Kitabın 386. ve 387. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.
Amberley Malikânesi'nin yıllık balosu bir hafta sonra yapılacak olsa da Lord Beckworth'ün Londra'dan gelişini kutlamak için samimi bir bahçe partisinin uygun olacağı kararlaştırılmıştı. Partiye Carrington'lar, Courtney'ler ve Lampman'lar, ayrıca Bayan Stanhope, papaz ve eşi ve alaydaki iki subay davet edilmişti. Kuzey çimenliğine, ormana ve dereye yakın tarafa masalar kurulmuştu.
Lord Eden son birkaç günü mutsuz geçirmişti. Orduya katılmaya ve mümkün olursa İspanya'daki savaşa iştirak etmeye kesin olarak kararlıydı. Verdiği kararlar dışarıdan ne kadar bencilce görünürse görünsün, insan bazen canı ne istiyorsa onu yapmalıydı. İnsanın sevdikleri için bile vazgeçemeyeceği kadar önem verdiği şeyler vardı. Ve onun için ülkesine hizmet eden bir asker olmak vazgeçemeyeceği kadar önemliydi. Eğer savaşa katılmazsa tam bir erkek, tam bir insan olamayacağını hissediyordu. Ve tam bir insan olmadan ne tam bir oğul olabilir, ne tam bir kardeş olabilir, ne de tam bir koca olabilirdi.
Yaz sona ermeden orduya katılma fikrini henüz annesi ya da kız kardeşi ile konuşmamıştı. Onu konuşmaktan alıkoyan ne korkaklık ne de üşengeçlikti. Yalnızca onlara tüm planlarını anlatmak istiyordu ama henüz kendisi de neyi planladığını bilmiyordu. Bayan Purnell ile evlenecek miydi? Ya da en azından onu hâlâ bu evliliğe ikna etmeye çalışacak mıydı?
Bu konuda ilk başta son derece kararlıydı. Ona evlilik teklif etmiş, bu niyetinden Edmund'a da söz etmişti. İkisi de bu evlilik fikrine açıkça karşı çıkmamıştı. Ama Made-line'in limonlukta ona söylediği şeyleri aklından çıkara-mıyordu. Madeline'in sözleri aynı şekilde kendi aklına da geliyordu ama bunları kesin bir şekilde bastırmıştı.
İlk başta, Bayan Purnell ile evlenmenin Edmund'un değil, kendi sorumluluğu olduğunu düşünmek çok kolaydı. O zamanlar ağabeyinin kararına karşı mücadele etmek, istemediği nişanlısını onun sırtından almaya çalışmak güzeldi. Londra'dan ayrıldıkları ana kadar bile bu gayet mümkündü. O ana kadar zaten o kadar çok skandal olmuştu ki bir tek olay daha ortadaki dedikodulara bir şey ilave etmezdi.
Ama Amberley Malikânesi'ne taşınmalarından sonra durumun artık son derece resmi ve değiştirilemez olduğunu kabul etmeliydi Eden. Bayan Purnell bütün komşularına Edmund'un nişanlısı olarak tanıtılmıştı. Pek çok komşularının evinde ağırlanmış, Edmund ile birlikte kiliseye gitmiş, Peterson'ları ziyaret etmiş ve onunla birlikte cenazeye de katılmıştı. Haftaya da balo vardı.
Bayan Purnell'i ağabeyinden ayırıp onunla evlenme fikri artık inanılmayacak kadar safça geliyordu kulağa. Bunun asil bir hareket olmayacağı kesindi. Madeline haklıydı. Bunu kendisi de düşünmüştü. Ondan sonra Edmund bir daha asla başı yukarıda gezemeyecekti.
Lord Eden son birkaç günü mutsuz geçirmişti. Orduya katılmaya ve mümkün olursa İspanya'daki savaşa iştirak etmeye kesin olarak kararlıydı. Verdiği kararlar dışarıdan ne kadar bencilce görünürse görünsün, insan bazen canı ne istiyorsa onu yapmalıydı. İnsanın sevdikleri için bile vazgeçemeyeceği kadar önem verdiği şeyler vardı. Ve onun için ülkesine hizmet eden bir asker olmak vazgeçemeyeceği kadar önemliydi. Eğer savaşa katılmazsa tam bir erkek, tam bir insan olamayacağını hissediyordu. Ve tam bir insan olmadan ne tam bir oğul olabilir, ne tam bir kardeş olabilir, ne de tam bir koca olabilirdi.
Yaz sona ermeden orduya katılma fikrini henüz annesi ya da kız kardeşi ile konuşmamıştı. Onu konuşmaktan alıkoyan ne korkaklık ne de üşengeçlikti. Yalnızca onlara tüm planlarını anlatmak istiyordu ama henüz kendisi de neyi planladığını bilmiyordu. Bayan Purnell ile evlenecek miydi? Ya da en azından onu hâlâ bu evliliğe ikna etmeye çalışacak mıydı?
Bu konuda ilk başta son derece kararlıydı. Ona evlilik teklif etmiş, bu niyetinden Edmund'a da söz etmişti. İkisi de bu evlilik fikrine açıkça karşı çıkmamıştı. Ama Made-line'in limonlukta ona söylediği şeyleri aklından çıkara-mıyordu. Madeline'in sözleri aynı şekilde kendi aklına da geliyordu ama bunları kesin bir şekilde bastırmıştı.
İlk başta, Bayan Purnell ile evlenmenin Edmund'un değil, kendi sorumluluğu olduğunu düşünmek çok kolaydı. O zamanlar ağabeyinin kararına karşı mücadele etmek, istemediği nişanlısını onun sırtından almaya çalışmak güzeldi. Londra'dan ayrıldıkları ana kadar bile bu gayet mümkündü. O ana kadar zaten o kadar çok skandal olmuştu ki bir tek olay daha ortadaki dedikodulara bir şey ilave etmezdi.
Ama Amberley Malikânesi'ne taşınmalarından sonra durumun artık son derece resmi ve değiştirilemez olduğunu kabul etmeliydi Eden. Bayan Purnell bütün komşularına Edmund'un nişanlısı olarak tanıtılmıştı. Pek çok komşularının evinde ağırlanmış, Edmund ile birlikte kiliseye gitmiş, Peterson'ları ziyaret etmiş ve onunla birlikte cenazeye de katılmıştı. Haftaya da balo vardı.
Bayan Purnell'i ağabeyinden ayırıp onunla evlenme fikri artık inanılmayacak kadar safça geliyordu kulağa. Bunun asil bir hareket olmayacağı kesindi. Madeline haklıydı. Bunu kendisi de düşünmüştü. Ondan sonra Edmund bir daha asla başı yukarıda gezemeyecekti.
Bu kitabı KitapGalerisi'nden bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz.
kitap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder