildir. Montmartre ise uyuşuk, tembel, kayıtsız, biraz dökük ve köhnedir; görkemli olmaktan ziyade baştan çıkarıcı, harikulade olmaktan ziyade için için yanan bir ateş. Broadway heyecan verici görünür, hatta bazen büyülü; fakat ateş yoktur, sıcaklık yoktur orada - ışıl ışıl bir asbest sergisi, reklam ajanslarının cenneti. Montmartre dökük, soluk, köhne, ihmal edilmiş, tehlikeli, ticari ve bayağı bir semttir. Çekici olmaktan ziyade iticidir, fakat sinsice iticidir, ahlâksızlığın kendisi gibi. Neredeyse yalnızca fahişelerin, pezevenklerin, gangsterlerin ve kumarbazların doldurduğu küçük barlar vardır, ki önlerinden binlerce kez geçmiş bile olsan, sonunda seni bir şekilde içeri çekip ağlarına düşürürler. Bulvara çıkan ara sokaklardaki oteller o denli çirkindir ki içlerine girme düşüncesi bile insanı irkiltir; fakat yine de onlardan birinde bir gece, belki de bir hafta ya da bir ay geçirmek kaçınılmazdır. Hatta otele o kadar bağlanırsın ki günün birinde bütün hayatının dönüştüğünü keşfedersin; bir zamanlar pis, iğrenç, sefil bulduğun yer şimdi sana büyüleyici, müşfik ve harikulade görünmektedir. Montmartre'ın bu meşum cazibesi, büyük ölçüde açık seks trafiğinde yatar kanımca. Seks romantik değildir, özellikle ticarileşmişse, fakat Broadway'in en parıltılı halinden çok daha görkemli ve tahrik edici olan keskin ve nostaljik bir aroma yaratır. Cinsel hayatın loş ışıkta çok daha iyi serpildiği malumdur aslında; neon ışığın parlaklığında değil de, evdeki gölge ve ışık oyunlarında.
Clichy Meydanı'nın köşesinde Cafe Wepler bulunur; uzun süre gözde mekânımdı burası. Orada günün muhtelif saatlerinde ve her çeşit havada, içeride ve dışarıda oturmuşluğum var. Garsonların, işletmecilerin, kasiyerlerin, fahişelerin, müşterilerin, hatta tuvalet görevlilerinin yüzleri belleğime her gün okuduğum bir kitabın resimleri gibi kazınmış. Cafe Wepler'e ilk girdiğim günü anımsıyorum, 1928 yılıydı ve yanımda karım vardı; fahişenin tekinin terastaki küçük masalardan birinin üstüne kör kütük sarhoş yığıldığını ve kimsenin yardıma koşmadığını gördüğümde yaşadığım şoku anımsıyorum. Fransızların stoik kayıtsızlığı karşısında şaşırmış, dehşete düşmüştüm; hâlâ öyle düşünüyorum, o günden sonra keşfettiğim bütün iyi niteliklerine rağmen. "Önemli değil, fahişenin teki sadece... sarhoş." Kulaklarımda hâlâ yankılanan bu sözcükler beni bugün bile ürpertir. Fakat bu tavır fazlasıyla Fransızdır ve kabullenmeyi öğrenmezsen, Fransa'da geçireceğin zamandan pek hoşnut kalmazsın.
Büyük kafeler dışında her yerin soğuk olduğu gri günlerde akşam yemeğinden önce Cafe Wepler'de birkaç saat geçirmek için sabırsızlanırdım.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap