4 Aralık 2013 Çarşamba

Malafa

Malafa, Hakan Günday tarafından yazılmıştır. http://kitapgalerisi.com'da %20 İndirim ve aynı gün kargoya teslim avantajıyla alabilirsiniz. | Doğan Kitap, Roman, 9789759914981, 210 Sayfa, Ekim/2005

Kitabın 57. 58. ve 59. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır. 

Saim, bir an için serbest bıraktığı sakallı köpekbalığının salonda dolaşmasından yararlanıp düz altın takımların durduğu bankoda oturan ve sirkülasyon kağıdını elinde tutan Mina'ya baktı.
"Birinci VlP'e sokacağım. Don Giovanni getir. İnceden tokarlayıp koluna tak."
Mina, Topaz'a yeni gelmişti ama Antalya'da eskiydi. Kevaşelikle işe başlamış, bir elektrik tesisatçısıyla evlenip Türk olmuş, sonra da bir tezgâhtar sayesinde iç turizm hizmetinden dışa yönelmişti. Akıllıydı. Elektrik tesisatçısı da öyle. Mart, eve kendisinden fazla tram getiren ahçiğe karışmıyordu. Mina'nın tezgâhtarlık kariyerinde yükselebilmek için ev dışında geçirdiği saatlerle de ilgilenmiyordu. Her şey taksitleri ödemek içindi. Mina doğru adamlara zurnik çekiyor, büyük oynuyordu. Topaz'daki Rusçacıların başında bir Ahuska Türkü vardı: Haznar. Yirmi altında yaşındaydı ve banka hesabında altı yüz bin dolar vardı. Antalya center'larında çalışan ve Türki cumhuriyetlerden göçmüş bütün tezgâhtarların lideriydi. Kendisinden yirmi yaş büyük Azerilere, Kırgızlara, Kazaklara, Özbeklere, Türkmenlere avucunun içinde tango yaptırıyordu. Sadece üç yıldır Antalya'da olmasına rağmen bütün tatil köylerini ele geçirmişti. Kozan, Haznar'ın arkasında Moskovalı bir ailenin olduğunu düşünüyor ama yanılıyordu. Haznar'ın arkasında cesaretinden ve zekâsından başka hiçbir şey yoktu. Antalya bölgesine gelen ve dolar milyoneri olan Ruslarla ilişkiye girmek için, tezgâhtar çetesinden birkaç kişiyi Kundu'daki tatil köylerine müşteri olarak sokar, ceplerine birkaç bin dolar koyup havuz başında Rus mafyası avına çıkmalarını sağlardı. Ve tatilde tanıştığı Rus'a güvenen Rus, alışverişini yeni ahpariğinin götürdüğü center'da yapardı. Havuz başında tanışılan Rus, üç yüz dolar harcamaya değil, tram aklamaya gelmiş olandı. Yüz binlerce dolarlık alışverişin hanutunu alan Haznar, malların müşteri adresine teslimi ve tramın tahsil edilmesi gibi hizmetler de sunardı.
Ruslar, ülkelerindeki banka düzeneği eksikliği ve tramlannın renginden ötürü nakit harcarlar. Ödeyecekleri miktarı, mal tesliminde elden verirler. Malın, sınırlardan geçip adreslere gitmesi, safarinin başka bir tümdür. Bir zamanlar Batı'yı Doğıı'dan ayıran sadece Berlin Duvarı'yken artık ülke sayısı kadar duvar vardır. Ve o duvarlarda delik açmak için kime ne verilmesi gerektiği çok iyi bilinmelidir.
Haznar biliyordu. O kadar iyi biliyordu ki teslimata giden mallardan çalmasına göz yumuluyordu. Antalya'da bir servet kazanacak ve Ahıska Türklerinden oluşan çetesiyle uranyum işine girecekti. Bunuysa kimse bilmiyordu. Mina, Haznar'ın tatil köylerine yolladığı casuslarındandı. Ahçik iyi eğitilmişti. Saim'in ne demek istediğini hemen anlamış ve birinci kattaki siyah kemerli, altın, el yapımı Raymond Weil marka saati getirmek üzere merdivene açılan kapının ardında kaybolmuştu. Saim, sakallı marta yaklaşıp sordu:
"Yalnız mısınız?"
Mart, gözlerini kısıp Saim'in dudaklarına bakarak konuştu.
"Ne yazık ki evet."
Saim'in sorusu grupta birini tanıyıp tanımadığı üzerineydi ama mart çok yanlış anlamıştı, çünkü pörçtü. Eğer Saim gibi bir mart kendisine yalnız olup olmadığım sorarsa, mutlaka "Evet!" derdi. Hatta değilse bile yalan söylerdi. Saim, martın pörç olduğunu derhal anladı. Mina'yı tokar yapması için çağırdığına pişman oldu. Daha önce anlamadığı için de kendine sinirlendi. Hem de çok. Çünkü Saim'in pörçlerle ilgili anıları gözbebeği kadar karanlıktı.
Bir aile babasının pörç tokarlayarak tram kazandığı, dünya üzerindeki tek bahçe turizmdir. Ve bu bahçedeki çiçeklerin en zehirlisi, gündüz pörç tokarlayıp, gece çocuğunun annesini öpen tezgâhtarın gündelik hazmıdır. Birçok şeyi umursayarak Antalya'ya gelenler tramın umursamamaktan geçtiğini öğrenir ve kendilerini hayal bile edemeyecekleri hallerde bulurlar. Tezgâhtar, satmak zorunda olan kişidir. Eğer müşterisi de kendisi gibi martsa önce konuşur. İkna edemezse patayı kaldırıp, kolye takarken martın voruna dayar. Tecavüze uğrayacağını düşünen turist malı alır ve camperler. Çok diretiyorsa bir tabanca çıkarıp masaya konur. Böylesi satışlar pasan dükkânlarında olağandır. Kimse, komşusu silah zoruyla satıyor diye selamını kesmez. Herkes bilir. Turistin tramını almak için mutlaka bir yol bulunması gerektiği bilinir. Turist, satın almak zorunda olan kişidir.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.

kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder