Kitabın 20. ve 21. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Tuttuğum ev çok güzeldi.
Sahibi eşyalarını içinde bırakmıştı, on dokuzuncu yüzyıldaki bir aristokrat evi gibi döşenmişti, oymalı konsollar, kadife berjer koltuklar, büyük aynalar, güzel kilimler vardı ama bunları öyle yerleştirmişlerdi ki hiçbir sıkışıklık duygusu yaratmıyordu, aksine huzur veren bir ferahlık sağlıyordu, geniş ve aydınlık pencerelerinde hep hafif bir meltem dolaşır, perdeleri kıpırdatırdı.
Kahvaltıyı oymalı tahta sütunları olan verandada yapardım, altın yaldızlı kumsalla birleştiği yerde açık yeşil olan deniz gitgide lacivertleşirdi, palmiyeler, kırmızı zakkumlar, istasyonun güneşle parlayan kubbesi görülürdü, bazen beyaz dalgalar belirirdi denizde.
Yerler karamela köpüğü renginde taşlarla döşenmişti, eve bir serinlik katardı, sabahları kalktığım zaman çıplak ayakla neredeyse bütün evi dolaşır, her penceresinden bakardım, zeytinlikler, dağlar, bağlar, kasaba, palmiyeler, zakkumlar, deniz, bahçedeki yaseminler, güller, begonyalar, meyve ağaçları, limonlar, Havva'nın olmadığı bir cennet gibiydi.
Köfteci Remzi gerçekten dostum olmuştu, her işime koşuyordu, eve bakacak bir de kadın bulmuştu, Hamiyet, tam adını koyamadığım biçimde, bütün insanlardan gizli bir günahı olanların, o kederli mi yoksa çok mu mutlu olduğu anlaşılamayan, günün içinde sürekli değişen ama hiç eksilmeyen gülümsemesiyle evin içinde dolaşır, ortalığı temizler, yemek pişirirdi.
Eşyalarla konuşurdu.
Konsollarla, masalarla, koltuklarla, her birine bir şeyler söylerdi, bir kere süpürgeyle kavga ederken yakalamıştım onu, eşyalarla konuşmadığı zamanlar bana kasabanın dedikodularını anlatırdı, onu dinlerken bir günahkârlar vadisine geldiğimi düşünürdüm, kasabadakileri tanıdıkça onun dedikoduları da birer yüz kazanmaya başlamıştı, kimden söz ettiğini biliyordum o anlatırken.
Uzun boylu, iri yapılı, geniş göğüslü bir kadındı, kendini sakınmazdı, yerleri silerken eteklerini baldırlarına kadar sıvar, bir şeyleri toplamak için yere eğildiğinde göğüslerinin gömleğinden taşmasına aldırmazdı.
O sabah biraz heyecanlı uyanmıştım.
Hamiyet, tabaklarla, yumurtalarla, masa örtüsüyle konuşa konuşa bana kahvaltı hazırlamıştı, bir gün önceki yağmur dinmiş, uçuk mavi gökyüzünde güneş ortaya çıkmıştı, çiçeklerle meyvelerin kokusuna ıslak toprakla çimenlerin kokusu karışmıştı.
"Kitapları beğenirsen gel" demiştim, "öyle söylememeliydim" diye düşünüyordum.
Çok uzun zamandır bir kadınla yemek yememiştim, yalnızdım, dünyanın, sanki ben yokmuşum gibi davranması, insanların kitaplarımın çıktığını bile fark etmemesi beni üzmüştü, küsmüştüm insanlara, orada burada dolaşıp insanlarla konuşarak onlarla barışmaya, onların haberinin bile olmadığı bu dargınlığı bitirmeye uğraşıyordum ama kendimi içine kapattığım o kalın duvarlı manastırın dışına çıkamıyor, o kırgın münzevilikten kurtulamıyordum.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder